Londra Queen Mary Üniversitesi Siyaset Bölümü'nden Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tim Bale, Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler arasında imzalanan bağımsızlık anlaşmasının ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.
"Birleşik Krallık" şeklindeki resmi adlandırma, zaman zaman son derece yersiz görünebilir. Bu yapıyı oluşturan unsurlardan 56,5 milyon nüfusuyla İngiltere, 5,5 milyon nüfusuyla İskoçya, 3,1 milyon nüfusuyla Galler ve 1,9 milyon nüfusuyla Kuzey İrlanda arasındaki ilişki nadiren bu ismin çağrıştırdığı kadar uyumludur. Nitekim bu hafta, söz konusu dörtlüden son üçünün başbakanlarının bir araya gelip, her bir ulusun kendi geleceğini "kendi yöntemiyle ve kendi zamanında" belirlemeyeceğini taahhüt eden bir anlaşma imzalamaları da bu durumu gözler önüne seriyor.
İskoçya Bölgesel Başbakanı John Swinney, Birleşik Krallık'ın yeni hükümet başkanı Andy Burnham'ı, bilinçli ve kışkırtıcı bir tavırla, "Birleşik Krallık'ın son başbakanı" olarak tanımlamaya kadar ileri gitti. Bu arada Kuzey İrlanda Bölgesel Başbakanı Michelle O'Neill, nüfusu 5,4 milyon olan İrlanda Cumhuriyeti ile birleşme konusunda referanduma gitme hakkına sahip olduklarını öne sürerek, "Bize bu hakkın artık söz konusu olmadığını söyleyen hiçbir başbakanı kabul etmeyecek veya buna müsamaha göstermeyeceğiz," ifadesini kullandı.
Öte yandan Galler Bölgesel Başbakanı Rhun ap Iorwerth, çok daha temkinli bir tutum sergileyerek yalnızca "Galler'in, halkının hak ettiği geleceği inşa edebilmesi için bir ulus olarak ihtiyaç duyduğu yetkiye, kaynaklara ve adil muameleye sahip olması gerektiği" üzerinde durdu. Bağımsızlık konusundaki soruları geçiştiren Rhun ap Iorwerth, dinleyicilere sadece "İskoçya'nın halihazırda sahip olduğu ve asgari düzeyde Galler'e de tanınması gereken esneklikler bulunduğunu" hatırlatmakla yetindi.
Ap Iorwerth'in tereddütlü tavrı Galler'de bağımsızlığa yönelik desteğin diğer ülkelere nispeten daha az olduğunun üstü kapalı bir kabulü niteliğinde. Nitekim bu yılın ağustos ayında yapılan son anket, "kararsızlar" hariç tutulduğunda Gallerli seçmenlerin yalnızca 3'te 1'inin mevcut durumda Birleşik Krallık'tan ayrılma yönünde oy kullanacağını gösteriyor.
İskoçya'daki kamuoyu görüşü belirgin biçimde farklı olsa dahi, orada bile bu bahar yapılan son anket, Birleşik Krallık'ta kalmak isteyenlerin oranının yüzde 44, ayrılmak isteyenlerin oranının ise yüzde 56 olduğunu; yani sonuçların 2014'te düzenlenen bağımsızlık referandumundakilerle neredeyse birebir örtüştüğünü gösterdi. Başbakan Swinney liderliğindeki İskoç Ulusal Partisi yeni bir oylama için bastırıyor olabilir, fakat temsilcileri kamuoyu önünde ne söylerse söylesin, kapalı kapılar ardında bu oylamayı kazanabileceklerini iddia edemezler. Nitekim, Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılma kararı sonucunda gayrisafi yurt içi hasılasında (GSYH) meydana gelen ciddi kayıp, muhtemelen muhaliflerinin "ayrılmanın ekonomik bir felaket olacağı" yönündeki argümanını daha da güçlendirecektir.
Her halükarda Swinney, özellikle de bu durum 2022'de Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi'nin bir kararıyla teyit edilmişken, şunu gayet iyi biliyor. Hukuki ve anayasal açıdan, İskoçya'ya referandum izni verebilecek tek yasama organı İskoç Parlamentosu değil, Londra'daki 650 sandalyeli Birleşik Krallık Parlamentosu'dur. Bu kurumda yaklaşık 57 İskoç milletvekili de görev yapmaktadır.
Kuzey İrlanda'da ise bu durum farklılık gösteriyor. Ülkede on yıllar süren şiddetli çatışmaların sona ermesine katkı sağlayan 1998 tarihli Belfast Anlaşması (Hayırlı Cuma Anlaşması), sınırın her iki tarafında da İrlanda'nın birleşmesine yönelik çoğunluk desteği bulunduğu düşünüldüğü takdirde bir sınır referandumunun yapılmasını mümkün kılıyor. Şu an içinse böyle bir durum söz konusu değil.
İrlanda Cumhuriyeti içerisinde böyle bir çoğunluğun bulunabileceğine dair en azından teorik düzeyde, bir şüphe yoktur. İrlanda Başbakanı Micheal Martin'in, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın birleşmiş bir İrlanda'ya yönelik açık desteğine yakın zamanda bir oylama talep ederek karşılık vermemiş olması dikkat çekicidir. Ancak yapılan son anket Cumhuriyet'teki seçmenlerin 3'te 2'sinin birleşmeyi desteklemesine karşılık, kuzeydekilerin yalnızca 3'te 1'inden biraz fazlasının aynı görüşte olduğunu ortaya koydu. Bu oran, son on yılda artmak bir yana aslında düşüş göstermiştir ve büyük ölçüde Roma Katoliği olan "milliyetçi" nüfus ile kimliğini ısrarla Britanya ekseninde tanımlamaya devam eden büyük ölçüde Protestan "birlikçi" nüfus arasındaki derin mezhepsel farklılıkları yansıtmaya devam etmektedir.
Her halükarda, İrlanda sınırına ilişkin bir referandum yapma kararı yasal olarak Kuzey İrlanda Bölgesel Başbakanı'na değil, Birleşik Krallık hükümetinin Kuzey İrlanda'dan Sorumlu Bakanı'na aittir. Kaldı ki durum böyle olmasaydı dahi, aralarındaki resmi hiyerarşiye rağmen, Kuzey İrlanda Bölgesel Başbakanı'nın yetkileri, bir birlikçi (unionist) olarak bölgenin Birleşik Krallık'ın bir parçası olarak kalması konusunda kararlı olan Başbakan Yardımcısı'nınkinden daha fazla değildir.
Nihayetinde, bu hafta bir araya gelip bir anlaşma imzalayan İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın hükümet başkanlarının iki temel amacı bulunuyor. Bunlardan birincisi destekçilerine bağımsızlık davasına olan bağlılıklarını sürdürdükleri konusunda güvence vermekken ikincisi ise yeni İngiliz Başbakanı üzerinde baskı oluşturmaktı. İlk amaç gerçekleşmiş olabilir ancak ikincisinin kayda değer bir etki yaratması pek olası görünmüyor. Nitekim, bu girişimlerin ardından Downing Street 10 Numara sözcüsünün gazetecilere ifade ettiği gibi: "Birleşik Krallık hükümeti, anayasal tartışmalara veya yeni referandumlara girmek yerine... aileler için en önemli meseleleri ele almaya odaklanmış durumdadır." Kısacası, ister yanlış bir isimlendirme olsun ister olmasın, Birleşik Krallık bir süre daha varlığını koruyacaktır.
[Prof. Dr. Tim Bale, Londra Queen Mary Üniversitesi Siyaset Bölümü'nde Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.