sondakika.com
Son Dakika

Aydınlıkta saklananlar

Bir sabah uyanıyorsunuz ve sosyal medyada karşınıza şu cümle çıkıyor: “Başıboş kediler de toplatılmalı.”

Fotoğraf: Cumhuriyet

Bir kedi olarak bu cümleyi okuyunca şunu merak ederim: Başıboş kedi ne demek? Benim bildiğim kediler vardır. Sokakta yaşayanlar, evde yaşayanlar, apartman boşluğunda uyuyanlar, bir bakkalın önünü mesken tutanlar, vapur iskelesinde güneşlenenler…

Bir de insanlarla aynı kenti paylaşanlar. Ama son zamanlarda kelimeler değişiyor. Önce köpekler “başıboş” oldu.

Ardından “tehlike”, “sorun”, “saldırı”, “halk sağlığı tehdidi” gibi kelimeler giderek daha sık kullanılmaya başlandı. Şimdi aynı dil kedilerin üzerine doğru genişliyor. Nitekim bugünlerde sosyal medyada “Başıboş Kedi Sorunu” adıyla bir hesabın ortaya çıkması ve daha önce köpekleri hedef alan bir hesabın kedilerin kamusal alanlardan uzaklaştırılmasını istemesi, bu dil değişiminin yeni bir örneği.

Kelimeler yalnızca olup biteni anlatmaz. Bazen olup bitene nasıl bakmamız gerektiğini de söyler. “Mahallede yaşayan kediler” başka bir görüntüdür.

“Başıboş kedi popülasyonu” başka. “Kedi popülasyonunda patlama” dediğinizde artık karşınızda tek tek canlılar değil, kontrol edilmesi gereken bir kitle vardır. “Kedi sorunu” dediğinizde ise daha da ileri gidersiniz.

Kedi artık sorunun kendisi olur. İşte manipülatif dilin en tehlikeli tarafı burada başlar. Manipülasyon her zaman yalan söylemek değildir.

Bazen doğru bir olayın yalnızca belirli bir bölümünü göstermek, korkuyu büyütecek kelimeleri seçmek, tekil bir vakayı bütün bir gruba yaymak ve insanlara hangi duyguyla tepki vermeleri gerektiğini hissettirmektir. Bir kedi tırmalayabilir. Bir köpek saldırabilir.

Bir hayvan hastalık taşıyabilir. Bunların hepsi konuşulabilir, araştırılabilir, önlem alınabilir. Ama “Bir kedi tırmaladı” cümlesinden “kediler halk sağlığı tehdididir” sonucuna geçmek, artık yalnızca bilgi vermek değildir.

Aradaki boşluğu korku doldurur. KORKU ÇOK HIZLI YAYILIR Bir çocuğun yanında duran kedi görüntüsünden daha hızlı dolaşıma giren şey, çocuğu tırmalayan kedi görüntüsüdür. Bir süre sonra insan, gördüğü şeyin gerçekliğin kendisi olduğunu sanmaya başlar.

Oysa gördüğü şey, gerçekliğin seçilmiş bir parçasıdır. Tarihe biraz yakından baktığımızda bunun ne kadar güçlü bir yöntem olduğunu görüyoruz. Cadı avlarını düşünün.

Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde insanlar büyücülükle suçlandı, yargılandı ve öldürüldü. Önce bir isim verildi. Sonra o isim bir korkuya dönüştü.

Sonra korku bir toplumsal kabule. Ve sonunda suçlama, cezalandırmanın gerekçesi haline geldi. Bugün “cadı avı” dediğimiz kavramın hâlâ kullanılmasının nedeni de bu.

Bir kişiyi ya da grubu gerçeklerden bağımsız biçimde, sürekli suçlama ve korku üreten bir anlatının içine yerleştirmek. Üstelik o hikâyenin içinde kediler de vardı. Bir hayvanın davranışı değişmemişti.

Değişen, insanların ona yüklediği anlamdı. Kedi aynı kediydi ama hikâye değişmişti. Bir başka dönemde uğursuzluktu.

Başka bir yerde büyücünün yardımcısıydı. Bugün ise bazı sosyal medya hesaplarının dilinde “popülasyon”, “tehdit” ve “sorun”. Biz değişmiyoruz.

Bizi anlatan kelimeler değişiyor. İşte bu yüzden haber başlıklarına, sosyal medya paylaşımlarına, videoların üzerine yazılan birkaç kelimeye biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor. “İstila” mı deniyor?

“Patlama” mı? “Tehdit” mi? “Başıboş” mu?

“Kontrol altına alınmalı” mı? “Toplanmalı” mı? “İhbar edin” mi?

Bu kelimeler peş peşe geldiğinde yalnızca bir hayvan hakkında bilgi edinmiyoruz. Aynı zamanda o hayvan hakkında ne hissetmemiz gerektiğini de öğreniyoruz. Bir popülasyonu bilimsel yöntemlerle yönetmek başka şey, bir canlıyı önce “sorun” ilan edip sonra ortadan kaldırılması gereken bir nesneye dönüştürmek başka.

Bunu ayırt etmenin yolu da bazen çok basit: Cümlede canlı hâlâ canlı olarak mı duruyor yoksa bir probleme mi dönüşmüş? ORTAK SEVGİMİZ Bugün bana sorarsanız Türkiye'nin bu konuda hâlâ çok güçlü bir avantajı var: Kediler. Çünkü Türkiye'de, özellikle İstanbul'da, kedi yalnızca bir sokak hayvanı değil.

Mahallenin sakini. Bakkalın müdavimi. Apartmanın kapıcısı.

Balıkçının bekleyeni. Çocuğun oyun arkadaşı.Yaşlı bir insanın sessiz dostu. Bir vapurun yolcusu.Bir cami avlusunda uyuyan canlı.

Bir pencerenin önünde güneşlenen komşu. Bazen de hiçbir şey yapmadan bütün gün sizi izleyen o kedi.. Yüzyıllardır kent yaşamının içine karışmış, insanlarla kendi kurallarınca bir arada yaşamış bir canlıdan söz ediyoruz.

Belki de bu yüzden kediler Türkiye'nin en ortak sevgi noktalarından biri. Bu ortaklığın kıymetini unutmamak gerek. Çünkü bir gün birileri size bir canlıyı “sorun” olarak göstermeye başladığında, yalnızca “Gerçekten sorun mu” diye sormayın.

“Bu canlı hakkında hangi kelimeleri kullanmaya başladık?” diye de sorun. Ben Sarı: Bunları bir kedi olarak değil, bu kentin kedilerinden biri olarak söylüyorum: Bizi sevmeniz gerekmiyor. Ama bizi bir “sorun”a dönüştürmeden önce, kelimelerinizi biraz daha dikkatli seçin.

Medya avlanma kararlarının en üst uygulayıcı noktası. Haber dili, görsel kullanımı her zaman gazeteciler tarafından bilinçli olarak seçilir. Eğer bir yayında bizlerden “sorun” olarak söz ediliyorsa bilin ki o gazetede bu başlığı atan kişinin toplumun ana değerleriyle derdi vardır.

Ne yazık ki aranızda aydınlıkta saklananlar var. Biz biliyoruz. Sizler ise hala fark etmediniz…

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü