Hikaye 2004’e uzanıyor. Hayvan hakları savunucusu Colleen Paige tarafından başlatılan günün tarihi de birlikte yaşam hikâyesine dayanıyor. Paige’in ailesi, kendisi 10 yaşındayken bir barınaktan kurtarılan ilk köpekleriyle 26 Ağustos’ta yaşamaya başladı.
Zamanla farklı ülkelerde anılmaya başlayan gün; terk edilen, şiddete maruz bırakılan ve barınaklarda yaşayan köpekleri görünür kılmayı, hayvanlarla kurulan ilişkinin sorumluluklarını hatırlatmayı amaçlıyor.
Dünyada 26 Ağustos: Birlikte yaşam ve kamusal sorumluluk
Dünya Köpekler Günü birçok ülkede barınakların kapılarını açtığı, terk edilen köpeklerle insanların bir araya geldiği ve birlikte yaşam koşullarının konuşulduğu etkinliklerle karşılanıyor.
Hayvan koruma örgütleri açısından günün temel mesajı, bir köpeği yalnızca “evde yaşayan bir hayvan” olarak görmek değil. Terk edilmeyi önlemek, kısırlaştırma ve veterinerlik hizmetlerini yaygınlaştırmak, barınak koşullarını iyileştirmek ve şiddetten kurtarılan hayvanların güvenli bir yaşam kurabilmesini sağlamak da bu sorumluluğun parçası.
Bu nedenle 26 Ağustos, köpeklerle kurulan ilişkinin sevgi kadar bakım, güvenlik ve yaşam hakkı meselesi olduğunu da hatırlatıyor.
“Kıyamet günü sorulacak: Öldürülmemesi gerektiği halde köpekleri niye öldürdün?”
Türkiye’de ise Dünya Köpekler Günü, sokakta yaşayan köpeklere ilişkin 2024’te değiştirilen yasanın gölgesinde karşılanıyor.
TBMM’de 30 Temmuz 2024’te kabul edilen 7527 sayılı yasa, belediyelerin sokakta yaşayan köpekleri toplamasını ve bir insanla birlikte yaşamaya başlayana kadar bakımevlerinde tutmasını öngörüyor.
Daha önce kısırlaştırılan ve rehabilite edilen köpeklerin yaşadıkları alanlara geri bırakılmasını esas alan sistem böylece önemli ölçüde değişti.
Yasa, belirli koşullarda bakımevindeki köpeklerin öldürülmesine de izin veriyor.
Hayvan hakkı savunucuları ise düzenlemeye başından beri karşı çıkıyor. Onlara göre sokaktan toplamak ve kapalı alanlarda tutmak, nüfus sorununu çözmediği gibi hayvanların yaşam hakkı açısından yeni riskler de yaratıyor.
Tartışmanın en önemli başlıklarından biri bakımevlerinin kapasitesi.
Hayvan Hakları İzleme Komitesi ve Yaşamdan Yana Derneği’nin belediyelere yaptığı bilgi edinme başvurularına dayanan 2025 raporuna göre, yanıt veren 1111 belediyeden yalnızca 273’ünde hayvan bakımevi bulunuyor.
Raporda tespit edilen toplam kapasite ise yaklaşık 89 bin.
Hayvan hakkı savunucuları bu tablo karşısında, çok sayıda köpeğin yaşam alanlarından alınmasının onları hangi koşullarda yaşayacakları belirsiz alanlara taşıdığına dikkat çekiyor.
Bakımevlerinin bağımsız denetime açık olması, köpeklerin suya, beslenmeye, veterinerlik hizmetlerine ve hareket alanına erişebilmesi de temel talepler arasında.
Diyarbakır’da köpeklerin toplandığı alan için ‘yaşam hakkı’ çağrısı
Hak savunucuları: Yerinde yaşam mümkün
Hayvan hakkı örgütleri sokakta yaşayan köpeklerle ilgili politikanın toplama üzerine kurulmasına karşı çıkıyor.
Örgütler; düzenli ve yaygın kısırlaştırma, aşılama, tedavi, kayıt sistemi, üretim ve satışın denetlenmesi, hayvan terk etmenin önlenmesi ve yerel yönetimlerin yeterli bütçe ayırması gerektiğini söylüyor.
Şiddetten, kötü muameleden ya da tehlikeli koşullardan kurtarılan köpeklerin ise güvenli bir yaşam alanına kavuşması ve insanlarla birlikte yaşamalarının desteklenmesi gerektiğini savunuyorlar.
Mesele “sahip olmak” değil, birlikte yaşamak
Dünya Köpekler Günü’nün çıkışında bir barınaktan kurtarılan köpekle kurulan yaşam ortaklığı vardı.
Aradan geçen 22 yılda dünyanın farklı yerlerinde hayvan hakları hareketi de benzer bir soruyu daha yüksek sesle soruyor: İnsanların hayvanlarla ilişkisi mülkiyet üzerinden mi, yoksa bakım ve yaşam ortaklığı üzerinden mi kurulmalı?
Türkiye’de bu soru bugün daha da güncel.
Sokakta yaşayan köpeklerin toplanıp yaşam alanlarından uzaklaştırıldığı bir dönemde hayvan hakkı savunucuları, köpeklerin kentlerin “sorunu” değil, yaşamın parçası olduğunu hatırlatıyor.