sondakika.com
Son Dakika

Almanya: AfD'nin Saksonya-Anhalt’ta tek başına iktidar olasılığına karşı toplumsal seferberlik

Sanatçılar, sendikalar, kiliseler, bilim insanları ve göçmen örgütleri farklı kampanyalarla 6 Eylül seçimlerine müdahil olmaya hazırlanıyor. Ancak uzmanlar, AfD’yi büyüten toplumsal çözülmeye yanıt vermek için seçim zemininden daha geniş bir alana seslenmeyi öneriyor.

Kapak görseli son-dakika.com tarafından üretildi

Almanya Demokratik Cumhuriyeti'nin (Doğu Almanya) çökmesinden sonra Federal Almanya'ya katılan en eski doğu eyaletlerinden Saksonya-Anhalt'ta 6 Eylül’de yapılacak Eyalet Meclisi seçimlerine üç haftadan az kala seçim yarışı alışılmışın ötesine geçti.

Protofaşist AfD’nin ilk kez bir eyalette tek başına hükümet kurma olasılığı karşısında geniş ve heyecanlı bir toplumsal hareketlilik başladı.

Son Politix araştırmasında Almanya İçin Alternatif (AfD) yüzde 43 ile geleneksel sağ parti Hristiyan Demokratlar'ın (CDU) yüzde 23 önünde yol alıyor. Sol Parti yüzde 13, SPD yüzde 7, Yeşiller yüzde 5'te. Infratest dimap’ın temmuz sonu araştırması da AfD’yi yüzde 41’de gösteriyordu.

AfD’nin salt çoğunluğu kazanıp kazanmayacağı, yalnızca kendi aldığı oya bağlı değil. SPD ve Yeşiller'in ve diğer küçük partilerin yüzde 5 barajını aşıp aşmayacakları da bunda rol oynayacak.

Bu durumda seçim yaklaştıkça soru “AfD birinci parti mi olacak"tan “AfD tek başına iktidar mı olacak"a kayıyor.

“Gerçek vatan sevgisi”ni AfD’ye bırakmıyorlar

Son girişim, kendisini bağımsız ve partilerüstü olarak tanımlayan "Mehr als uns trennt (Bizi ayırandan fazlası)" derneğinin başlattığı “Wahre Heimatliebe ist…” – “Gerçek vatan sevgisi…” kampanyası çevresinde yürüyor.

Sandra Hüller, Christian Friedel, Anna Schudt ve Max Simonischek gibi tanınmış oyuncuların yanı sıra spor, bilim ve iş dünyasından ünlüler de kampanyaya katıldı. Spor Klübü SC Magdeburg Başkan Yardımcısı René Bethke, iş insanı Karl Gerhold, arkeolog Harald Meller, eski üniversite rektörü Anne Lequy ve BMW motor sporları ekip yöneticisi Torsten Schubert de destekçiler arasında.

Kampanyanın hedefi yalnızca “AfD’ye oy vermeyin” demekle kalmıyor. Afişler ve videoklipler, AfD’nin iktidar programının uygulamaya geçtiğinde bakım hizmetlerinden kültüre, ekonomiden eğitime kadar gündelik hayatta yaratacağı sonuçları göstermeye çalışıyor. Kampanyanın bir etkinliğinde eyaleti dolaşacak bir otobüsteki aktivistler, yurttaşlardan “Gerçek vatan sevgisi...” cümlesini kendi sözleriyle tamamlamalarını isteyecekler.

Kampanya bu yolla, AfD’nin uzunca zamandır tekelinde tutma gayretinde olduğu “Heimat – vatan/yurt” kavramını da siyasal mücadelenin konusu haline getiriyor.

Oluşan hareketlilik, bir “ünlüler kampanyası”nın ötesine taşınıyor. Alman Sendikalar Birliği DGB, “X Saksonya-Anhalt Biziz: Aktif ve dünyaya açık” kampanyasını destekliyor. Katolik Magdeburg Piskoposluğu’nun “Bilinçli oy ver” girişimi insan onuru, komşuluk ve dayanışmayı öne çıkarıyor. Kültür kurumları “Çeşitlilikten gurur duyuyoruz” kampanyası yürütüyor. Campact ise AfD’nin sandalye çoğunluğunu engellemek amacıyla SPD ve Yeşiller’in barajı geçmesini doğrudan sağlayacak "stratejik oy" çağrısı yapıyor.

Karşı seferberliğin belki de en dinamik ayağını ünlüler değil, AfD iktidarından doğrudan etkileneceklerini düşünen göçmenler oluşturuyor.

Saksonya-Anhalt Mülteciler Konseyi ve göçmen örgütleri 26 Ağustos’ta “ırkçılığa ve dışlanmaya karşı grev” çağrısı yaptı. Magdeburg ve diğer kentlerde göçmen kökenli esnafın 10.00-15.00 arasında dükkânlarını gönüllü olarak kapatması, ardından Eyalet Meclisi önünde miting düzenlenmesi planlanıyor. Çağrının sloganı kendisini anlatıyor: "Bugün kapılarımızı kapatıyoruz ki, yarın özgür ve demokratik toplumun kapıları kapanmasın.”

Kaygı doğuran yalnız AfD'nin göç politikası değil

Hareketliliği güdüleyen yeni öge, AfD’nin eyalet için hazırladığı programın seçim kampanyalarında olağan sayılan sert sağ söylemin ötesine geçtiği değerlendirmesi.

