Toplumsal, ekonomik ve siyasal kamuoyu araştırmaları, toplumun olaylar, politikalar, sorunlar ve benzeri konulardaki görüş ve düşüncelerini, tutum alış ve davranışlarını ölçüp anlamak amacıyla yapılan bilimsel durum tespiti ve değişim çalışmaları diye tanımlanabilir. Kamuoyu yoklamalarını ise benzer içerikli, ancak tek bir konu veya kapsamı sınırlı konulara yönelen ve de hızla sonuca ulaşmayı hedefleyen araştırmalar olarak betimleyebiliriz.
Bilimsel gereklere uygun, araştırma evrenini temsil eden, sınanmış, her bir seçmenin örneğe çıkma olasılığının eşit olduğu, sağlıklı bir örneklem planlamasına sahip, soru kağıtlarının doğru hazırlanıp/kullanıldığı, veri derleme süreçleri denetlenebilir olan kamuoyu araştırma ve/veya yoklamalarıyla seçim sonuçları hata payları içinde tahmin edilebilir. Ancak söz konusu tahmin, araştırmaların yapıldığı an ya da kısa dönemle sınırlıdır. Çünkü bu tür araştırmalarla ulaşılan sonuçlar, genel geçerli seçim sonuç tahminleri olmayıp, bize araştırmanın yapıldığı kısa zaman kesiti, dönem ve koşullar hakkında bilgi veren seçim tahmini bulgularıdır.
Bir siyasi kamuoyu yoklamasının geçerliliği ve güvenilirliği(tüm bilimsel araştırmalarda olduğu gibi); araştırma modelinden örneklem çerçevesine, örneklem dağılımından soru kağıdına, veri derleme sürecindeki ret-kabul oranlarından veri derleme biçimine, araştırmanın yinelenebilir oluşuna bağlıdır. Hatta bilimsel araştırma koşullarına harfiyen uyulsa da, seçim öncesi yapılan siyasal kamuoyu yoklaması bulgularıyla seçim sonuçları çakışmayabilir. Çünkü;
1.Araştırmanın veri derleme süreciyle seçim arasında geçen birkaç günlük süre içinde genel seçmeni ya da bazı seçmen kesimlerini, sandıktan uzaklaştıracak / tercihlerini etkileyecek gelişmelerin yaşanmış olma olasılığının varlığı,
2.Araştırma modelinin, örneklem planlamasının, veri derleme araç ve sistematiklerinin ülke geneli ve yerel koşullar açısından yeterince test edilip-edilmemiş olması,
3.Alandan veri derleme sürecinde kontrol edilebilir veya kontrol edilemez sorunlarla yüz yüze gelinip-gelinmemiş olunması,
araştırmanın ortaya çıkardığı/çıkaracağı seçim sonuçları üzerinde önemli etkiler taşır.
‘Bugün seçim olsa araştırmaları’ olası seçim sonuçlarını görmek için değil, aynı yöntem / örneklem ve tekniklerle ve de aynı hedef kitleye yönelik olarak yapılan, birbirini izleyen araştırmalarla yönelişlerin değişim örüntülerini anlamak, seçim sonuçlarının öngörülebilirliğini sağlamak, kısa–orta erimli seçim/seçmen politikalarının uygulanmaya konulması için yapılır.
2023’den 2027-28’e doğru seçim ve algı yoklamaları yaklaşımı
2023 seçimlerinin üzerinden 3 yılı aşkın süre geçti. Süreci izliyoruz. 2023’e gelindiğinde kamuoyu araştırmaları (ilan ettikleri oy oranları açısından anlamlı olmasa da) iktidar ve ana muhalefet için iki önemli yönsemeyi öne çıkarıyorlardı. Bunların;
ü İlki, AKP ve MHP’nin 2018 seçimlerinden bu yana oy kaybı sürecinde oldukları,
ü İkincisi, CHP’nin oy sıçraması yapan bir parti konumuna gelmediği/gelemediği,
şeklinde (diğer noktalar göz ardı edilerek) özetlenebilecek eğilimlerdi.
2024 yerel yönetim seçimleri CHP’nin başarısını yansıtırken özellikle Büyükşehir Belediyeleri için muhalefet partileri arasında oluşan Türkiye ittifakı yaklaşımı 2023 deneyiminden farklı yönseme ve sonuçlar ortaya çıkardı. Ana muhalefet partisi CHP güçlenen bir seçmen desteğiyle sistemin birinci partisi görünümünü kazandı. Bu olgu 2025 Mart’ından itibaren yoğunlaşan; muhalefetin kazandığı Belediyelerin, Başkan, üst düzey yönetici ve önde gelen uygulayıcı kadrolarının görevden uzaklaştırılmaları, tutuklu yargılanmaları, belediyelerin iş yapamaz konuma düşürülmesi uygulamalarına dönüştü.
2026’nın Mayıs’ına gelindiğinde, ana muhalefet partisi (CHP) yönetimi yeni tanışılan bir kararla “mutlak butlan” üzerinden diskalifiye edilerek, parti, seçim kaybetmekte deneyimli, son kurultayda da seçilemeyen eski genel başkan Kılıçdaroğlu ve ekibine devredildi. Çünkü Özgür Özel yönetimindeki CHP, iktidarın hedef tahtasına konan belediye başkan, yardımcı ve kadrolarına yönelik adli yargı ablukasına tepki olarak ardı arkası kesilmeyen mitinglerle, sonra da mahalle, sokak, çarşı-pazar buluşmalarıyla yaşanılmakta olanı kitlelerle paylaşmaya başladı. Bu tepki, kitlesel yansıma ve destek buldukça yargılamalar yaygınlaşıp yeni boyutlar kazandı.
İşte bu andan itibaren süreç hızlanarak 2024’de CHP Genel Başkanı olan Özgür Özel ve görevden alınan seçilmiş yönetim kadrosu, halkın baskı ve yönlendirmesiyle 91 milletvekilinin de katılımıyla yeni bir parti kurmak zorunda kaldılar. Temmuz ayının başında şekillenen, ayın ortasına doğru kuruluşu ve adı resmen açıklanan partinin vücut bulması, bir mesaj anlamı da taşıyan Lozan Barış Antlaşması imza ve Türk Basınında Sansürün Kaldırılması günü olan 24 Temmuz’da gerçekleştirildi. Ve partinin adı da Yeni Parti olarak ilan edildi.
Eski CHP ile köprülerin atıldığı, Yeni Parti’nin kurulacağının ilan edildiği temmuz ortasından ağustos ayı sonuna değin geçen sürede yapılan ‘bugün seçim olsa araştırmaları’nın, gazete / dergi / TV ve benzeri kitle iletişim araçlarıyla, benim ulaşabildiğimsekiz ayrı araştırma kuruluşuna aitbulgularkamuoyuna servis edildi. Bu kamuoyu yoklamaları tek tek kendilerine özgü sonuçlar koyarken, araştırmaların tümü birlikte ele alındığında ise ortaya -bulgudan daha çok- toplumsal algı malzemelerinin döküldüğü görülüyor.
Sekiz siyasal kamuoyu yoklaması ve yansımalar
Temmuz ayı ikinci yarısıyla ağustosta yapılıp, sonuçları kamuoyuna açıklanan araştırmaların sekizinin de araştırmanın yinelenebilmesini sağlayacak ayrıntılı model, örneklem, anket ikame oranları ve araştırma evreni bilgileri, sunulan bulguların yanında yer almıyor.
Bu sekiz kamuoyu yoklaması eğer Türkiye’nin yerleşik seçmenlerinin oy verecekleri parti dağılımlarını saptamak amacıyla yapılıyor olsaydı, ortaya hata sınırları içinde oynayan bir seçmen tercihleri dağılımı çıkardı. Elbette bu farklılaşmada, araştırmaların veri derleme zamanından kaynaklanan iniş-çıkışlar da kendine yer bulurdu. Ve bu farklılıklar araştırmaların tarih sıralamasıyla görünür değişmelere de açıklık kazandırabilirdi. Ancak durum öyle değil.
Burada sözü edilen sekiz yoklamanın her biri ayrı ayrı, kendine özgü bir hedef kitlenin sonuçlarını bize yansıtıyor. İşte bunun için önümüze farklı anlaşılabilir, hatta anlaşılamaz sonuçlar çıkıyor.
