Türkiye’de uzun yıllardır “Dünya Barış Günü” 1 Eylül tarihinde demokratik kitle örgütleri, sendikalar ile sol, sosyalist siyasi parti ve yapıların katılımıyla kutlanıyor. Buna karşın, ikibinli yılların başından itibaren Birleşmiş Milletler (BM) ve pek çok ülke tarafından kutlama 21 Eylül’de yapılıyor.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği başta olmak üzere diğer sosyalist ülkeler, Nazi Almanya’sı ordusunun 1 Eylül 1939 tarihinde Polonya’yı işgal ederek, İkinci Paylaşım Savaşı’nı başlattığı günü “barış içinde bir dünya için mücadeleyi” anımsatması amacıyla tarihte ilk kez “Dünya Barış Günü” olarak kutlamaya başlamış. Bundan yıllarca sonra, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun her yıl açılış tarihi olan eylül ayının üçüncü salı günü 1981 yılında “Uluslararası Barış Günü” olarak ilan edilmiş. Bu tarihten yaklaşık 20 yıl sonra, 2001 yılında da 21 Eylül “Barış Günü” olarak BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş. Başka bir ifadeyle, kapitalist dünyanın “resmi” barış günü 21 Eylül.
Ne mutlu ki Türkiye’deki kutlamalar, Dünya Barış Günü’nün reel sosyalizmin varlığında ilan edilmiş tarihi ve gerekçesiyle kutlanmaya başlanmış ve devam ediyor. Özellikle “düşük yoğunluklu savaş” yıllarında Türkiye’deki demokrasi güçleri doğrudan kendi ülkesi için de somut bir talep olmasıyla birlikte, gerekçesi ve anlamı daha da yakından hissedilen, yaşanan ve gereği yapılmaya çalışılan bir güne dönüşmüş. Zaman zaman aksaklıklar, geri duruşlar yaşansa da çoğu zaman 1 Mayıs kutlamaları gibi birlikteliğin canlı tutulmasına yönelik özeni biliyoruz.
Türkiye’de 40 yılı aşan bir süredir devam eden “düşük yoğunluklu savaş” kamuoyunda bilinen sekizinci ateşkesin sonrasında taraflar arasında devam eden müzakereler sonrasında bir “antlaşma” ile sonlanmak üzere. Söz konusu antlaşmanın içeriğinin yansıtıldığı “Çerçeve Yasa” 10 Ağustos’ta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmi Gazete’de “7595 sayılı Kanun” olarak yayımlanarak yürürlüğe girdi. Söz konusu “Antlaşma-Yasa” uygulama aşamasında sorun yaşanmadan hayata geçebilirse artık “düşük yoğunluklu savaş” sonlanmış olacak. Türkiye tarihinde böyle bir aşamaya ilk defa ulaşılabilindi. Ümidimiz sürecin en kısa sürede tamamlanabilmesi. Tamamlandığı tarihten itibaren Türkiye’de “barış” değil, “barışın kalıcılaşması” talebi için mücadele etmek öne çıkabilecek. Çatışma çözüm süreçleri literatüründe ifade edildiği gibi, “antlaşma” aşaması tamamlandığında-kalıcılaştığında “normalleşme” aşaması başlayabilecek. Türkiye halklarının, yaşayabilmek için hem emek gücünü satmak zorunda olanların hem de çalışmak zorunda olanların hakları, refah ve mutluluğu, özgürlüğü için birlikte mücadelesinin önündeki engeller büyük ölçüde kalkmış olacak. Öyle ki bu mücadele sürecinin Türkiye’de kapitalizmi aşmayı hedefleyen bir aşamaya evrilmesi bile mümkün olabilecektir.
Tekrarlamak pahasına bir defa daha söylemek gerekirse; “antlaşmanın”-7595 sayılı Yasa’nın uygulanması süreci umut edildiği gibi tamamlanabilirse Türkiye’de demokratikleşme, adalet, toplumsal eşitlik başta olmak üzere, “demokratik cumhuriyet, birlikte özgür ve eşit yaşam” için amasız, fakatsız birlikte ortak mücadelenin önüne koyduğumuz “engeller” de kalkmış olacak.
O nedenle, 2026 yılında “1 Eylül Dünya Barış Günü” kutlamalarını meydanlarda hep birlikte kitlesel kutlamalara dönüştürmekle ilgili adımların atılması ve gerçekleşmesi öncelikle DEM Parti’nin seçim ittifakı siyasi parti ve yapılara düş(m)üyor(mu?). Bu soruya “evet” yanıtı verebilmek ve gereğini yapabilmek bu zamana kadar yaşananlardan karşılıklı olarak seçmenin ve yöneticilerin aklında kalan irili ufaklı birçok sorunun yerini alabilecek, birlikte mücadele için umudu büyütebilecek ve kıymet verilen bir adım olacaktır.