Bağdat Caddesi, Göztepe durağında otobüs bekliyordum. Durağa yaklaşırken, arka arkaya gelen dört Kadıköy otobüsünü de kaçırdım. Sonrasında uzun süre araç gelmeyince durakta çok sayıda insan birikti.
Sıkıntıyla beklerken yolun karşısından bize doğru, yanındaki 11-12 yaşlarındaki oğluyla genç bir kadın geçip, yanımıza geldi. Son derece sevimli ve uysal görünüşlü delikanlı tam önümdeyken annesine, “Anne biz Zafer Bayramı’nda neyi kutluyoruz. 30 Ağustos’ta ne oldu?” diye çok safça bir soru yöneltti.
Kadınla bir saniye göz göze geldik, oğlunu hafifçe çekerek durağın dışına doğru götürdü… Genç kadının hangi gerekçeyle bunu yaptığını bilemezdim. Ama oğlunun masumca yönelttiği sorunun yanıtını kalabalık içinde vermeyi istememiş olmalıydı.
Anne belki de en kötü ihtimalle ilkokul 5. sınıfta olan çocuğunun Zafer Bayramı’nı ve 30 Ağustos’u bilmiyor oluşundan utanmıştı. Belki de bu bilgiyi oğluna sunamamış olmaktan kendisi utanmıştı. En kötü ihtimal ise, 30 Ağustos’a alternatif kutlamaların hız kazandığı bir siyasi rejimde, topluma açık bir alanda bu bilgilendirmeyi yapmaktan çekinmişti.
Tabii bu son ihtimaldi çünkü burası Kadıköy’dü… Aslında bir suçlu ya da eksikli aranacaksa, o da Atatürk Cumhuriyetinin kuruluşundaki en büyük adımlardan biri olan Zafer Bayramı’nı bu şirin delikanlıya öğretmeyen Milli Eğitim Öğretimi yani tedrisat olmalıydı. İslami bir rejim inşa etmekte olan devrin iktidarının milli eğitim bakanlığı, benim ‘suç’ nitelememe karşı çıkacak, hatta 30 Ağustos’un belki de hiç gerçekleşmemiş olduğunu söyleyecekti.
Nitekim başka bir tarih anlatısı peşinde olan siyasiler bu yalanı defalarca işlemişlerdi… Gerici siyasetin en büyük payandalarından olan liberal düşünce de mesela, 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’taki büyük taarruz ile sonlanan savaşı küçümseyerek, ülke ölçeğindeki abartılı saydığı kutlamalara karşı çıkardı. 12 yaşındaki bir ilkokul öğrencisinin, ulusal kurtuluş mücadelesinin kimlere karşı verildiğini, itici güçleri ve sonuçlarını geniş boyutlarıyla bilmesi beklenmezdi.
Ama hurafelerle doldurulmuş yaşam sonrası dünyaya ait bilgilerle; ülkenin işgalci güçlere karşı savunulması değil, aksine fethe dayanan kahramanlık öyküleriyle süslenmiş tarih anlatımıyla beyinleri yıkanan genç insanların, en basit anlatımıyla kurtuluş savaşını bilmesi gerekirdi. 30 Ağustos’un ‘kesin sonuçlu’ bir meydan savaşı olduğunu, başka bir deyişle ‘bağımsız bir devlet yaratan askeri savaş olduğunu’ belki daha sonra bu çocuk detaylarıyla öğrenecektir. Askeri zaferin siyasal zafere, büyük komutan Mustafa Kemal Atatürk tarafından dönüştürüldüğünü ilerleyen yaşında daha iyi algılayacaktır.
Ama genç kuşakların erken yaşlarda temel bilgiyle, en azından ailesi tarafından donatılmış olması beklenmelidir. Nasıl Rusya, Sovyetler Birliği’nin faşizm karşısındaki kesin yengisini 9 Mayıs’ta Zafer Günü adıyla; Norveç, Danimarka karşısında edindiği bağımsızlığını 17 Mayıs’ta Alanya’da bile törenlerle kutluyor, gençlerinin katılımını sağlıyorsa Türk insanı da aynısını gerçekleştirmelidir. Bunun için, özellikle son yıllarda daha da coşkuyla, fener alayları ve halk konserleri aracılığıyla kutlanan 30 Ağustoslar bu bilinci vermek için yeterli aktiviteler değildir.
Atatürk cumhuriyetinin ulusal günlerini tarihe yayarak yok etme niyetindeki bir siyasi rejimle mücadele ancak, elde edilen zaferin teorik anlatımıyla desteklenerek olur. Geniş çapta ve örgütlü bir anlatımla… Öbür türlü, “Anne biz neyi kutluyoruz?” u sorma yaşı daha da yükselecek ve belki de o soru ortadan kalkacaktır…