Anayasa Mahkemesi (AYM), yıllar içinde çeşitli kitap, dergi, gazete ve broşürler hakkında verilen toplatma, basım, çoğaltma, dağıtım ve satış yasağı kararlarının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğine karar verdi.
AYM Genel Kurulu’nun 16 Aralık 2025’te verdiği Hasan Cemal ve diğerleri kararı bugün (17 Eylül) Resmi Gazete’de yayımlandı.
Mahkeme, Hasan Cemal, Tuğçe Tatari, Rojvin Perişan ve Yavuz Ekinci’nin yanı sıra Aram, Gelenek, İmera, Payiz ve Avesta yayın evleri, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) başvurularını birlikte değerlendirdi. Başvurular, basılmış eserler hakkındaki toplatma kararlarının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına dayanıyordu.
- Hasan Cemal’in“Çözüm Sürecinde Kürdistan Günlükleri” ve “Delila Bir Genç Kadın Gerillanın Dağ Günlükleri” kitabı,
- Tuğçe Tatari’nin “Anneanne Ben Aslında Diyarbakır’da Değildim” kitabı,
- Rojvin Perişan’ın “Toprağın Şarkısı”, “Meleklerin Küllerinden-Günahkâr Bir Irkın Yasaklanmış Mirası” kitabı,
- Yavuz Ekinci’nin “Rüyası Bölünenler” kitabı,
- Avesta’dan çıkan “Kürtler ve Kürdistan”, “1880 Kürt Ayaklanması”, “Kürt Ulusal Hareketi” ve “Kürdistan Tarihi” kitabı,
- Aram’dan çıkan “Yağmur Kokuyordu Karadeniz (Karadeniz Anıları-1)” kitabı,
- Payiz Yayın’dan çıkan “Güneş Ülkesinde Diriliş” serisinin üç cildi,
- İmera Yayın’ın yayımladığı Xwebun gazetesi,
- Gelecek Yayın’ın “Boyun Eğme” dergisinin 190. sayısı,
- HDP’nin 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü için hazırladığı broşürler,
- CHP’nin yayımladığı “21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” kitabı
halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile terör örgütü propagandası iddiasıyla sansürlenmişti.
AYM, başvurucuların tüm şikayetlerini ifade ve basın özgürlüğü kapsamında inceledi.
Mahkeme, kitap, gazete, dergi ve diğer basılı eserlerin toplatılması ile basım, çoğaltma, dağıtım ve satışının yasaklanmasının ifade ve basın özgürlüklerine müdahale oluşturduğunu belirtti. Bu tür müdahalelerin Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kanuna dayanması, meşru bir amaç taşıması, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiğini hatırlattı.
Temel hakları sınırlandıran kanunların yalnızca şeklen var olmasının yeterli olmadığına, düzenlemenin aynı zamanda erişilebilir, öngörülebilir ve belirli olması gerektiğine dikkat çekti. Mahkemeye göre kişilerin hangi davranışın hangi hukuki sonucu doğuracağını ve kamu makamlarının hangi koşullarda müdahalede bulunabileceğini öngörebilmesi gerekiyor.
Mahkeme, başvurulara konu toplatma ve yasaklama kararlarının dayandırıldığı Basın Kanunu hükümlerinin ise bu koşulları karşılamadığı sonucuna ulaştı.
AYM, Basın Kanunu’nun 25. maddesinin üçüncü fıkrasının Türkiye dışında basılan eserlerin Türkiye’de dağıtılması ve satışını düzenlediğini, başvurulara konu eserlerin ise tamamının Türkiye’de basıldığını kaydetti.
Bu nedenle söz konusu hükmün Türkiye’de basılmış eserlerin toplatılması açısından kanuni dayanak oluşturamayacağını belirten Mahkeme, yine bu hükme dayanılarak Türkiye’de basılmış eserler hakkında basım, çoğaltma, dağıtım ve satış yasağı getirilemeyeceğine hükmetti.