Sekiz araştırmanın üçü bilgisayar destekli telefon anketi yoluyla veri derlenerek, bir diğer üç’ü de anketle alanda yüz yüze görüşmeyle veri derlenerek yapılmış. Bu çalışmalarda temsil edilen seçmen kitlesi; ya telefon numaraları havuzunun niteliği, hacmi ve kaynaklarıyla ya da alan araştırmasının modeli, örneklemi ve örnek seçim sistematiğiyle sergileniyor olmalıydı. Ancak biz bu bilgilere sahip değiliz. Çünkü araştırmalarla birlikte bu bilgiler yazık ki açıklanmamış. Sekiz yoklamanın son ikisi Sonar ve Genar’a ait çalışmalar olup, bunların da ne veri derleme tekniği ne de örneklem hacim ve çerçeveleri hakkında bilgi yer alıyor sonuç açıklamalarında.
Sekiz ayrı araştırma kuruluşunun (Ank-Ar / Area / Genar / Gündemar / Hbs / Metropol / ORC / Sonar) saptamalarına, -DEM parti hariç- partiler için hesaplanan geçerli ortalama oy oranları yüksek ve düşük ölçümler açısından ilk üç kuruluşsıralamasıyla ele alındığında, benzeşen dağılımlar, ortaya ilginç araştırma kuruluşu üçlemeleri çıkarıyor.
İlk örnek AKP’yi, iktidarın ortağı (MHP ve BBP) partileri, Butlan CHP’sini ortalamalarının üzerinde, Yeni Parti’yi kendi ortalama oyunun altında ölçen ilk üç araştırma kuruluşu şöyle bir kümelenme sergiliyor (her satırda parantez içindeki ilk oran, grup oy ortalamasıdır):
A. (%31,1) AKP ölçümleri; Genar (%35,4) / Area (%34,2) / ORC (32,5)
B. (%7,2) AKP ortağı partiler; ORC (%11,5) / Genar (%8,5) / Area (%8,1)
C. (%8,2) Butlan CHP’si ölçümleri; Genar (%15,4) / ORC (%11,8) / Area (%11,8)
D. (%27,9) Yeni Parti düşük ölçümleri; Genar (%14,5) / ORC (%19,4) / Area (%19,4)
Zıt örnek AKP’yi, iktidarın ortağı (MHP ve BBP) partileri, Butlan CHP’sini ortalamaların altında, Yeni Parti’yi kendi ortalama oyunun üstünde ölçen ilk üç araştırma kuruluşunun ortaya çıkardığı kümelenme (her satırda parantez içindeki ilk oran, grup oy ortalamasıdır):
A. (%31,1) AKP ölçümleri; Gündemar (%27,4), Metropol (%28,9), Ank-Ar (%29,4)
B. (%7,2) AKP ortağı partiler; Metropol (%4,7), Gündemar (%5,2), Hbs (%6,1)
C. (%8,2) Butlan CHP’si; Gündemar (%2,9), Metropol (%3,7), Ank-Ar (%4,0)
D. (%27,9) Yeni Parti; Metropol (%39,1), Gündemar (%38,6), Ank-Ar (%34,8)
Bir araştırmacı yukarıdaki iki zıt örneğe bakınca; bunlar ancak iki ayrı toplumsal kesimden derlenen verilerin ortaya çıkardığı dağılımlar olabilir, değerlendirmesini yapar. Ardından da hedef kitlelerin demografik, sosyo-ekonomik ve siyasal özelliklerine odaklanarak farkların nedenlerini anlamaya çalışır. Çünkü bu sonuçların her ikisinin aynı anda ve de tek bir hedef kitle bağlamında gerçekleşmesi, böylesine zıtlıkların sergilendiği bulguların tek bir araştırma kitlesini temsil etmesi, araştırmaların geçerli-güvenilir olduğunun savlanmasını mümkün kılmaz.
Bu olgu da bizi; 3-4 araştırma kuruluşundan oluşan kümelerden en az birinin, asgari bilimsel gereklere uygun araştırma yapmadığı kanısına götürür. Eğer sekiz ayrı yoklamanın (iki-üç grup olarak da düşünülebilir) araştırma evrenleri birbirlerinden farklıysa bu araştırmaların bir kısmı Türkiye seçmenini, bir kısmı da genel seçmen kitlesi içindeki farklı alt grupların eğilimlerini yansıtıyor olabilir. Ancak bu durumda da söz konusu araştırmaların bulgularının birbirleriyle karşılaştırılması ve sonuçların alt gruplar ölçeğinde Türkiye genelini temsil eden kimi sosyo- demografik ve ekonomik bulgularla irdelenerek, doğrulanıp-yanlışlanabilmesi gerekir. Eğer bu da mümkün değilse ortada -en azından bir kesim açısından- büyük bir saptırma girişimi var demektir.
Dolayısıyla açıklanan nedenlerden hareketle, (modelinden örneklemesine, kapsamından örneklem hacmine, soru kağıdından uygulama ve değerlendirme sistematiğine, nasıl yapıldığı tam ve net olarak açıklanmadığı için bilinmeyen) sekiz araştırma için söylendiğinde de yanlış olmayan (veya en azından araştırmaların önemli bir kısmı için geçerli olan) bir şeffaflık ve algı sorununun olduğu ve bunun gündeme taşınma zorunluluğu ortada demek mümkün.
Peki bu noktaya değin yapılan saptamalar bize yukarıda söylenenlerin dışında başka şeyler de söylüyor olabilir mi? Gelin bu kez de sekiz araştırmanın sonuçlarına iktidar–muhalefet rekabeti açısından bakmaya çalışalım. Önce bir durum saptaması yapalım. Yeni Parti’nin kuruluşu ve sonrasında yapılan sekiz ayrı araştırmanın bulguları;
1. AKP ve iktidara ilişik milliyetçi ortaklarının bu araştırmalardaki geçerli ortalama oy oranı yüzde 38,2’ye ulaşırken,
2. Butlan sonrası parçalanan ana muhalefetin CHP’li ve Yeni Parti’li olarak toplam oyları yüzde 36 olarak ölçülmüş,
3. Oylarının bir kısmı iktidara destek işlevi gören milliyetçilerin muhalif kesimlerinin toplam oyu (İyi, Zafer ve Anahtar Parti olarak) yüzde 11,3 düzeyinde bulunmuş,
4. İktidarın, en azından oylarından bir bölümünü alabilmek için uğraş verdiği DEM ve butlan CHP’sinin ortalama geçerli oylarının toplamını yüzde 11,1 olarak belirtilmiş.
Bu noktada sekiz ayrı araştırmanın oluşturduğu kümelenme, yansıyan görünüm açısından bize şöyle bir algı haritası sunuyor denebilir:
A. 1. İktidar kanadının geçerli (AKP ve iktidara ilişik MHP, BBP dahil) oy ortalaması sekiz araştırma kuruluşunca %38,2 olarak ölçülürken, ORC (%44,0), Genar (%43,9), Area (%42,3) bu oranları ortalama 5,2 puan (%43,4’e doğru) yukarıya taşıyor.
2. Gündemar (%32,6), Metropol (%33,6), Ank-Ar (%36,3) iktidar kanadının %38,2’lik ortalama geçerli oy oranını ise ortalamanın 4 puan (%34,2’ye) altında ölçüyor.
ü İlk gruba göre iktidar, iktidarını sürdürecek güce sahip ve biraz daha destek bulursa Cumhurbaşkanını kolaylıkla seçtirebileceği gibi, kendi iktidar devamlılığını da başarıyla gerçekleştirecektir.
ü İkinci gruba göre ise iktidar, iktidarını yitirme tehlikesiyle yüz yüze.
B. 1. Ana muhalefetin (CHP ve Yeni Parti olarak) bölünmüş yapısıyla toplamda ortalama geçerli oy oranı %36 ölçülürken Genar (%29,9), ORC (%31,2), Area (%31,2)’lik oranlarla ortalamayı 5,8 puan azalışla %30,8’e düşürüyor.
2. Metropol (%42,8), Gündemar (%41,5), Sonar (%39,3)’lük oy oranlarıyla ikiye bölünmüş ana muhalefetin toplam oy ortalamasını 5,2 puan yükseltip %41,2’ye taşıyor.
3. Ana muhalefetin toplam oyunu %30 ölçenler bu oyların Yeni Parti ve CHP arasında %19 ve %11 şeklinde bölüşüldüğünüsöylerken, diğer kesim yani ana muhalefeti %36 düzeyinde bulanlar, Yeni Parti’nin %32 ve CHP’nin ise %4’dekaldığını savlıyor.
ü İlk gruba göre ana muhalefet halen iktidar adayı haline gelemedi.
ü İkinci grup ana muhalefetin iktidar adaylığının sürdüğü kanısında.
ü İktidarın ana muhalefeti tehlikeli bulup yargı sopasıyla ona şekil verdiğinde; ilk grup muhalefetin iktidara ulaşma olasılığının ortadan kalktığını, ikinci grup ise ana muhalefetin iktidar yürüyüşüne halen devam etmekte olduğuna ilişkin bulgular sunuyor.
