sondakika.com
Son Dakika

ABD'de solun merkezle hesaplaşması

Trump döneminde Demokrat seçmenin tercihi değişiyor. Zohran Mamdani’den Abdül el Sayed’e uzanan tablo, merkezci adayların yerine ilerlemeci ve sol çizgideki isimlerin tabandan güç kazandığını gösteriyor.

Fotoğraf: Cumhuriyet

New York’ta bir belediye başkanı, seçim gecesi kürsüye çıktığında “demokratik sosyalist” kelimesini bir özür gibi değil, bir bayrak gibi taşıdı. Bundan on yıl önce aynı sahnede aynı kelimeyi telaffuz etmek, bir Amerikan siyasetçisi için intihara yakın bir hataydı. Zohran Mamdani’nin New York’u kazanması orada kalsaydı, münferit bir durum olarak okunabilirdi.

Ama arkasından gelenler bir eğilimi doğruluyor: Maine’de Graham Platner, Seattle’da Katie Wilson, Washington DC’de Janeese Lewis George ve son olarak Michigan’da Abdül el Sayed hepsi merkez adayları önseçimlerde eleyerek yükseldi. Bu artık Demokrat Parti içindeki “bir tuhaflık” olmaktan öteye geçti. Ortada net bir eğilim var: ABD’de 2.

Trump döneminde Demokrat seçmenler, Demokrat Parti’deki elitler yerine “ilerlemeci/ sol” çizgideki adayları tercih ediyor. İSRAİL’E KARŞIN BAŞARDI Burada tek ilginç olan solun sadece kazanması değil, nasıl kazandığı da önemli. Demokrat Parti’nin yakın tarihte İsrail’e koşulsuz destek neredeyse seçilebilirlik için önkoşuldu; bugün aynı tabanda Gazze’deki savaşı açıkça “soykırım” diye adlandırmak bir risk değil, tam tersi.

Abdül el Sayed, İsrail lobisinin desteklediği aday, yani sağın akıttığı oluk oluk paraya rağmen başarı elde etti. El Sayed kendisini “sosyalist” olarak tanımlamıyor. Ancak herkese sağlık güvencesi, zenginlerden vergi alınması, yapay zekâ firmalarının kamuya geçmesine verdiği destekle demokrat sosyalistlerin desteğini almayı başardı.

Tabii mesele yalnızca “daha fazla vergi, daha fazla sosyal konut” da değil; dış politikada da, ekonomide de, parti içi hiyerarşide de köklü bir dil değişimi yaşanıyor. Ve bu değişimi yukarıdan bir lider ilan etmedi; tabanın ön seçimlerde verdiği kararlar yönlendiriyor. Clinton’dan Obama’ya uzanan otuz yıllık “üçüncü yol” konsensüsü; Blair’in, Schröder’in de Avrupa’da tekrarladığı o merkezci teslimiyet, solun kendi ekonomik programını sürekli törpüleyip sağın diline yaklaştığı bir dönemin sonuna mı geliniyor yoksa?

Bugün ABD’de yaşanan, tam da o teslimiyete karşı tabanın isyanı sanki. Elbette merkez tamamen silinmedi; merkezin desteklediği isimlerin kazandığı cepheler de var. Ancak sol, merkezin lütfuna muhtaç, bir azınlık olmaktan çoktan çıktı.

El Sayed’in ABD Senatosu’nun ilk Müslüman üyesi olması olasılığı, bu sonuçların sadece Demokratlar için değil ABD demokrasisi için de önemine işaret ediyor. Sağın güçlü olduğu zamanlarda sol ne yapmalı, belki asıl soru bu. Rakibinin sahasında rakibin kurallarıyla mı oynamak, kendi kurallarını mı koymak?...

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü