İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Downing Street'teki ilk haftalarını ağırlıklı olarak ülke içindeki meselelere ayırdı. Sokakta yaşayanların sayısını azaltmaktan İngiltere'nin cadde ve şehir merkezlerindeki elektronik sigara ve bahis dükkânlarına yönelik kısıtlamalara kadar bir dizi iç politika açıklayan Burnham, İngiltere'nin Avrupa Birliği ile gelecekteki ilişkilerine dair vizyonu konusunda ise çok daha az konuştu.Bu durum, Brüksel'deki yetkililerin Burnham'ın AB konusunda ne hedeflediğini anlamaya çalışmasına yol açıyor.Burnham daha önce “gururla Avrupa yanlısı” bir hükümete liderlik etmekten söz etmiş ve yaşamı boyunca İngiltere'nin AB'ye yeniden katılmasını umduğunu dile getirmişti. Ancak iktidara giden yolda, Brexit'i güçlü biçimde destekleyen Manchester'daki bir seçim bölgesinde ara seçimi kazanması gerekti.
Bu da AB yanlısı söylemini yumuşatmasına neden oldu.Council on Foreign Relations'ın kıdemli uzmanlarından Matthias Matthijs, Burnham için “Blair'den bu yana kişisel olarak Avrupa'ya en yakın başbakan” değerlendirmesini yapıyor. Ancak Matthijs'e göre Burnham'ın Avrupa hakkında, selefi Keir Starmer'dan bile daha az konuşması bekleniyor.Buna karşın AB diplomatları, Burnham'ın Starmer'ın İngiltere'yi yeniden “Avrupa'nın kalbine” yerleştirme hedefini sürdüreceğini düşünüyor. Bu kapsamda Brexit sonrasında yıllarca süren gerilim nedeniyle zarar gören ticari, ekonomik ve siyasi ilişkilerin onarılması amaçlanıyor.Brüksel ve Londra, tarım ve gıda ürünlerindeki ticaret engellerinin kaldırılması ve İngiltere'nin AB'nin iç elektrik piyasasına yeniden dahil edilmesi de dahil olmak üzere önemli anlaşmaların eşiğindeydi.
Ancak Starmer'ın Haziran ayında görevinden ayrılacağını beklenmedik şekilde açıklaması, bu anlaşmaların Temmuz ayında yapılması planlanan zirvede sonuçlandırılmasına yönelik planları sekteye uğrattı. Zirvenin yılın ilerleyen aylarında yapılması bekleniyor.Brüksel'de ise yeni Burnham hükümetinin anlaşmaları kısa sürede tamamlaması ve AB kurumları ile üye ülkelerin başkentleriyle ilişkileri daha da geliştirmesi umuluyor.Bir Avrupalı diplomat, günümüz koşullarında Burnham'ın ticari ve ekonomik işbirliğini derinleştirmesinin “mantıklı” olduğunu söyledi ve pragmatizmin öne çıkmasını umduğunu belirtti. ABD Başkanı Donald Trump'ın agresif ticaret politikası ve giderek istikrarsızlaşan Atlantik ötesi ilişkiler, birçok kişi açısından AB ile İngiltere arasındaki bağların güçlendirilmesi gerektiği görüşünü destekliyor.Burnham'ın AB ile müzakereleri yürütmek üzere atadığı Bakan Hamish Falconer da olumlu bir mesaj verdi ve Starmer dönemine kıyasla Brüksel ile “daha derin” ve daha iddialı bir ilişki kurulabileceğinin sinyalini verdi.Falconer'ın Pazartesi günü İrlanda'nın AB İşlerinden Sorumlu Bakanı Thomas Byrne ile yaptığı görüşmenin ardından bir İngiliz yetkili, iki tarafın anlaşmaları pekiştirmek ve ilişkilerdeki yeniden yakınlaşma sürecine hız kazandırmak amacıyla yıl sonundan önce bir zirve düzenlemekte kararlı olduğunu söyledi.İrlanda, yıl sonuna kadar AB Konseyi dönem başkanlığını yürütüyor.
Dublin'in Brüksel'deki yasama gündemi üzerindeki etkisini kullanarak İngiltere ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi konusunda 2027'ye kadar somut ilerleme sağlaması bekleniyor.Ancak tüm bu olumlu görüntüye rağmen önümüzdeki müzakerelerin zorlu geçme ihtimali yüksek.Ticaret engellerinin kaldırılmasıLondra açısından ticaret ve ekonomik işbirliğinin önündeki engellerin kaldırılması büyük önem taşıyor. Tahminlere göre Brexit, İngiltere'nin AB'ye ihracatını yüzde 12 ila 16 oranında azalttı; bu durum verimliliği olumsuz etkilerken istihdam artışını da sınırladı.Bazı ekonomik tahminler Brexit'in İngiltere ekonomisine maliyetini GSYH'nin yaklaşık yüzde 4 ila 6'sı olarak hesaplıyor. Ancak Brexit'i destekleyen çevreler bu rakamların doğruluğuna itiraz ediyor.Burnham, ekonomik toparlanmayı başbakanlığının temel önceliklerinden biri haline getirmiş olsa da yaklaşımı uluslararası gündemden çok ülke içindeki reformlara odaklanıyor.UK in a Changing Europe adlı düşünce kuruluşundan analist Joel Reland, Euronews'e yaptığı değerlendirmede, Starmer ve Maliye Bakanı Rachel Reeves'in Brexit'i aşılması gereken ve ekonomik büyümenin önündeki en büyük engel olarak gördüğünü, Burnham'ın büyüme projesinin ise yetkilerin yerelleştirilmesine dayandığını söyledi.Reland, Burnham'ın yaklaşımının “İngiltere'nin dışındaki ülkelerle köprüler kurmaktan çok, ülke içindeki gücün yeniden yapılandırılmasıyla ilgili” olduğunu belirtti.Bununla birlikte Burnham'ın iç politikadaki bazı öncelikleri, Avrupa başkentlerinde de giderek daha fazla destek görüyor.
Bunların arasında İngiltere'nin “egemenlik kapasitesini” yeniden güçlendirme fikri de bulunuyor.Ekonomik egemenlik ve ulusal kontrolün yeniden önem kazandığı Avrupa'da bu yaklaşım, İngiltere'nin AB'nin “Made in Europe” sanayi stratejisine dahil edilmesine yardımcı olabilir. Söz konusu strateji, şirketlerin kritik ürünleri AB içinde üretmesini teşvik etmeyi amaçlıyor. Fransa, İngiliz üreticilerin Macron'un desteklediği bu plana erişebilmesi için girişimlerde bulunuyordu.Reland ayrıca Burnham'ın İşçi Partisi'nin 2024 seçim manifestosundaki kırmızı çizgilere daha bağlı göründüğünü belirtiyor.
Buna göre Burnham'ın İngiltere'yi AB Tek Pazarı'na yeniden dahil etmek için girişimde bulunması beklenmiyor. İşçi Partisi, İngiltere'nin Tek Pazar, Gümrük Birliği veya serbest dolaşım sistemine geri dönmeyeceği taahhüdünde bulunmuştu.Bu durum, İngiltere'nin AB kurallarının tamamını kabul etmeden AB pazarına ayrıcalıklı erişimin avantajlarından yararlanmasını istemeyen Brüksel açısından güven verici olabilir.Starmer hükümetinin bu yılın başlarında yalnızca mallar için Tek Pazar'a yeniden katılma girişimi de Brüksel tarafından hızlı şekilde reddedilmişti.Gençlerin hareketliliği konusunda anlaşmazlıkİngiltere ile AB arasındaki ilişkilerin yeniden düzenlenmesine yönelik görüşmelerde gençlerin hareketliliğine ilişkin bir anlaşma da önemli başlıklardan biri.Anlaşmanın, gençlerin Manş Denizi'nin iki yakasında çalışmak, yaşamak ve eğitim görmek amacıyla daha kolay hareket etmesine olanak sağlaması planlanıyor.İngiltere daha önce Avrupa'dan gelecek gençlere verilecek vize sayısının 50 binin altında tutulmasını önerirken, Brüksel çok daha yüksek bir sayı talep ediyor. AB'nin önerisinin 150 bine kadar çıkabileceği belirtiliyor.Üniversite harçları da taraflar arasında anlaşmazlık konusu.
AB, İngiltere'deki üniversitelerde eğitim gören AB vatandaşlarının İngiliz öğrencilerle aynı “yerli öğrenci harcını” ödemesini istiyor.Ancak İngiliz üniversiteleri ciddi mali baskıyla karşı karşıya. Bu nedenle Burnham hükümetinin, ülkenin önde gelen eğitim kurumlarını korurken Brüksel'i de karşısına almamak için müzakereleri dikkatli yürütmesi gerekecek.İşçi Partisi içindeki birçok isim, gençlerin hareketliliğine yönelik bir anlaşmanın büyük kültürel ve ekonomik faydalar sağlayacağı konusunda hemfikir.Ancak vize kurallarının herhangi bir şekilde gevşetilmesi, İngiltere'deki siyasi dengeler açısından ciddi risk taşıyor. İngiliz sağının bu tür bir düzenlemeyi yeniden “kontrolsüz göç” politikasına dönüş olarak sunması bekleniyor.Burnham'ın başbakan olarak göreve gelmesinin ardından İşçi Partisi'nin kamuoyu desteğinde yaşanan ilk artışın ardından parti, anketlerde Nigel Farage liderliğindeki aşırı sağcı Reform UK ile başa baş gidiyor.
Göç ise hükümetin karşı karşıya olduğu siyasi açıdan en hassas konulardan biri olmaya devam ediyor.Reland, Burnham'ın AB ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesine yaklaşımında “Makerfield testini” uygulamasının muhtemel olduğunu söylüyor. Buna göre Burnham, yeni politikaların Westminster tarafından göz ardı edildiğine inandığı Makerfield gibi bölgelerde yaşayan insanlara fayda sağlayıp sağlamadığına bakacak.Ancak Brüksel, AB pazarına daha fazla erişim karşılığında gençlerin hareketliliğine ilişkin bir anlaşmayı temel şartlardan biri olarak görüyor. Bu nedenle Burnham'ın kendi öncelikleriyle AB'nin beklentileri arasında dikkatli bir denge kurması gerekecek.Reland, “Bir anlaşma yapılmasını istiyorsa, gençlerin hareketliliği konusunda uzlaşması ve bunu kamuoyuna nasıl anlatacağını düşünmesi gerekiyor” dedi.Savunma iş birliğinin güçlendirilmesiSavunma ve güvenlik de Burnham'ın Avrupa ile ilişkileri yeniden canlandırma çabalarında önemli bir rol oynayacak.Burnham, NATO'nun “Avrupa ayağının” güçlendirilmesinden, İngiltere, Fransa ve Almanya'yı bir araya getiren E3 formatının yeniden canlandırılmasından ve Avrupalı ortaklarla savunma sanayisi alanındaki işbirliğinin önündeki engellerin kaldırılmasından söz etti.Avrupa'nın iki nükleer gücünden biri olan İngiltere, kıta genelini kapsayacak bir nükleer koruma şemsiyesi oluşturulmasına yönelik çağrıların da arttığı bir dönemde, askeri kapasitesini Avrupalı ortaklarla yürüttüğü müzakerelerde daha fazla ağırlık kazanmak için kullanabilir.Burnham güvenlik iş birliğini sanayi politikasıyla da ilişkilendiriyor.İngiltere'nin, ortak askerî tedarik için düşük faizli krediler sağlayan 150 milyar euroluk AB SAFE aracına katılımına ilişkin müzakereler, ülkenin bu programa ne kadar mali katkı yapacağı konusundaki anlaşmazlık nedeniyle daha önce çökmüştü.
Görüşmeleri yeniden canlandırmak, Burnham’a hem yeniden sanayileşme gündemini tamamlayan hem de AB resetine Avrupalı bir odak kazandıran bir dosya sunabilir.Avrupa güvenliği ve Ukrayna’nın savunulmasına ilişkin söylem de değişmedi. Ancak Burnham, Starmer’ın Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’la birlikte Ukrayna’dan Orta Doğu’ya büyük çatışmalarda uluslararası arabuluculuk çabalarında sergilediği liderliği henüz ortaya koymuş değil.Üstelik Macron’un 2027’de görevden ayrılacak olması ve aşırı sağcı Ulusal Birlik’in (RN) anketlerde önde görünmesiyle, Ukrayna için Fransa-İngiltere ekseninde kurulan 'Gönüllüler Koalisyonu'nun geleceği her zamankinden daha belirsiz görünüyor.