Almanya’nın başkenti Berlin’de eyalet meclisi seçiminde sandık çıkış anketlerine göre yüzde 24.5 oyla ilk sıraya yerleşen Die Linke’nin başbakan adayı Elif Eralp’in başarısı, sol siyasetin geleceğine ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. Gazeteci Ergin Yıldızoğlu, Eralp’in zaferini Cumhuriyet ’e değerlendirdi. Yıldızoğlu, Eralp’in Türkiye kökeni ve etnik kimliği üzerinden yapılan yorumların seçim sonucunun siyasi anlamını gölgelediğini belirterek, Eralp ile New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin zaferleri arasında dikkat çekici ortaklıklar bulunduğunu söyledi.
Berlin’de 20 Eylül’de gerçekleştirilen eyalet meclisi seçiminde Die Linke’nin elde ettiği sonuç, Almanya siyasetinde dikkatleri yeniden radikal sola çevirdi. Sandık çıkış anketlerine göre yüzde 24.5 oy alan Die Linke, seçimin ilk sırasında yer aldı. Partinin başbakan adayı Elif Eralp’in başarısı ise seçim sonuçlarının ötesinde, sol siyasetin kentlerde nasıl yeniden karşılık bulabileceği tartışmasını gündeme taşıdı.
Gazeteci Ergin Yıldızoğlu, Eralp’in başarısının ardından yapılan değerlendirmelerin önemli bir bölümünün adayın siyasi programından çok etnik kimliğine odaklanmasına dikkat çekti. Yıldızoğlu, “Elif Eralp’in Berlin yerel seçimlerinde belediye başkanlığını kazanması yoğun tartışmalara, sevince, Eralp’in etnik özelliklerini öne çıkaran ‘karmaşık’ yorumlara yol açtı. Türk, Alevi, hayır Kürt söylemleri gündeme geldi” dedi.
Bu yaklaşımın yalnızca Eralp’in başarısının gerçek anlamını perdelemediğini belirten Yıldızoğlu, bunun Almanya’daki aşırı sağ siyasetin söylemlerini de besleyebileceği uyarısında bulundu. Yıldızoğlu, “Bunlar özellikle Almanya’da Eralp’in zaferinin yalnızca gerçek anlamını karartmakla kalmıyor, faşist AfD’nin yer değiştirme propagandasının değirmenine su taşıyor ve Mamdani gibi Eralp’in de esas başarısını ikinci plana itiyor. Kültür savaşlarının ateşine benzin döküyor” ifadelerini kullandı.
“KAPİTALİZME KARŞIYIZ” DEMEK YERİNE “HAYAT NEDEN BU KADAR PAHALI?” Yıldızoğlu’na göre Eralp’in başarısı ile Zohran Mamdani’nin 2025’te New York’ta elde ettiği zafer arasında önemli benzerlikler bulunuyor. Ancak bu benzerliğin adayların kişisel özelliklerinden ziyade uyguladıkları siyasal stratejide aranması gerekiyor. Yıldızoğlu, iki kampanyanın da soyut bir kapitalizm karşıtlığından ziyade insanların gündelik hayatında doğrudan karşılığı bulunan sorunlara odaklandığını belirtti.
Mamdani’nin kampanyasında hayat pahalılığı, kira, ulaşım ve çocuk bakımı gibi başlıkların öne çıktığını hatırlatan Yıldızoğlu, Berlin’de Eralp ve Die Linke’nin de benzer biçimde konut kiraları, ulaşım ve kent hizmetlerine yoğunlaştığını söyledi. Eralp’in seçim kampanyasının simgelerinden biri olan “Mietendeckel”, yani kira tavanı, bu yaklaşımın en görünür örneklerinden biri oldu. Yıldızoğlu, “İkisinde de sol politika, ‘kapitalizme karşıyız’ gibi genel bir söylem yerine ‘Hayatınız neden bu kadar pahalı, zor ve bunu değiştirmek için belediye ne yapabilir?’ sorusu üzerine kuruluydu” dedi.
KONUT KRİZİ, SINIF ÇELİŞKİSİNİN MERKEZİNE YERLEŞTİ Konut meselesinin iki kampanyada da yalnızca bir sosyal politika başlığı olarak ele alınmadığını vurgulayan Yıldızoğlu, konut krizinin sermaye ile kentte yaşayanlar arasındaki çelişkinin somutlaştığı alan haline geldiğini söyledi. Mamdani’nin New York’ta yaklaşık 1 milyon kira kontrollü konut için kira dondurma önerisini öne çıkardığını belirten Yıldızoğlu, Eralp’in ise Berlin’de büyük konut şirketlerinin elindeki yaklaşık 220 bin konutun kamulaştırılması / toplumsallaştırılması fikrini kampanyanın merkezine taşıdığını aktardı. Yıldızoğlu’na göre iki örnekte de konut sorunu, “zenginler ile kentte yaşayanlar arasındaki ekonomik ilişkinin” doğrudan görülebildiği bir siyasal mücadele alanına dönüştü.
KİMLİK SİYASETİ İLE SINIF SİYASETİNİ KARŞI KARŞIYA KOYMADILAR Eralp’in Türk kökenli, Mamdani’nin ise Güney Asya kökenli ve Müslüman olması iki kampanyanın kimlik boyutunun da tartışılmasına neden oldu. Ancak Yıldızoğlu, iki adayın seçim kampanyalarını kimlik üzerinden kurmadığına dikkat çekti. “Kimlik siyaseti ile sınıf siyasetini birbirinin alternatifi yapmadılar” diyen Yıldızoğlu, Eralp’in özellikle konut, ulaşım ve şehir hizmetlerinin köken ve etnik kimlikten bağımsız olarak bütün Berlinlilerin sorunu olduğunu vurguladığını söyledi.
