sondakika.com
Son Dakika

Abbas’ın Ankara ziyareti ve Türkiye’nin Filistin diplomasisi

Abbas’ın Ankara ziyareti, klasik bir diplomatik/protokol temasından çok, Türkiye’nin uzun süredir yürüttüğü Filistin diplomasisinin tamamlayıcı bir unsuru olarak görülebilir.

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Exeter Üniversitesi Arap ve İslam Çalışmaları Enstitüsü Doktora Sonrası Araştırmacı Dr. Mehmet Rakipoğlu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Türkiye ziyaretinin arka planını AA Analiz için kaleme aldı.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 12 Ağustos’ta Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmi törenle karşılanması, iki ülke arasında yıllardır süregelen diplomatik hattın yeni bir durağını teşkil etmektedir. Görüşme sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti için mücadelenin sürdürüleceğini ifade ederken, Abbas ise Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı bölgesel istikrar açısından önemli bulduğunu belirtmiştir. Ziyaret, yalnızca ikili ilişkilerin değil, Türkiye’nin Hamas ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile eş zamanlı sürdürdüğü temasların da sınandığı, İsrail’e karşı net duruşun bir kez daha kayda geçtiği bir zeminde yer almaktadır.

Abbas’ın Ankara ziyareti aslında bir örüntüye tekabül ediyor. Nitekim Filistin Devlet Başkanı Abbas, İsrail’in Gazze'ye saldırılarının ve soykırımın arttığı bir dönemde (14-15 Ağustos 2024) Türkiye’yi ziyaret ederek Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) olağanüstü oturumunda Genel Kurul’a hitap etmişti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde konuşma hakkına sahip olduğu gibi Abbas’ın da TBMM’de konuşma hakkına sahip olduğunu ifade etmiştir. Abbas o gün kürsüden Gazze’ye gideceğini duyurarak Gazze’siz bir Filistin devletinin mümkün olmadığını söylemişti. Daha sonra Abbas, kuşatma altındaki Gazze’yi ziyaret etmişti. O dönem gözlemciler, ziyaretin sembolik ağırlığının Hamas-Fetih ayrımını aşan kapsayıcı bir mesaj taşıdığını ve Ankara’nın Filistin siyasetinde Batı Şeria ile Gazze arasında bir tercih yapmadığını vurgulamışlardı.

Aradan geçen iki yılda tablo büyük ölçüde değişmişti. 2024’teki ziyaret, Eski Hamas Lideri İsmail Heniyye suikastının yarattığı şokun ve Ankara-Hamas ilişkilerinin sorgulandığı bir dönemde Türkiye’nin Fetih kanadını da kucaklayan kapsayıcı bir Filistin siyaseti izlediğini göstermeye yönelikti. 2026’daki temas ise Gazze’de savaş sonrası düzenin, silahsızlanma tartışmalarının ve bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden kurulduğu bir eşikte gerçekleşmiştir. İki ziyaret arasındaki süreklilik, Ankara’nın Filistin davasını hangi konjonktürde olursa olsun aynı ısrarla gündemde tuttuğunu ve söylemin yıllar içinde neredeyse hiç değişmediğini göstermektedir.

Abbas’ın ziyaretini önceki temaslardan ayıran asıl fark, Türkiye’nin artık yalnızca söylemsel değil, kurumsal bir güvenlik ağırlığıyla masaya oturmasıdır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Abbas’ın da ortak basın toplantısında özellikle vurguladığı bir başlık olmuştur. Abbas, İsrail saldırganlığının sınır tanımadığı bir dönemde bölgesel sahiplenme vizyonu çerçevesinde tasarlanan anlaşmayı bölgesel istikrar ve İslam ümmetinin çıkarları açısından bir başlangıç noktası olarak nitelendirmiştir. Bu ifade, tesadüfi olmaktan ziyade Ankara’nın klasik diplomatik desteğinin artık somut bir savunma çerçevesiyle desteklendiğini göstermektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basın toplantısında Siyonist yayılmacılığa dair kullandığı sert dil, işgal, gasp ve zorla göç ettirme politikalarına yönelik doğrudan eleştirisi, Mescid-i Aksa ve Halilürrahman’daki provokasyonlara karşı duruşun yinelenmesi bu güvenlik zemininin söylemsel karşılığını oluşturmaktadır. Filistin’de yaşanan can kayıpları ve yerinden edilmelerle ilgili Birleşmiş Milletler (BM) verilerinin doğrudan aktarılması, Ankara’nın meseleyi soyut bir dayanışma söyleminden çıkarıp somut rakamlarla uluslararası kamuoyuna taşıma çabasının bir örneğini teşkil etmektedir. Abbas’ın kendi payına, Filistin Yönetimi’nin İsrail tarafından alıkonulan yaklaşık 6,5 milyar dolarlık kaynak nedeniyle mali darboğazda olduğunu dile getirmesi, Mekke Anlaşması’na atfettiği önemi daha da anlamlı kılmaktadır. Mekke Anlaşması’nın güvenlik boyutunun ekonomik dayanışmadan ayrı düşünülmemesi gibi, Filistin’de yıllardır süregelen İsrail işgali de güvenlik baskısıyla ekonomik ablukayı birbirinden koparılamaz biçimde iç içe geçirmiştir.

Ziyaretin belki de en dikkat çekici yönü zamanlamasıdır. Abbas Ankara’ya gelmeden kısa süre önce Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın İstanbul’da Hamas liderliğiyle görüşerek Gazze’de ateşkesin ikinci aşamasının yol haritasını ele alması, Türkiye’nin FKÖ ve Hamas ile aynı anda, kesintisiz temas kurma pratiğinin sürdüğünü göstermiştir. Bu ikili kanal, Ankara’nın Filistin siyasetindeki asıl özgüllüğünü oluşturmaktadır: FKÖ’nün uluslararası meşruiyetini güçlendirirken Hamas’ı da sürecin dışında bırakmayan, ideolojik ayrımı önceliklendirmeyen bir yaklaşım söz konusudur.

Bu yaklaşımın temelinde, işgale karşı hukuka dayalı bir Filistin devletinin inşasına diplomatik, siyasi, askeri-güvenlik ve kültürel boyutlarıyla katkı sunma iradesi yatmaktadır. Filistinli öğrencilerin ve yaralıların Türkiye’de ağırlanması, Abbas’ın da teşekkürle andığı bir başlık olmuştur. Bu durum, Ankara’nın yaklaşımının yalnızca zirve diplomasisiyle sınırlı kalmadığını, gündelik insani pratiğe kadar uzandığını göstermektedir. Aynı çizginin İsrail’e karşı tarafı ise değişmemektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Netanyahu hükümetini Filistin’i uluslararası gündemden düşürmekle suçlaması, iki yıl önce TBMM kürsüsünden yükselen sözlerle aynı eksende durmaktadır.

Dolayısıyla Abbas’ın Ankara ziyareti, klasik bir diplomatik/protokol temasından çok, Türkiye’nin uzun süredir yürüttüğü Filistin diplomasisinin tamamlayıcı bir unsuru olarak görülebilir. Mekke Ortak Savunma Anlaşması bu politikaya yeni bir güvenlik boyutu eklerken, Hamas ve FKÖ ile sürdürülen paralel temas, Türkiye’nin Filistin içi birliği gözeten tutumunu bir kez daha teyit etmiştir.

[Doç. Dr. Mehmet Rakipoğlu, Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Exeter Üniversitesi Arap ve İslam Çalışmaları Enstitüsü Doktora Sonrası Araştırmacıdır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Anadolu Ajansı sayfasına gidin.

www.aa.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü