3 Kasım 1948 günü Cumhuriyet Gazetesi’nin ikinci sayfasında emekli süvari subayı Behçet Bağatır’ın bir mektubu yayınlanır ve şöyle bir çağrıda bulunur: “…birkaç senedir ağır bir hastalıktan dolayı evinde yatıyor. Bu kahraman komutana - eşi de vefat ettiğinden dolayı – ordudan verilmiş bir er hizmet ediyor. Hafıza ve zekâsı idrak ve mütalaa hassaları tam yerinde olan bu fedakâr albaya son zamanlarını daha rahat geçirebilmek için İzmir Belediyesinin bir hastabakıcısının tayini çok yerinde bir hareket olacaktır.
Bunu hatırlatmanızı rica ederim.” Bu çağrı karşılık buldu mu bilemeyiz ama üç yıl sonra, 6 Kasım 1951 günü bahsi edilen albayın vefat ettiği bilgisi gazetelere yansır. Cenazesi, Beşiktaş Çitlembik Sokak 20 numaradan alınarak Sinan Paşa Camii’nde kılınan namazın ardından Yahya Efendi dergâhında toprağa verilir. Bağatır’ın bahsettiği kişi “9 Eylül” denilince ilk akla gelen isimdir: Yüzbaşı Şerafettin...
Yani 9 Eylül 1922 günü İzmir’e giren ve Hükümet Konağı’na şanlı Türk bayrağını çeken Şerafettin İzmir… *Yüzbaşı Şerafettin “ÜÇÜNCÜ KILIÇ” 1922 senesinin ilk aylarında Buhara Halk Şûraları Cumhuriyeti tarafından gönderilen diplomatik heyet beraberinde Emir Timur’a ait üç kılıç ile bir Kuran-ı Kerim’i Ankara’ya getirir. Heyetin hediye ettiği kılıçlardan biri Mustafa Kemal Paşa’ya, biri İsmet Paşa’ya verilirken ve üçüncüsü de ileride İzmir’e ilk girecek olan komutana verilmesi için bizzat Gazi Paşa’ya emanet edilir. Mustafa Kemal Paşa da emanet kılıcı alırken “…bu kutsal kitabı millete, kıymetli kılıcı da İzmir fatihine teslim edeceğim.
Allah’ın izni ile İnönü ve Sakarya zaferlerini kazanan milli ordumuz, İnşallah çok yakında bu kılıcı da kazanmış olacaktır” cümlesini kurar. 9 Eylül 1922 günü Türk ordusu İzmir’e girdikten sonra Mustafa Kemal Paşa da 15 Eylül Cuma günü kılıcı Yüzbaşı Şerafettin’e takdim eder. *Ilgın manevralarında Buhara kılıçlarıyla M. Kemal ve İsmet Paşalar.
“İZMİR’E GİREN DİĞER KOMUTANLAR” Fahrettin (Altay) Paşa’nın “10 Yıl Savaş ve Sonrası” adlı kitabında İzmir’e giriş de anlatılır. Altay’ın “Sabah güneşinin tatlı ışıkları altında bir tablo” olarak betimlediği İzmir’e 9 Eylül 1922 günü 2. Tümenin öncülüğünde, Binbaşı Reşat komutasındaki 4.
Alayın girdiğini, alayın önünde ise Yüzbaşı Şerafettin komutasında iki bölük askerin bulunduğunu ifade eder. Ardından da Yüzbaşı Şerafettin’in Hükümet Konağı’na vardığında şanlı Türk bayrağını göndere çektiğini vurgular. Öte yandan o günün tanıklarından Yüzbaşı Abdurrahman Özgen “Millî Mücadelede Türk Akıncıları” adlı kitabında, kanıksananın aksine İzmir’e ilk olarak kendi birliklerinin girdiğini belirterek şu bilgiyi paylaşır: “…Sabahleyin önceden İzmir’e giren 1.
Süvari Tümeni’nden 14. Alay’ın 3.Bölük Kumandanı Yüzbaşı Zeki (Doğan) olmuştu. Saat Kulesi’nin önünde askeri Sarı Kışla’nın kapıları önlerinde bekleşiyorlardı. (…) Ansızın Kemeraltı tarafından 65 yaşlarında milli çarşaflı bir kadın koşa koşa yanımıza geldi. ‘Gazanız mübarek olsun çok şükür Allah bizlere bugünleri gösterdi’. (…) Bu yaşlı kadın pelerinin altından bir Türk bayrağı çıkardı. ‘Evlatlarım, ben de bir asker anasıyım, bu bayrağı bugün için sakladım.
Alınız, bunu buraya çekiniz’ dedi. Yüzbaşı Zeki Bey bayrağı aldı, üç kere öperek Yüzbaşı Fikret (Yüzatlı) Bey’le birlikte bana ‘haydi hep beraber yukarı çıkalım, bu bayrağımızı çekelim” dedi. (…) Arkadaşlarımın önlerine düşerek balkona çıktık. Direkteki Yunan bayrağını Zeki Bey indirdi.
Ağlaya ağlaya sevinç gözyaşları dökerek şanlı bayrağımızı direğe çektik.” Özgen bir süre sonra yanlarına Yüzbaşı Şerafettin’in geldiğini, Hükümet Konağı’na da bayrak çekmek istediğini söyler. Özgen; “Yüzbaşı Şerafettin Bey (…) Hükümet Konağına bayrak çekmek için Zeki beyden iki nefer istedi. (…) Zeki Bey bana dönerek ‘Abdurrahman Bey kardeşim, haydi iki nefer al, Şerafettin Bey’le beraber git ve Hükümet Konağı’na da Bayrağı çekiniz’ dedi. Ben kendi bölüğümden iki nefer alarak, Hükümet Konağına koşa koşa gittik.
Şanlı Bayrağımızı direğe bağlamak için ip yoktu. (…) Uçkurlarımızdan keserek ip yerine bağladık. Ve bu surette buraya da Türk bayrağını çekmiş olduk” diye anlatır. Özgen kitabında ayrıca, İzmir’e ilk giren ve Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını çekenlerin Yüzbaşı Zeki Doğan, Yüzbaşı Fikret Yüzatlı ve kendisinin olduğunu ifade eder ve ilk unvanı verilecekse kendilerine verilmesi gerektiğini söyler.
Elbette o gün farklı noktalardan İzmir’e girerek göndere bayrak çeken, adı bilinmeyen daha nice asker vardır. Yüzbaşı Şerafettin’in Hükümet Konağı’na bayrağı çekmesi onu bu konuda özel kılarken, unutulan hatta bilinmeyen bir asker daha satır aralarında gizlidir: Yüzbaşı Necati Bey… “YÜZBAŞI NECATİ” Yüzbaşı Necati (Gedik) Bey’in adına Müfit Ekdal’ın bir kitabında denk geliriz.
Ekdal, Kadıköy’de Mühürdar Caddesi 42 numarada yaşayan Trabzon milletvekili Süleyman Sırrı Gedik’i anlatır bize. 16 Kasım 1938 günü Atatürk’ün naaşı Yavuz Zırhlısı ile İzmit’e nakledilirken Süleyman Sırrı Bey de gözyaşlarıyla bu yolculuğu dördüncü kattaki evinin penceresinden takip eder. Bu hüzünlü anda yanındaki oğlu Necati’ye dönerek şu cümleyi kurar: “Artık hayatın ne neşesi ne de heyecanı kaldı.
Her şey bitti”. Ne acıdır ki altı ay sonra Süleyman Sırrı Bey de vefat eder. Ekdal’ın kitabında denk geldiğimiz Necati Gedik’in yani Yüzbaşı Necati Bey’in kim olduğu ise yeğeni Prof.
Dr. Süleyman Gedik’in bir yazısında ortaya çıkar. Dedesi ile aynı adı taşıyan Prof.
Dr. Süleyman Gedik, ‘İstihkâm subayı’ olan amcası Yüzbaşı Necati Bey’i “İzmir’in kurtuluşu sırasında kente giren Cumhuriyet ordusunun yüzbaşısı” olarak tanıtır. Savaştan sonra İnhisarlar İdaresi’nde imalat şefi olarak çalışan Yüzbaşı Necati Bey, Nafia Hanım ile evlenir, Hayriye adında da bir kızı dünyaya gelir.
1944 senesinde de vefat eder. Amcasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için görüştüğüm Prof. Dr.
Süleyman Gedik maalesef detaylı bir bilgiye sahip değildi. Yüzbaşı Gedik’i daha da ilginç kılansa ünlü edebiyatçımız Tomris Uyar’ın amcası olmasıydı. Bugün 9 Eylül…
Bundan 104 yıl önce Türk orduları İzmir’e girdi ve Kurtuluş Savaşı zaferle neticelendi. Bir asır sonra satır aralarında öğreniyoruz İzmir’e girenlerden birinin Yüzbaşı Necati olduğunu… O günü yaşayan ve isimleri bilinmeyen veya unutulan kaç kişi vardır kim bilir.
Bu toprakları bize vatan yapanları minnetle anarken, zaferimiz daim, İzmir’in kurtuluşu da kutlu olsun!