“Eserin yok edilmesiyle aynı etkiyi yaratan” tedbirler
AYM incelemesinde toplatma kararlarının tamamının hala geçerli olduğunu tespit etti. Mahkemeye göre başlangıçta geçici bir koruma tedbiri olarak verilen kararlar zaman içinde amaçlarını aşarak “eserin yok edilmesiyle aynı etkiyi yaratan nihai bir yaptırım” niteliği kazandı.
Örneğin Hasan Cemal ve Tuğçe Tatari’nin kitaplarına ilişkin dosyalarda, yazarlar hakkında yaklaşık dokuz yıl önce kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesine rağmen toplatma kararları yürürlükte kaldı.
“Boyun Eğme” dergisiyle ilgili soruşturmada da savcılık beş yıl önce suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti. AYM, buna rağmen toplatma kararının devam ettirilmesinin kanunilik şartıyla bağdaşmadığını belirtti.
Mahkeme, diğer bazı dosyalarda da Basın Kanunu’nda dava açılması için öngörülen sürelerin geçirilmesine rağmen toplatma kararlarının kaldırılmadığını tespit etti. Şu değerlendirmeyi yaptı:
“Toplatma kararlarının tamamının [...] ceza yargılamasından bağımsız birer yasak hâline dönüştüğü ve anlaşılmıştır.”
Mahkeme bu gerekçelerle müdahalelerin Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunilik şartını karşılamadığı ve Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleriyle güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna vardı.
AYM kararında toplatma kararlarının ilgililere bildirilme biçimini de ele aldı.
Başvurulara konu toplatma, basım, çoğaltma, dağıtım ve satış yasağı kararlarının gerekçeli hallerinin hiçbirinin başvuruculara tebliğ edilmediğini belirten AYM, başvurucuların kararları başka yollarla elde ettiğini ya da uygulanma sırasında öğrendiğini kaydetti.
Toplatma kararlarının ilgililere tebliğ edilmemesinin uygulamadaki sorunları “yapısal bir hâle dönüştürme riski” taşıdığını belirtti.
AYM’ye göre eser sahibi, yayıncı ve basımcıların gerekçeli karardan derhal haberdar edilmesi, toplatma gibi ağır bir tedbire karşı etkili biçimde itiraz edebilmeleri açısından zorunlu.
Karara göre ayrıca başka soruşturmalar kapsamındaki ev veya üst aramalarında bulunan çok sayıda yayın hakkında topluca toplatma kararı verilmesi de sorunlu. AYM, her yayın bakımından ayrı gerekçe gösterilmesi gerektiğini ve toplu kararların etkili itiraz ile yargısal denetim imkanını ortadan kaldırabileceğini kaydetti.
AYM: Müsadere için duruşma yapılmalı
AYM kararında yayınların toplatılması ile müsadere edilmesi arasındaki ayrıma da dikkat çekti.
Yüksek Mahkeme, dava açma sürelerinin geçmesi veya başka bir nedenle ceza soruşturması ya da kovuşturması yürütülememesi halinde, eserlerin bir koruma tedbiri olarak müsadere amacıyla toplatılmasının mümkün olmadığını belirtti.
Ancak üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan yayınlar bakımından ayrıca müsadere kararı verilebileceğini kaydetti.
AYM’ye göre böyle bir müsadere kararının ise duruşmalı olarak verilmesi ve istinaf incelemesine açık olması gerekiyor. Eser üzerinde hak sahibi olan kişilerin duruşmaya çağrılmasına, görüş ve delillerini sunabilmesine ve müsadere talebindeki iddialara karşı savunma yapabilmesine olanak sağlanmalı.
Bu güvencelerin sağlanmaması ifade özgürlüğünün ihlali anlamına geliyor.
AYM, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine Ömer Çınar’ın karşıoyuyla ve oyçokluğuyla karar verdi.
İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın ilgili mahkemelere gönderilerek yeniden yargılama yapılmasına hükmetti.
Başvuruculara ayrıca manevi tazminat ve yargılama giderlerinin ödenmesine karar verdi.