Havalar mevsim sıcaklığının üstünde seyretmesine karşın birileri ayazda kalmış gibi tir tir titriyor. Özellikle bizim medya mahallesinde. Dünün muktedir yazar ve yorumcuları panik içinde.
Ekranlarda yıllarca “O da tutuklanacak; filanca da topun ağzında, falancayı da alacaklardı ama ben engelledim” diye caka satanlardan bazılarının ipi çekildi. İlginç olan; onlarla birlikte program yapan, köşe arkadaşı olan kalemşörler bu kez aynı tirada başladı: “Filanca da alınabilir. Hele bir Tahir konuşursa var ya?...” İddiaya göre Cem Küçük ’ü bir itirafçının ifadeleri yakmış.
Bu kişi ROK olabilir mi? Olabilir. Bakalım Cem Küçük’le Tahir Sarıkaya kimleri yakacak?
Anlamadığım tutuklanan bu isimlerin yıllardır, gelirleriyle orantısız bir yaşam sürdüğü ayan beyan ortayken neden şimdi düğmeye basıldı? Kriminal işlere bulaşanların yalılarında, otellerinde, teknelerinde beleş ağırlananlar, zarf içinde para alanların isimleri sanki bilinmiyordu. Cihan Ekşioğlu ’ndan Sezgin Baran Korkmaz ’a, Serdar Özyurt ’tan Halil Falyalı ’ya, Adnan Oktar ’dan Nuri Gökhan Bozkır ’a kadar pek çok kişinin PR’ını yapan bu isimlerin çarpık ilişkilerini bilmeyen mi vardı?
Sezgin Baran Korkmaz’dan para alan gazetecilerin ismi uzun süre tartışıldı ve sonra üstü kapatıldı. Orada da gazetecileri SBK ile tanıştıran ve haber yapmaları karşılığında SBK’den aldığı paraları dağıtan kişinin de Tahir Sarıkaya olduğu yazılıp çizilmişti. SBK’den zarf alan, sevgilisine araç tahsis ettiren gazetecilerin isim listesi var.
Bugüne kadar neden açıklanmadığını anlamak güç. EN ÇOK ROK SEVİNMİŞTİR Rasim Ozan Kütahyalı tutuklandığında Cem Küçük, “Rasim’in parayla ilgili bir sorunu var. Onunla oturduğunda konuyu bir şekilde paraya getirirdi.
Ben de onun yüzünden sıkıntı çektim. Gitmiş bir işadamından para istemiş, benim de adımı vermiş” demişti. Küçük’ün tutuklanmasına herhalde en çok ROK sevinmiştir.
ROK demişken aklıma geldi. Bundan beş altı yıl önce CHP’den tanıdığım bir abimiz telaşla beni aradı. Heyecanla “Rasim Ozan Kütahyalı ya da Nagehan Alçı ’yı tanıyor musun?” diye sordu.
“Hiç işim olmaz” deyince “Tüh!” deyip devam etti: “Oğlum Ali Ağaoğlu ’nun taşeronluğunu yapıyordu. Hak edişlerini alamadığı için bankalara ve şahıslara olan borçlarını ödeyemedi. İcra ve haciz davalarıyla boğuşuyordu.
Ali Ağaoğlu, Rasim ile Nagehan’ın yalılarına kış bahçesi yaptırıyordu. Bu iş için için oğlumu göndermiş. Orada Rasim ile tanışmış.
Rasim oğlumun zorda olduğunu öğrenince ‘Ben sana bankadan kredi çekerim ama bana da fazladan ödeme yapacaksın’ demiş. O da çaresizlikten kabul etmiş ve Rasim’e olan borçlarına karşılık senet imzalamış. Borçlarını ödediği halde Rasim senetleri teslim etmedi.
Bir süre sonra da senetlerin ödenmediğini söyleyip haciz işlemleri başlattı. Şimdi haciz memurları kapıda. Ne yapabiliriz?” Kendisine ancak haber yapabileceğimi söyledim.
“Peki” deyip kapattı. Bir saat sonra arayıp “Haberi yapma. Nagehan Hanım’ı aradık.
O halletti” dedi. Bu gazeteciler sadece para karşılığı haber yapmakla kalsa iyi. Kendilerine derin devletin adamı imajı vererek kamu kurumlarını da çiftlik gibi kullandılar.
İktidar kanadında iç hesaplaşmalar olmasaydı medyadaki kirli yapı da tasfiye olmayacaktı. Her işte bir hayır vardır.