Saksonya-Anhalt Anayasayı Koruma Dairesi (Verfassungsschutz) AfD eyalet örgütünü “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak sınıflandırırken, AfD’nin “hükümet programı” metni özellikle kültür, eğitim, üniversiteler, kamu yayıncılığı ve siyasal eğitim alanlarında doğrudan kurumsal dönüşüm öngörüyor. Yükseköğretim Geliştirme Merkezi'nin (Centrum für Hochschulentwicklung) program üzerine yaptığı incelemeye göre AfD’nin üniversite politikası öğrenci ve çalışanların yönetime katılımını azaltmayı, araştırma ve öğretime daha fazla siyasi müdahale getirmeyi, Bologna sisteminden çıkmayı ve üniversitelerin uluslararası bağlarını zayıflatmayı hedefliyor. Kurumun görüşü, bunun bilim özgürlüğünü ve üniversite özerkliğini ciddi biçimde sınırlayacağı sonucuna varıyor.

Magdeburg’da aşırı sağ, antisemitizm ve ırkçılıkla mücadele alanında çalışan en saygın sivil toplum kuruluşlarından biri olan "Birlikte" (Miteinander) derneğinin aşırı sağ uzmanı David Begrich programın daha da vahim bir noktayı hedeflediği görüşünde.

Begrich’e göre bir AfD hükümeti, Saksonya-Anhalt’ı kültürden eğitime ve azınlıkların kamusal temsiline kadar “otoriter toplumsal dönüşüm laboratuvarına” çevirebilir. AfD’nin modelini burada başarıya ulaştırdıktan sonra diğer eyaletlere taşımayı hedeflediği öngürülüyor.

Bu nedenle karşı kampanyaların “demokrasiyi koruma” iddiası, yalnızca seçim günü iktidarın hangi partiye geçeceğinden öteye, toplumun kültürel ve kurumsal çoğulluğunu sürdürebilip sürdüremeyeceği sorusuna bağlanıyor.

Almanya’nın önde gelen toplum bilimcilerinden Steffen Mau, seçim arifesindeki Saksonya-Anhalt tablosunu yalnızca radikal sağcı propagandanın "başarısıyla" açıklamıyor. AfD’nin artık doğu Almanya’nın birçok belediyesinde gündelik hayatın içine yerleştiğini, çeşitli krizlerden ve siyasete yönelik derin güvensizlikten beslenen kalıcı bir seçmen tabanına dönüştüğünü söylüyor. Mau’ya göre artık yalnızca protesto oylarını toplayan geçici bir adres olmadığı için AfD'nin birkaç kampanya veya tekil hükümet tedbiriyle geriletileceğini beklemek gerçekçi değil.

Siyaset bilimci Benjamin Höhne de benzer biçimde AfD tabanı için “protesto seçmeni” açıklamasının artık yetersiz kaldığını düşünüyor. Höhne’ye göre AfD’nin önemli bir seçmen grubu neye oy verdiğini biliyor: Otoriter devlet anlayışı, çoğulculuğa ve uzlaşmaya duyulan tepki bu tercihin gitgide daha yerleşikleşen ögeleri. Parti aynı zamanda özellikle genç erkeklere ulaşmada ve yerel örgütlenmede rakiplerinden daha etkili.

Aşırı sağ araştırmalarıyla tanınan Matthias Quent ve Saksonya-Anhalt’taki yerel demokrasi örgütleri bu nedenlerle faşizm ve otoriterlikle mücadelenin seçim kampanyasına sıkıştırılmasına karşı çıkıyor.

Quent, aşırı sağ karşısındaki sessizliğin her zaman onay anlamına gelmediğini; çok sayıda insanın kendisini güçsüz ve etkisiz hissettiği için geride durduğunu söylüyor. Ancak bunun karşısına yalnızca bireysel aktivizm veya seri kampanyalar koymanın da yeterli olmadığını, kalıcı örgütlenmenin ve ortak toplumsal bir hedefin gerekliliğini savunuyor.

Miteinander’den Pascal Begrich de benzer bir öneri yapıyor: İnsanlarla yalnızca seçim arifesinde konuşmak yerine, küçük kentlerde ve kırsalda kalıcı demokratik buluşma yerleri yaratmak; yerel örgütleri ayakta tutmak ve sürekli “çöküş” anlatısının karşısına, insanların kendi hayatlarında deneyimleyebilecekleri başka toplumsal hikâyeler koymak. Bölgedeki sivil girişimler bu yaklaşımdan hareketle “seçimden sonra da burada olacağız” sloganıyla çalışmalarını sürdürüyor

Berlin'de Elif Eralp ve Sol Parti'nin yükselişi, toplumsal hoşnutsuzluğun sosyal adalet eksenli demokratik bir siyasete de yönelebileceğini gösterirken, Saksonya-Anhalt'taki kampanyalar aynı hoşnutsuzluğun orada neden AfD'ye yöneldiği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

Steffen Mau ve David Begrich gibi araştırmacılara göre, AfD'nin tek başına iktidarını önlemek önemli bir demokratik eşik olsa da, kalıcı sonuç, eşitsizlik, kamusal hizmetlerin gerilemesi ve temsil krizine toplumsal bir alternatif üretilebilmesine bağlı.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

3 kaynak

Gündem haberleri

Tümü