Dünya Kupası yalnızca bir futbol turnuvası değildir.
Bazen bir ülkenin kendisini dünyaya anlatabileceği en büyük sahnedir.
Siyasetin çözemediği sorunlara doksan dakikada çare olamaz.
Ama insanlara, bütün farklılıklarına rağmen aynı zeminde buluşabileceklerini hatırlatır.
FIFA'nın kuruluşunda da bu düşüncenin izleri vardır.
Dünya Kupası’nın fikir babalarından Jules Rimet'in hayalinde futbol, savaşlarla bölünmüş dünyada ülkeleri yeniden birbirine yaklaştırabilecek bir güçtü.
Bu nedenle Dünya Kupası'nın ev sahipliği yalnızcastat, otel ve ulaşım meselesi değildir.
Bir ülkenin dünyaya ne söylemek istediğiyle de ilgilidir.
Mustafa Kemal Atatürk, hayatının büyük bölümünü savaş meydanlarında geçirmiş bir komutandı.
Fakat bize bıraktığı en büyük miraslardan biri barıştı: Yurtta sulh, cihanda sulh.
Kurtuluş Savaşı'nda karşı karşıya geldiği Yunanistan'ın eski Başbakanı Eleftherios Venizelos'un 1934'te Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesi, tarihin dikkat çekici sayfalarından biridir.
Savaş meydanlarının iki tarafı, yıllar sonrabarışın aynı cümlesinde buluşmuştu.
2030 Dünya Kupası, yüzüncü yıl nedeniyle üç kıtaya yayılan tarihi bir organizasyon olacak.
2034'te ise turnuva Suudi Arabistan'dadüzenlenecek.
İşte Türkiye tam da bu nedenle bugünden konuşmalı.
Çünkü böyle bir Dünya Kupası birkaç yıl kala akla gelecek bir fikir değildir.
TARİHİMİZ DE COĞRAFYAMIZ DA BİZİ İŞARET EDİYOR
Türkiye'ninyalnızca organizasyon kapasitesi değil,dünyaya anlatacak bir tarihi de var.
Burası yalnızca iki kıtayı birbirine bağlayan bir ülke değil; medeniyetlerin buluştuğu, farklı inançların ve kültürlerin iz bıraktığı, imparatorlukların yükselip tarihe karıştığı kadim şehirler diyarı.
Binlerce yıllık tarihin farklı dönemleri bu topraklarda birbirinin izini taşıyor.
Farklı diller, farklı kültürler, farklı inançlar ve farklı medeniyetler...
Hepsi bu coğrafyanın hafızasında bir yer bulmuş.
Belki de bu yüzden Türkiye'nin coğrafyası, Dünya Kupası'nın anlatmak istediği tek kelimeyi söylüyor:
Asya ile Avrupa'nın kesiştiği bu topraklar, yüzyıllardır farklı dünyaların birbirine açılan kapısı.
Üstelik Türkiye'ninbüyük uluslararası futbol organizasyonlarını gerçekleştirme tecrübesi de var.
Ama asıl mesele kapasiteden daha büyük: Türkiye'nin eksiği imkân değil, ortak hedef etrafında birleşecek irade.
2038 için bugün karar vermek zorunda değiliz.
Ama bugün çalışmaya başlamak zorundayız.
Cumhurbaşkanlığı hamiliğinde, TFF öncülüğünde, Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın desteğiyle, kulüplerin, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin ve Türk sporunun bütün paydaşlarının aynı masada buluşacağı bir çalışma başlatılmalı.
Altyapıdan ulaşıma, sürdürülebilirlikten insan haklarına kadar FIFA'nın aradığı kriterler bugünden çalışılmalı.
Ve FIFA'nın kapısı, adaylık takvimi açıklandığında değil, çok daha önce çalınmalı.
Çünkü büyük organizasyonlar yalnızca dosyayla değil, dosyadan öncekurulan ilişkilerle de kazanılır.
Biz Dünya Kupası'nı yalnızca maç oynatmak için istememeliyiz.
BU TARİHİ FIRSATI DOĞRU DEĞERLENDİRİRSEK BAŞARIRIZ
2038'de dünyanın gençleri Türkiye'de buluşsun.
Atatürk'ün vefatının 100. yılında, “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen bir ülkenin stadyumlarında dünyanın bütün bayrakları yan yana dalgalansın.
Bir zamanlar savaş meydanlarında karşı karşıya gelen milletlerin çocukları, bu kez aynı topun peşinden koşsun.
Türkiye onlara yalnızca kapılarını değil, tarihini de açsın.
Asya ile Avrupa'nın, geçmiş ile geleceğin, farklı kültürlerin ve insanların buluştuğu bu coğrafyada dünya yeniden aynı oyunun etrafında kenetlensin.
Ve 2038'de Dünya Kupası'nın yolu Türkiye'ye düştüğünde, dünya yalnızca futbol için değil, buluşmak için de burada olsun.
Bu fikrin büyüklüğünü ve 2038'in taşıdığı tarihi anlamı doğru anlatabilirsek, dünya Türkiye'de buluşabilir.