sondakika.com
Son Dakika

“Ağaçların kokusunu sana getirebilsem!”

Filistinli kadın sinemacı Feyruz Hasan seneler boyunca İsrail zindanlarında tutulan babasına belgeseliyle bir kez daha ulaşma çabasında.

Fotoğraf: Bianet

Filistin’in sinema eğitiminde uzmanlaşmış tek yüksek okulu, Kudüs’teki Dar al-Kalima Üniversitesi son sınıf öğrencisi, maharetli kadın sanatçı Feyruz Hasan bir mahkûmun kızı olmanın manasını masaya yatırıyor.

Ömrü boyunca İsrail’in muhtelif cezaevlerinde tutulmuş babasını ziyaretleri sırasında edindiği izlenimler, aralarındaki mektuplaşma, muhtelif engellerden kaynaklı kopmalar ve tekrar buluşmalar, deneysel ögelerle bezeli kısa filminin özünü oluşturuyor.

Feyruz disiplinlerarası yaklaşımını odyovizüel performanslarında kullanan, bağıntısal sanatını hafıza ve psikolojik ufalanmayla harmanlayan, bireysel ve toplumsal tecrübelerde siyasi ve sosyal çevrelerin tesirini kurcalamayı seçmiş cesur bir kadın.

"Sevimli Kelebek (فراشة لطيفة/Lovely butterfly)" adlı 2026 Filistin yapımı 20 dakikalık şahsi belgeseli Visions du Réel’de gösterildikten sonra FID Marseille ve Curtas Via do Conde Festivalinde de yer almış meditatif bir film.

Ömürleri boyunca Hasan ailesinin tüm fertlerinin ruh hâlinin zindandaki aile reisine neler olacağının endişesiyle geçtiğine, aslında tüm ailenin maphusluk yaşadığına şahit oluyoruz.

Kelebeklerin kırılganlığı Filistin’de her an tehlike altında olan yaşamlarla benzerlikler taşıdığı gibi serbestçe uçmakta olan bir kelebeğin zarafeti zorla kaybedilmekte olan hislerin, yerle bir edilmekte olan coğrafyaların, insana dair olanların, güzelliklerin ve hatıraların parlak ve direngen sembolü hâline de dönüşebiliyor.

2003’ten 2015’e kadar babasını hapishanede annesiyle muntazaman ziyarete gitmiş olan Feyruz, güvenlik kaynaklı bir yasak yüzünden beş sene boyunca rutine ara vermek zorunda kalmış. 2020’de 18 yaşına basmış olduğundan ilk defa babasının yanına tek başına gidebilmiş.

20 senelik cezasını çekip çıkan babasının kısa bir süre sonra tekrar hapse atılmasından sonra Feyruz kendisiyle bir daha temas kuramadığını bize aktarıyor.

Belgesel boyunca aslında ikisini de daha çok arşiv fotoğrafları aracılığıyla tanıyor, duygu ve düşüncelerini kâh mektuplardan, kâh süreci analiz eden Feyruz’a ait üst sesten takip ediyoruz.

Babasını ne zaman özlese dijital haritalardan medet umuşuna, cezaevine giden yolu sanal olarak birebir katedişine, hapis ziyaretine hasret kalmışçasına bu tecrübeyi yaşamasına şahit oluyoruz.

Feyruz’un dediği gibi aslında Filistin’le alakalı hiçbir şeyin mutlak bir sona kavuşması çok uzun zamandır mümkün görünmediği gibi belgesel boyunca da aslında birçok şey bir izlenimler ve belirsizlikler silsilesi hâlinde peş peşe sıralanıyor; coğrafyaya ve insanlarına hâkim muğlak ve eğreti ruh hali adeta perdede vücut buluyor.

Baba mektuplarında Feyruz’a sevginin güzelliğini onunla kurduğu ilişki sayesinde deneyimlediğini ve hayatta bir şeylerin yaşanmaya değer olduğunu bu sayede öğrendiğini yazıyor.

Babasının elinin tükenmez kalem tutabildiği, yazmasına kol kaslarının gücünün yettiği zamanlarda daha fazla yazışmış olmaları yolundaki dileklerini Feyruz pişmanlıkla ifade ediyor.

“Aziz babacığım… seni özlüyorum… renkler donuk… her yer boş sensiz!”

Zorla kaybedilmiş olanlara ve onları arayan kalplere adadığı deneysel filmiyle Feyruz Filistin’in mücadelesine çok kişisel bir yaklaşım kullanarak dahil oluyor.

Dağların kokusunu ne kadar sevdiğini bildiği babasını ziyarete gittiğinde ağaçların kokusunu içinde saklayıp ona götürebilmeyi uman, hassas ruhlu bir ailenin duygusal bir ferdiyle karşı karşıyayız.

“20 sene boyunca kendimi üzgün hissettiğimde en azından aynı göğe bakıyoruz diye yüzümü semaya dönüyordum” manasındaki cümlenin her ikisinin ağzından çıkmış olma ihtimali yüksek; hepimizin zaman zaman yaşadığı benzer durumları da layıkıyla ifade etmiyor mu?

Lakin içeride geçen yıllar ve dışarıda meydana gelen hadiseler silsilesi bilhassa babanın küçük kız evladındaki değişimleri yakalama hususunda sanki yetersiz kalmasına yol açıyor. Büyümekte ve ister istemez hızla olgunlaşmakta olan Feyruz artık kırılgan bir kelebek olarak görülmeyi istemiyor. Hatta ailece seneler boyunca hepsini ziyaret etmiş olduklarını tahmin ettiğimiz İsrail cezaevlerinin isimleri, öfke ve nefret hislerini mümkün olduğunca bastırmak suretiyle de olsa filmde seyirciye tek tek hatırlatılıyor. Ofer, Ktzi’ot, Bir al Sabi’, Nafha ve Naqab zindanları arasında bir kıyaslama bile yapılıp “en iyisi” ve “en kötüsü” hakkında da kanaat belirtiliyor.

Ailenin her şeye rağmen zıpır olmayı başaran fertleri arasında yapıldığı anlaşılan sohbette Bir al Sabi’ aralarında en temizi olduğu için hakkında en iyisi deniyor ve babalarının içeride, dışarıdan tanıdığı insanlarla ortamı paylaşmasının da bu kanaatte mühim katkısı oluyor.

Ayazı insanı ısıran, aynı isimli çöldeki cezaevlerinden Naqab en kötüsü payesine layık görülmekle kalmıyor, Filistin özgürlüğüne kavuştuğu zaman, şaka yollu da olsa yıkılacaklar arasında birinci ilan ediliyor.

Bu arada halen her gün İsrail zindanlarından insanlık dışı muamele ve işkence haberleri gelmeye devam ediyor; sözde kaldığı çoktan belli ateşkeste İsrail ordusu ve işgalcileri Filistin halkına yönelik ölümcül saldırılarını sürdürüyor; dünyanın geniş bir kesimi ise olayları ses çıkarmadan izlemeyi tercih ediyor.

Kıyameti andıran bu korkunç vaziyette, baba eksikliğinden daima muzdarip olmuş, cezaevi dinamiğinin yol açtığı psikolojik ve politik tesirleri sanatıyla irdelemeyi ve anlamlandırmayı layıkıyla denemiş taze sinemacı Feyruz’u takdir etmek ve şimdiden dahil olduğu beynelmilel sanat piyasasında muvaffakiyet temenni etmek boynumuzun borcu.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü