Bir soruşturma dosyasını okurken bazen en önemli ayrıntılar suçlamaların yazıldığı bölümlerde değil, şirketin kuruluş hikâyesinde gizlidir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın IQ Money Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para AŞ hakkında hazırladığı iddianame, ilk bakışta yasadışı bahis operasyonu gibi görünse de sermaye yapısından lisans sürecine, banka denetimlerinden yüz milyarlarca liralık para trafiğine kadar uzanan geniş bir skandalı gözler önüne seriyor. Önceki yazılarımdan birinde bu köşede IQ Money isimli ödeme şirketine ilişkin iddiaları kaleme almış, aynı konuyu televizyon ekranlarında da ayrıntılarıyla anlatmıştım.
Aradan geçen sürecin ardından iddianame düzenlendi. İddianamede yer alan bilirkişi ve uzman tespitleri, yazımda dikkat çektiğim hususların önemli bir bölümünü ortaya koyuyor. İddianamedeki tespitler yargılama sonucunda mahkeme tarafından değerlendirilecek olsa da dosya finansal gözetim mekanizmalarını ciddi bir tartışmaya açıyor.
Türkiye’de ödeme kuruluşu olabilmek için yerine getirilmesi gereken en kritik şartlardan biri olan başlangıç sermayesi, iddianamenin en çarpıcı kırılma noktalarından birini oluşturuyor. Küresel “dört büyük” denetim şirketinden biri olan KPMG ve yeminli mali müşavir raporlarında, sermayenin tek pay sahibi Ferkan Çelik tarafından nakden ve tamamen ödendiği belirtilerek Merkez Bankası’ndan faaliyet izni alındı. Merkez Bankası denetim raporu ve banka kayıtları ise gerçeğin çok farklı olduğunu ortaya koydu.
Sermaye olarak gösterilen 6 Milyon TL tek seferde yatırılmadığı; 1.5 milyon lirayı aşmayan tutarların kısa süreler içinde art arda yatırılıp çekildiği, 28 Kasım 2019 itibarıyla hesapta bakiye dahi kalmadığı belirlendi. Dahası da var. Resmi belgelerde sermayenin tamamını Ferkan Çelik’in yatırdığı yazarken banka kayıtlarında 3 milyon 300 bin liralık kısmın Nuran Duran ve Mustafa Duran tarafından ödendiği tespit edildi.
Yani gizli ortaklar. Benzer bir döngünün 2021 yılında da tekrarlandığı ve sermaye muvazaasının (danışıklı işlem) sistematik hale getirildiği vurgulandı. Faaliyet izni verilmeden önce Merkez Bankası’na Mustafa Duran ile şirket arasında hiçbir bağ bulunmadığına dair yazılı beyan sunulmasına rağmen, yaklaşık bir yıl sekiz ay sonra Mustafa Duran’ın yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirilmesi dikkat çekti.
Ayrıca Duran’ın özgeçmişinde yer alan “London School of Economics” eğitimini doğrulayacak belgelerin istenmesine rağmen ibraz edilemediği kaydedildi. Savcılık, Ziraat Bankası, Akbank, Şekerbank, QNB ve VakıfBank gibi birçok bankanın benzer gerekçelerle ticari ilişkilerini sonlandırdığını belirtti. Uluslararası literatürde “shell merchant” (kabuk işyeri) olarak adlandırılan bu yapının özellikleri dosyada net bir şekilde kendini gösterdi.
IQ Money ödeme kuruluşunun POS cihazlarını kullanan, yoğun hesap hareketleri bulunan şirketler incelendiğinde birbirinin kopyası olan internet siteleri, piyasa fiyatının altındaki ürünler ve sanal ofis adresleri ortaya çıkıyor. Kısa sürede çok yüksek cirolara ulaşarak faaliyetini sonlandıran şirketler... VakıfBank örneğini ele alalım.
16 Kasım 2021’de imzalanan sanal POS sözleşmesi, kartların bahis kodlarıyla eşleşmesi, sosyal mühendislik kaynaklı “fraud işlemleri” ve internet sitelerinin aynı formatta hazırlanması nedeniyle yaklaşık iki ay sonra (12 Ocak 2022) tek taraflı feshedildi. Bence iddianamenin en sarsıcı kısmı, şirketin faaliyet izninin 22 Kasım 2023 tarihinde iptal edilmesine rağmen para trafiğinin durmadığını gösteren veriler. İptal tarihinden sonra geçen 2.5 aylık sürede EFT ve FAST üzerinden 1.4 milyar lira (841 bin işlem) gerçekleştirildi.
Açıklamalarda doğrudan “sahabet”, “bet”, “betkom” gibi yasadışı bahis ifadeleri yer aldı. Bekir Ilgın hesabında sadece 6 günlük sürede 37 milyon TL girişçıkış saptanırken Universal Yazılım hesaplarında aynı dönemde 70-74 milyon TL’lik bakiye bırakmayan “geçiş hesabı” hareketleri görüldü. Analiz kapsamındaki sadece 23 kişi ve şirketin IQ Money üzerinden gerçekleştirdiği toplam işlem hacmi yaklaşık 124 milyar lira oldu.
Bu tutara Bozkurtlar E-Ticaret ve Rosemoon E-Ticaret (yaklaşık 2.5 ayda 14 milyar TL’yi aşkın işlem) eklendiğinde rakam 155 milyar lirayı aştı. TMSF’nin kayyımlık döneminde hazırladığı raporlar, şirketin içini boşaltma yöntemlerini de gözler önüne serdi. Anlatayım.
Mesela şirket, İstanbul Fatih’teki bir taşınmazı 60 milyon liraya satın aldı. Oysa taşınmazın emlak vergi değeri yaklaşık 3.5 milyon, bağımsız değerleme piyasa değeri ise yaklaşık 3.1 milyon lira olarak belirlendi. Bu yolla işletmeden yaklaşık 56 milyon lira çekildiği iddia edildi.
Odin Fintech üzerinden Almanya’daki şirketlere satış sözleşmeleri ve emlak vergisi açıklamalarıyla milyonlarca Avro aktarıldığı ve suç gelirlerinin yurtdışına çıkarıldığı öne sürüldü. Uzatmadan bitireyim. Mesele şu: Bu iddianame yalnızca bir ceza davası değil; Türkiye’deki ödeme sistemlerinin, bağımsız denetim raporlarının ve düzenleyici denetim mekanizmalarının ne kadar büyük bir risk altında olduğunu gözler önüne seren kritik bir belgedir.
Yargılama süreci, bu yapının nasıl büyüdüğünü ve denetimlerin neden yetersiz kaldığını hukuki zeminde netliğe kavuşturacaktır. Fakat işin özünde nasıl bir örümcek ağı ile karşı karşıya olduğumuzu görelim istiyorum.