sondakika.com
Son Dakika

Aşktan, mestten, vecdden başka şey bilmem...

Lâl Şahbaz Kalender‘in tasavvuf mirası Pakistan’ın bilhassa Sehwan kentinde ananevi varlığını sürdürüyor…

Fotoğraf: Bianet

Erkekler, kadınlar ve transların aynı anda dhamal ayininde yer alması mazeretiyle 2017 yılında IŞİD’in intihar saldırısına uğrayan Lâl Şahbaz Kalender türbe ve dergâhı her yıl bir milyona varan ziyaretçiyle dolup taşmaya devam ediyor.

En az 90 kişinin öldüğü ve 300’den fazla kişinin yaralandığı saldırıdan hemen sonra radikal İslam terörüne meydan okumak amacıyla faal olmaya aynen devam eden tasavvuf merkezinin direnci genç sinemacı Ümeyir Bilal’i tesir altında bırakmış.

Sûfi annesinin yanında çocukluğu boyunca ziyaret ettiği mekânların hatırasıyla da bir film çekmeye soyunmuş ve karşımıza böylece Hava Kadar Hafif (As Light As Air) adlı belgesel çıkmış.

Sehwan kentindeki kutsal mekânın Pakistan’da gittikçe gericiliğe ödün vermekte olan benzerlerine inat açık görüşlülüğünü ve otorite karşıtlığını koruması da bu seçimi yapmasında mühim rol oynamış.

Ne de olsa meşhur dergâh aynı zamanda Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’te halen en popüler Sûfiler’den biri olmaya devam eden Lâl Şahbaz Kalender’in türbesi vasfıyla da ziyaretçilerin akınına uğruyor.

Lakin yönetmen, senaryo yazarı ve Konstantin Stell’le sinematografi hanelerinde adını gördüğümüz genç Ümeyir bize tanıtım amaçlı TRT belgesellerinden çok uzak bir estetikle, coğrafyanın, tabiatın, kentin, mabedin, insan ve hayvanların ruhunu yakalamaya girişmiş izlenimsel bir eser sunuyor.

Kamera kâh toprak yolların kesiştiği bir kavşakta kalakalmış bir merkebe odaklanıyor, kâh bizi kalabalık bir sokaktaki koşuşturmanın ortasında bırakıyor. Geceleyin sokak lambalarının solgun sarı hüzmeleriyle aydınlanan ıssız bir pazar yerinde tedirginliğinden kurtulamamış bir kediden, kamerayı görünce aniden neşelenen, Nusret Fatih Ali Han’a eşlik ederek raks etmeye başlayan bir bekârlar grubuna geçiyoruz.

Kamera ahenkle akışa bırakılıyor, kendini Sehwan’ın ritmine kaptırıyor; seyirciyi de adeta hipnotik olduğu kadar mistik bir seyahate çıkarıyor…

Ümeyir içgüdüsel bir merakla yaklaştığı mevzuya deneysel bir tavırla intibak ediyor. Başta kararlaştırdığı planları çekimler ilerledikçe değiştiriyor, kameranın odağındaki özneler sanki filmi yönetmeye başlıyor. Keşifler birbirini takip ediyor, geleneksel klişelerden gittikçe uzaklaşan belgesel adeta organik bir bütünlüğe kavuşuyor.

Lakin projenin başından itibaren, aralarında vecd hâlindeki kadınları da gördüğümüz dhamal katılımcılarının sekansları kreşendonun garantörlüğünü üstlenip yönetmenin muvaffakiyetini taçlandırıyor. Dirty Movies pltaformu adına Nataliia Serebriakova’yla yaptığı röportajda Ümeyir dhamalın biriktirilmiş enerjinin salınmasında faydasının büyük olduğunu belirtiyor; dergâha gelirken insanların içlerinde taşıdıkları gündelik hayatın ağırlığından bedensel ritmik hareketler sayesinde, vecde ulaşmak suretiyle kurtulduklarını aktarıyor. Ancak bitkin hâle gelip bazen yere yığıldıklarında kendilerini hafiflemiş hissettiklerini de sözlerine ekliyor.

Ümeyir Tasavvuf’un manevi bir seyahat veya bir felsefe olarak daha derinlemesine anlaşılabileceğini söylüyor. Bir varoluş biçimi olarak algılanabileceğini, sadece Müslümanlar’a değil, Sehwan’da olduğu gibi Hindular’a, Hristiyanlar’a, hatta ateistlere açık olduğunun altını çiziyor. Tasavvuf’un özünde aşkı, müsamahayı ve manevi arınmayı vurguladığını ifade ediyor: “Egonun ötesine geçerek ruhani olanla dua, müzik veya bedensel hareket aracılığıyla bağlantı kurmaya özendiriyor”.

Tasavvuf’ta “ilahi” olanın muhtelif şekillerde anlaşılabileceğini, dolayısıyla kapsayıcılığın ön plana çıktığını da belirtiyor.

Gezegende coğrafyayla bağlantılı olarak Tasavvuf’un muhtelif versiyonlarının bulunduğunu, mesela Türkiye’de çok farklı bir görüntü arzettiğini söylüyor. Hint kültürüne yakınlığı gözden kaçmayan Sehwan versiyonu hibrid bir varoluşa işaret ettiğinden mi ne, Ümeyir kendine çok yakın hissettiği bu otorite karşıtı versiyonu bilinçli olarak seçtiğini belirtiyor.

Gezegenimizde bilhassa din ayrımcılığı üzerinden düşmanlığın fazlasıyla pompalandığı bir dönemde maneviyat üzerine bir belgeseli takdir etmemek ne mümkün!

Oryantalist tandanslarından daima şüphe duymamız gereken Batı medyasında şimdilik büyük alakayla karşılanmışa benzeyen Ümeyir’in filmi için tabii ki insan, keşke daha büyük imkânlarla çekilmiş olsa diye hayıflanmadan edemiyor.

Mütevazı projesine gönülden bağlı Ümeyir 2026 Pakistan yapımı 65 dakikalık belgeselde, Tasavvuf’u bölgeye ilk getiren Lâl Şahbaz Kalender’in Sehwan’daki dergâhta gömülü olmasının filmi orada çekmesinde mühim rol oynadığını saklamıyor. Dünyanın en köklü ve prestijli film festivallerinden Locarno’ya iştirak etmiş belgesel sayesinde Kalender’e adanmış birçok şarkının ve şiirin halen popüler olduğunu da öğreniyoruz. Lakin Ümeyir bizi bir Kalender overdozuna maruz bırakmayarak Tasavvuf’un özüne ihanet etmemekte muvaffak oluyor; tadımlık eserinde bizi ikna etmek için ısrar etmiyor, bir şeyleri gözümüze sokmuyor, kanırtmıyor, bıktırmıyor…

Filmdeki tek üst ses Ümeyir’in sokakta tesadüfen karşılaştığı ve söyleceklerinin bittiğine inanıp bir anda ortalıktan kaybolan ihtiyar ve bilge bir adama ait:

Burnumuza sanki tütsü kokuları geliyor, rüzgâr imil imil esiyor; uçurtmalar gökte sakin sakin salınıyor…

Yavru köpekler annelerinin peşinden koşuyor, dev ağaçların ötesinde kuşlar sürü halinde süzülüyor…

İnsanlarla keçiler, koyunlar, faytona koşulmuş atlar, eşekler ve develer sanki bir bütünün parçaları olarak iç içe yaşıyor…

Gölün sakin suları hareketleniyor, dolunay geceyi ziyadesiyle aydınlatıyor…

Belgeselini Sehwan halkına ithaf eden Ümeyir bizi Nusret Fatih Ali Han’la Bally Sagoo’ya ait Jhoole Jhoole Lal’ın tabla miksiyle mest edip uğurluyor…

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü