Yakın zamana kadar teknolojik ilerleme, gündelik yaşamdan kabloları, kâğıdı, kasetleri, defterleri ve beklemeyi çıkarmak gibi anlatılıyordu. Her şey daha hızlı, daha hafif, daha bağlantılı ve daha “akıllı” olacaktı. Oysa bugün dijital çağın içine doğan Z kuşağı, teknoloji dünyasının geride bıraktığı birçok nesneyi sahipleniyor: Kablolu kulaklık, basılı kitap, defter, kalem, plak, CD, analog fotoğraf makinesi, bulmaca veya el işi malzemeleri...
Bu dönüş yalnızca nostaljiyle açıklanamaz. Çünkü Z kuşağı, özlemini duyduğu analog dönemi aslında yaşamadı. Onlar için bu nesneler geçmişe dönüşten çok ekranın ve bildirimlerin belirlediği yaşam içinde küçük nefes alanları demek.
Z kuşağı dijital dünyayı sonradan öğrenmedi, içine doğdu. Sosyalleşme, haber alma, eğlenme, alışveriş, flört, üretim ve kendini gösterme pratikleri büyük ölçüde ekran üzerinden kuruldu. Bu yüzden analog araçlara yöneliş çoğu zaman geçmişe dönme isteğindense hiç çıkılmamış dijital dünyanın içinde küçük boşluklar açma çabası gibi görünüyor.
Son zamanlarda sık kullanılan dijital anksiyete kavramı da bu noktada, klinik bir tanıdan çok sürekli çevrimiçi olmanın yarattığı kaygı, dikkat dağınıklığı ve tükenmişlik hissini anlatıyor. Sürekli ulaşılabilir olma, bildirim bekleme, bir şey kaçırma korkusu ve çevrimiçi kimliği yönetme baskısı bu hissin parçaları. Analog nesneler ise tam bu noktada devreye giriyor: Şarj istemeyen, bildirim göndermeyen, veri toplamayan ve kullanıcıdan sürekli tepki beklemeyen daha yalın bir ilişki öneriyor.
ANALOG NESNELER NE GETİRİYOR?
Kablolu kulaklık bu dönüşün en görünür sembollerinden. Bir zamanlar “hâlâ mı kablolu?” diye küçümsenen bu araç bugün şarj istememesi, eşleşme beklememesi ve ucuzluğu kadar, görünür bir “rahatsız etmeyin” işareti olmasıyla da yeniden anlam kazanıyor.
Defter yavaş düşünmeyi, basılı kitap ekransız sürekliliği, plak beklemeyi ve temas etmeyi, analog fotoğraf makinesi sınırlı çekim hakkıyla daha dikkatli bakmayı, el işi hobileri ise ritim ve emek duygusunu anımsatıyor. Dijital çağda konfor çoğu zaman sürtünmesizlikle eşitlendi; analog nesneler ise küçük bir bekleme, dokunma ve uğraşma hali yaratıyor.
Analog eğilimin en ilginç ikilemi burada: Çevrimdışı olma arzusu çoğu zaman yine çevrimiçi yayılıyor. TikTok ve Instagram’da paylaşılan defterler, plak koleksiyonları, analog kameralar, kablolu kulaklıklar, “çevrimdışı gün” videoları ve ekransız hobi önerileri, dijitalden uzaklaşma isteğini yeni bir sosyal medya estetiğine dönüştürüyor.
Bu yüzden Z kuşağının analog araçlara ilgisini teknoloji karşıtlığı olarak okumak biraz da eksik. Gençler teknolojiyle aralarına kendi seçtikleri küçük mesafeler koymaya çalışıyor. Ancak bu dönüş de kolayca yeni bir performansa dönüşebiliyor. Defter tutmak, filmli makineyle fotoğraf çekmek veya plak dinlemek gerçek bir yavaşlama pratiği olabileceği gibi sosyal medyada tüketilen yeni bir mikro trende de dönüşebiliyor.
DİRENÇ Mİ TÜKETİM Mİ?
Analog araçlara yönelmek her zaman sadeleşme anlamına gelmiyor. Plak koleksiyonu, filmli fotoğraf, kaliteli defterler, analog kameralar kimi zaman dijital ekonomiye alternatif olmaktan öte yeni ve pahalı bir yaşam tarzı tüketimine dönüşüyor.
Bu nedenle analog dönüşün sınıfsal boyutu da var. Herkes için erişilebilir olan nesnelerle belirli bir gelir grubuna hitap eden retro ürünler aynı kültürel başlık altında buluşuyor. Bir yanda kablolu kulaklık gibi ucuz ve pratik araçlar, diğer yanda koleksiyon değeri taşıyan ürünler var.