C. Muhalif milliyetçi parti oyları sekiz araştırma kuruluşunun ölçümüne göre ortalama %11,3’lük bir düzeyi yansıtırken Gündemar (%12,3), Area (%12,1), Hbs (%12,0), Sonar (%11,9), Ank-Ar (%11,4) tarafından ortalamanın üstünde, ORC (%9,4), Metropol (%10,1), Genar (%11,1) tarafından ortalamadan düşük ölçülmüş. Sonuçta muhalif milliyetçi parti oyları grup ortalamasının 1 puan üstüyle 1,9 puan altında, 2,9 puanlık aralıkta hareket ediyor. Dar bir aralık içinde ölçülen muhalif milliyetçi partilerin toplam oyları, birçok toplumsal kesimde benzer yaygınlığa ulaşmış olmalı ki, sekiz ayrı araştırmada yaklaşık aynı sonuçlara ulaşılabilsin.
ü Muhalif milliyetçi partiler olarak seçim barajının üstünde bir seçmen desteğini arkalarına almış olmalarına karşın, üç partili yapıları bu grubu seçim barajı sorunuyla karşı karşıya bırakıyor.
D. DEM parti oyları, Türk milliyetçi muhalif partilerin toplam oy oranları gibi dar bir aralıkta 1,8 puanlık alt-üst sınırlar içinde ölçülüyor. Bu oy oranları %7,0 ile %8,8 arasında değişen ve oy ortalaması %8,1 olan bir diğer milliyetçi kesimi yansıtıyor. Sekiz araştırmaya göre DEM parti oyları en düşükten yükseğe doğru şöyle sıralanıyor: Metropol (%7,0), Ank-Ar (%7,6), Gündemar (%7,6), Genar (%8,3), Sonar (%8,5), ORC (%8,5), Area (%8,7), Hbs (%8,8)
ü Muhalif Türk milliyetçi partilerin oyları gibi, milliyetçi Kürt oylarının temsilcisi DEM partinin oyları da sekiz ayrı araştırmada 1,8 puanlık bir aralık içinde %8,1’lik oy ortalamasıyla sergileniyor. Bu olgu farklı coğrafya ve toplum kesimlerinde DEM seçmenlerinin kendilerine neredeyse eşit ağırlıkta yer bulabilmeleri ve bu oranın seçim barajının üzerinde olması, sadece iktidarın değil muhalefetin de ilgi ve dikkatini çekiyor. Bu olgu da iktidarın iktidarını sürdürmek içinterörsüz Türkiye politikasıve muhalefetin iktidara karşı mücadelesindedemokratik Türkiye ittifakıyaklaşımından da okunabiliyor.
Bilimin ve bilimsel bilginin doğrulanarak değil yanlışlanarak geliştiği, buna karşılık inançların sorgulanamayacağı gibi yanlışlanma yoluyla değişiminin söz konusu olamayacağı da insanlık tarihinin -gelinen evredeki- bir yansıması. Ayrıca bilimin ve bilimsel bilginin insanlık, toplum ve doğa lehine kullanılabilmesi gibi, egemen güçlerin bunları kendi çıkarları yönünde kullanarak insanlığa, toplumlara, doğaya zarar vermeleri de mümkün. İşte bu yaklaşıma küçük bir örnek kamuoyu araştırmaları ve bu araştırmaların kullanım biçimleri üzerinden üretilebilir.
Belirli konularda kamuoyu oluşturmak için gerçeği yansıtmayan bilgilerin ya da en azından bir kesimin bilgilerinin genel ve geçerli bilgilermiş gibi kamuoyuna servis edilmesinin mümkün olup-olmadığı üzerinde uzun uzun durulması gerekir. Eğer bu mümkünse, bunu mümkün kılan koşullar ve anlayışların neler olduğu, bunların kimin/kimlerin işine yarayacağı, nasıl yarayacağı önemli sorular. Bu noktada ‘yukarıdaki sekiz araştırmayla ilgili anlatı bizi acaba hangi değerlendirmelere götürür’ sorusu öne çıkıyor. O zaman da benim aklım ‘gerçek olmayan bir algının yaratılmasına katkı vermek’ ya da ‘saptırılmış bilgiyle toplumsal rıza üretmek’ kavramlarına takılıyor.