Yıldızoğlu, bu yaklaşımın kimlik farklılıklarını ortadan kaldırmadan sınıfsal ve ekonomik ortak paydayı genişletme stratejisi olduğunu belirtti. GENÇ, KENTLİ VE DİJİTAL SOL İki kampanyanın bir başka ortak noktası ise gençlerin siyasete yeniden dahil edilmesi oldu. Yıldızoğlu, Mamdani ve Eralp’in kampanyalarının geleneksel sol parti imgesinden farklı bir siyasal estetik üzerine kurulduğunu söyledi.
Sosyal medya, genç gönüllüler ve doğrudan sahada yürütülen çalışmaların iki kampanyada da önemli yer tuttuğunu belirten Yıldızoğlu, bunun yalnızca “genç aday” meselesi olmadığını vurguladı. “Her ikisi de geleneksel sol partilerin seçmeni olmaktan uzaklaşmış genç kentliyi yeniden siyasete sokmaya büyük önem verdiler” diyen Yıldızoğlu, siyasetin sosyal medya üzerinden yalnızca propaganda yapılmasıyla sınırlı kalmadığını, adayların halkın arasına girerek sorunları yerinde dinlediğini söyledi. Mamdani’nin sosyal medyada gündelik hayatın içinden mizahi görüntülerle seçmene ulaşmasını örnek gösteren Yıldızoğlu, halkın içinde dolaşmanın ve insanları dinlemenin bu siyasetin önemli unsurlarından biri olduğunu belirtti.
SEÇMEN “OY DEPOSU” OLARAK GÖRÜLMEDİ Yıldızoğlu, iki kampanyada da yukarıdan aşağıya propaganda yerine yerel örgütlenmenin öne çıktığını söyledi. Mamdani’nin kampanyasında kapı kapı çalışmanın, gönüllülerin ve yerel örgütlenmenin önemli rol oynadığını belirten Yıldızoğlu, Die Linke’nin de benzer bir yöntem izlediğini ifade etti. Die Linke’nin Mamdani’nin kampanya yöntemlerini incelemek üzere New York’a ekip gönderdiğini ve Mamdani’nin danışmanlarından biriyle Eralp’in görüştüğünü hatırlatan Yıldızoğlu, ortaya çıkan siyasal anlayışı şöyle değerlendirdi: “Karşımızda, her iki örnekte de seçmeni pasif bir ‘oy deposu’ olarak görmekten çok öte, onları kampanyanın bizzat örgütleyici unsuru olarak gören bir siyasi anlayış var.” MERKEZ PARTİLERİN TEMSİL KRİZİ SOLA ALAN AÇTI Berlin seçimlerinin bir diğer önemli boyutunun ise merkez partilerin yaşadığı temsil krizi olduğunu belirten Yıldızoğlu, hayat pahalılığı ve konut krizi karşısında seçmene ikna edici bir çıkış sunulamamasının yeni bir siyasi alan yarattığını söyledi.
Die Linke’nin önceki seçimdeki oy oranını önemli ölçüde artırması ve merkez partilerin gerilemesi bu tablonun bir parçası olarak değerlendirildi. Yıldızoğlu, bu noktada Eralp’in başarısının yalnızca “radikal solun yükselişi” şeklinde okunmasının eksik kalacağını belirtti. “Merkez siyasetin kentteki maddi sorunları çözme kapasitesine karşısındaki öfke kolaylıkla AfD gibi faşist partilere de akabilirdi” diyen Yıldızoğlu, Eralp ve Mamdani’nin bu öfkeyi doğru okuyarak seçim kazanmanın ötesinde antifaşist bir mevzi kazandıklarının da söylenebileceğini ifade etti.
“MAMDANİ’NİN KOPYASI DEĞİL” Yıldızoğlu, Eralp ile Mamdani arasında önemli benzerlikler bulunmasına karşın Berlin’deki sonucu doğrudan “Mamdani modeli” olarak tanımlamanın da doğru olmayacağı görüşünde. Mamdani’nin New York kampanyasının Demokrat Parti içindeki merkez siyasete karşı bir isyanı temsil ettiğini, Eralp’in ise Die Linke gibi bağımsız bir sol parti adına yarıştığını hatırlatan Yıldızoğlu, iki deneyim arasındaki temel farklardan birinin de bu olduğunu söyledi. “Dolayısıyla Mamdani modeli ABD’den Avrupa’ya bir kampanya tekniği olarak kopyalanmadı” diyen Yıldızoğlu, Berlin’de yaşananın bir şablonun uygulanmasından çok, Avrupa’daki mevcut radikal sol partinin Mamdani deneyimini kendi örgütsel dönüşümüyle birleştirmesi olduğunu belirtti.
“EVRENSEL BİR MODEL ŞEKİLLENİYOR” Yıldızoğlu’na göre Eralp ve Mamdani’nin farklı ülkelerde elde ettiği seçim başarılarının ortak noktaları, sosyalist sol açısından daha geniş bir tartışmanın kapısını aralıyor. “Zohran Mamdani’nin 2025 New York zaferi ile Elif Eralp’in 20 Eylül 2026 Berlin seçimindeki başarısı arasında oldukça belirgin bir ortak noktalar seti bulmak olanaklı” diyen Yıldızoğlu, iki farklı ülkede birbirinden görece farklı iki sol hareketin bu ortak noktalar üzerinden başarı elde etmesinin, başka kapitalist ülkelerde de uygulanabilecek evrensel bir modelin şekillenmekte olduğunu düşündürdüğünü söyledi. Ancak Yıldızoğlu, Eralp’i yalnızca “Berlin’in Mamdani’si” olarak tanımlamanın bu süreci basitleştireceği uyarısında bulundu.