Elbette Z kuşağı tek tip bir topluluk değil. Bu eğilim daha çok kentli, sosyal medya kültürüne yakın, stil ve kimlik üretimini dijital mecralarla birlikte kuran gençler arasında görünür oluyor. Yine de analog nesnelerin geri dönüşü güçlü bir işaret taşıyor: Her şeyin çevrimiçi olduğu bir çağda, insan hâlâ dokunabileceği, bekleyebileceği ve kendi ritminde yaşayabileceği bir zaman arıyor.
Z kuşağının analog araçlara yönelişini anlamak için dijital yoğunluğa bakmak gerekiyor. Pew Research Center’ın 2025’te yayımladığı araştırmaya göre ABD’de gençlerin yüzde 48’i sosyal medyanın yaşıtları üzerinde çoğunlukla olumsuz etki yarattığını düşünüyor, yüzde 44’ü sosyal medya kullanımını, yine yüzde 44’ü akıllı telefon kullanımını azalttığını söylüyor.
Türkiye’de de tablo yoğun bir dijital hayata işaret ediyor. RTÜK’ün 2025 araştırmasına göre 15-21 yaş grubundaki gençlerin yüzde 94.4’ü son bir ay içinde internet kullandı. Günlük ortalama internet kullanım süresi kadınlarda 4 saat 37 dakika, erkeklerde 4 saat 50 dakika olarak ölçüldü. Gençlerin günlük ortalama sosyal medya kullanım süresi ise 3 saat 24 dakika.
Ekranla temas ise artık çocuk yaşlarda başlıyor. TÜİK’in 2024 verilerine göre 6-15 yaş aralığındaki çocukların internet kullanım oranı yüzde 91.3’e ulaştı. Aynı araştırmada çocukların yüzde 34.4’ü ekran başında daha fazla zaman geçirdiği için daha az kitap okuduğunu belirtti.
ANALOG EKONOMİ: ESKİ ARAÇLARIN YENİ PAZARI
Analog araçların dönüşü yalnızca kültürel bir eğilim değil, yeni bir pazar dili de yaratıyor. Fortune’da yayımlanan değerlendirmeye göre Z kuşağının analog deneyimlere ilgisi 5 milyar dolarlık bir fırsat olarak görülüyor.
Türkiye’de analog ekonomiyi tek başlık altında ölçen kapsamlı bir veri seti yok. Ancak özellikle çevrimiçi satış başlığı altında bulunabilecek ikinci el kamera pazarından plak dükkânlarına, bağımsız kırtasiye markalarından fanzinlere, film banyosu hizmetlerinden vintage pazarlara kadar birçok küçük alan bu eğilimin yerel karşılıklarını oluşturuyor. DataReportal’ın Türkiye raporuna göre Türkiye’de 2025 sonunda 62.3 milyon sosyal medya kullanıcı kimliği bulunması da bu çelişkiyi güçlendiriyor: Yani analog kaçış bile büyük ölçüde dijital görünürlük içinde dolaşıma giriyor.
GENÇLER NE DİYOR?
Kimi bildirim yorgunluğundan, kimi nesnelerin kalıcılığından, kimi de kendine ait zaman yaratma gereksiniminden söz ediyor.
İrem G.: Telefon yoğunluğu bence en çok bildirimlerde hissediliyor. Bazen arka arkaya o kadar çok bildirim geliyor ki insan yoruluyor. Yine de telefonumu pek kapatmıyorum. Geç saatlerde bildirim geldiğinde uyanıp baktığım da oluyor. Kablolu kulaklık kullanıyorum ama bu benim için yeni bir şey değil; yıllardır kullanıyordum zaten. Hatta bir dönem arkadaşlarım bayağı dalga geçiyordu. Ama bence hâlâ çok kullanışlı. Ender G.: Dijitalden tamamen kaçmak artık pek mümkün değil. Hayatımızın her yerinde var. Ama evde ailemin eski CD koleksiyonu var; filmler, albümler… Onlara bakmak hoşuma gidiyor. Tabii kullanmak bugünkü dijital şeyler kadar kolay değil ama elde tutulabilen bir şey olması güzel. Bir albümü ya da filmi sadece ekranda arayıp açmaktan farklı bir hissi var. Tutku A.: Ben sosyal medyayı çok seviyorum diyemem. Çok aktif kullanan biri değilim ama mecburen orada olmak gerekiyor gibi hissediyorum. Yine de basılı şeyler bana daha yakın geliyor. Kitap biriktirmeyi seviyorum. Sadece okumak için değil, odamda durmaları bile hoşuma gidiyor. Ekranda sürekli akan şeylere göre daha kalıcı geliyorlar. Selin Naz K.: Telefonumu sık sık sessize alıyorum. Ailem ve arkadaşlarım bundan biraz şikâyet ediyor tabii, çünkü bazen bana ulaşmak zor oluyor. Ama o anlar benim için kendimle baş başa kalabildiğim zamanlar. Analog tarafta da defter biriktirmeyi seviyorum. Her zaman yazmasam bile odamda durmaları hoşuma gidiyor. Bir şeyleri not etmeye hazır olmak bile iyi hissettiriyor.