Ancak bu bulgu, 'Alzheimer'ı iyileştiren mantar bulundu' anlamına gelmiyor. Çalışmalar henüz erken aşamada ve sonuçların önemli bölümü bilgisayar modellemeleri ile hücre düzeyindeki araştırmalara dayanıyor. Araştırmacılar şimdi bu bileşiklerin ileride yeni ilaçların geliştirilmesinde kullanılıp kullanılamayacağını araştırıyor.
Malaya Üniversitesi'nden araştırmacıların üzerinde çalıştığı Pseudogymnoascus türleri, kutup bölgelerindeki son derece düşük sıcaklık, yoğun ultraviyole ışınları ve besin kıtlığı gibi zorlu koşullara uyum sağlayabiliyor. Bu hayatta kalma mekanizması sırasında mantarlar, başka ortamlarda daha az rastlanan çeşitli ikincil metabolitler üretiyor. Bilim insanlarının ilgisini çeken de bu doğal bileşikler.
2026'da yayımlanan bir genom çalışmasında Pseudogymnoascus griseus ve Pseudogymnoascus australis türlerinin genetik yapıları incelendi. Araştırmacılar, bu mantarların biyolojik açıdan aktif olabilecek özel metabolitleri üretmesini sağlayan gen kümelerini ortaya çıkardı. Bu durum kutup mantarlarının yeni ilaç adaylarının araştırılmasında önemli bir kaynak olabileceğini gösteriyor.
Pseudogymnoascus australis üzerinde yapılan başka bir çalışmada mantardan elde edilen 120 bileşik değerlendirildi. Bunların arasından dokuzunun kan-beyin bariyerini geçme ve merkezi sinir sistemine ulaşma açısından dikkat çekici özelliklere sahip olduğu hesaplandı. Özellikle 2-aminohexadecanoic acid (AHA) adlı bileşik öne çıktı.
Bilgisayar simülasyonlarında bu bileşiklerin, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarda rol oynayan sinir hücresi hasarıyla ilişkili glutamat reseptörleriyle etkileşime girebildiği görüldü. Daha önce Antarktika kökenli başka bir Pseudogymnoascus türünden elde edilen macrosphelide B adlı bileşiğin de hücre deneylerinde nöroprotektif, yani sinir hücrelerini koruyucu etki gösterdiği bildirilmişti.
Araştırmacılar bu nedenle kutup mantarlarının Alzheimer'a karşı yeni ilaçların geliştirilmesinde kullanılabilecek doğal bileşikler barındırabileceğini düşünüyor. Ancak mevcut sonuçlar bir tedavinin bulunduğunu göstermiyor. Çalışmada öne çıkan maddelerin önce laboratuvar ve hayvan deneylerinde, ardından başarılı olmaları halinde insanlarda denenmesi gerekiyor.