Bölgede yıllarca süren altın madenciliği, yalnızca ağaçların ortadan kalkmasına değil, toprağın üstteki verimli tabakasının da büyük ölçüde kaybolmasına neden oldu. Geriye kumlu ve besin bakımından fakir geniş alanlar kaldığı için yeni bitkilerin doğal yollarla tutunması oldukça zor hale geldi. Projenin amacı da doğrudan büyük bir orman oluşturmak yerine önce bu bozulmuş toprağı yeniden bitki yaşamına uygun hale getirmek.
TOHUMLARI ÖZEL TOPLARIN İÇİNE YERLEŞTİRDİLER
Çalışmada kullanılan tohumlar drondan doğrudan toprağa saçılmıyor. Her biri kil ve farklı organik maddelerden oluşan küçük topların içine yerleştiriliyor. Bu dış katman tohumu güneşten ve kurumaktan korurken aynı zamanda böcekler, kuşlar ve diğer hayvanlar tarafından yenme ihtimalini azaltıyor. Yağmurlar başladığında top çözülüyor ve içindeki tohumun çimlenmesi için uygun ortam oluşuyor.
Eski NASA mühendisi Lauren Fletcher'ın kurucuları arasında bulunduğu Flying Forests tarafından geliştirilen sistem, araziyi önceden haritalandırarak dronun hangi noktalara tohum bırakacağını belirliyor. Dron daha sonra belirlenen güzergâh boyunca uçuyor ve özel mekanizmasıyla dakikada 300'e kadar tohum topunu, yaklaşık yarım metrelik konum hassasiyetiyle araziye bırakabiliyor.
Peru'daki denemede başlangıç için doğrudan orman ağaçları yerine Crotalaria cinsinden dayanıklı bir baklagil tercih edildi. Bunun nedeni bitkinin zorlu koşullarda hızla büyüyerek çıplak toprağı örtmesi ve toprağın yeniden verimli hale gelmesine yardımcı olması. İlk bitki örtüsü oluştuktan sonra yerli ağaç ve çalı türlerinin bölgeye geri kazandırılması hedefleniyor.
4 DRONLA YILDA 40 MİLYON TOHUM HEDEFLENİYOR
Dron yönteminin en büyük avantajlarından biri hız ve erişim. Geleneksel yöntemlerde ekiplerin araziye girerek tohumları veya fidanları tek tek dikmesi gerekirken dronlar bataklık, dik yamaç veya madencilikten zarar görmüş ulaşılması güç alanların üzerinden uçabiliyor. Şirketin hesaplamasına göre dört drondan oluşan bir filo yılda yaklaşık 40 milyon tohum bırakabilecek kapasiteye ulaşabilir. Bu rakam 40 milyon ağacın kesin olarak yetişeceği anlamına gelmiyor; çimlenme ve hayatta kalma oranları bölgenin koşullarına göre değişiyor.
Peru'daki uygulamanın ardından bölgedeki gelişim takip edilmeye başlandı. Projenin uzun vadeli hedefi, madencilik nedeniyle ağır biçimde zarar gören Amazon arazilerinde önce toprağı iyileştiren bitkileri yaymak, ardından yerli ağaç türlerini geri getirerek orman ekosisteminin aşamalı olarak yeniden oluşmasını sağlamak. Benzer sistemlerin Brezilya, Endonezya ve Bahamalar'daki restorasyon çalışmalarında da kullanılması planlanıyor.