İktidar; yarattığı umutsuzluk, çaresizlik ve korkuyla “Biz adam olmayız!”, “Böyle gelmiş böyle gider” algısını yaygınlaştırarak toplumu karanlığa mahkûm etmek, bu tablonun değişebileceği duygusunu yok etmek, toplumsal muhalefetin cesaretini kırmak istiyor. “Arkası gelmez dertlerimin, bıktım illallah/ Biri biterken öbürü de başlar, vermesin Allah/ Böyle gelmiş böyle gidecek, korkarım vallah/ Yok mu çaresi dostlar fesüphanallah/ Âlemin keyfi yerinde yine maşallah/ Bize de bir gün kader güler, güler inşallah/ Böyle gelmiş, böyle gidecek, korkarım vallah/ Yok mu çaresi, dostlar, fesüphanallah?” diyen Erkin Koray ’ın şarkısındaki sorunun yanıtını toplumsal muhalefet veriyor. Kendi gücüne güvenen, inanan toplumsal muhalefet, umutsuzluğa, korkuya karşı geleceğini arıyor, düzen değişikliği istiyor ve bunun için mücadele ediyor.
BİR ‘İNSANOĞLU İNSAN’ Aziz Nesin, 1950’lerden beri yaşadığımız siyasal, ekonomik, kültürel yozlaşmaya, bozulmuşluğa, aksaklıklara isyan ederek mizah öykülerinde dile getirdi. 1953’te Geriye Kalan adlı kitabının önsözünde şöyle diyordu: “Babiali’ye aşk şiirleriyle girdim, yokuşun alt başından ellerim kelepçeli çıktım. Bir küçük, bir güdük kalem ki, şeflerin, diktatörlerin, yardakçıların, bütün bu kör nişancıların hıncına, gayzına, gazabına hedef oldu.
Şimdi dönüp geriye bakıyorum. Bir yaz güneşi altında, yedi rengin bütün çekiciliğiyle boncuk boncuk ışıldayan eşekarıları kümesine parmağını sokup oynamak isteyen bir yaramaz çocuğun akıbetine uğramışım. Bütün suçum, kendilerini arıbeyi sanan eşekarılarını tedirgin etmiş olmamdır.
Sevgili okurlarım. İşte o kavgadan ‘Geriye Kalan’, gözyaşlarımdan süzdüğüm şu bikaç avuç kahkahadır. Böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek, böyle gidemez, böyle götürmeyeceğiz.” Annesinin anısına adadığı şiir şöyleydi (1965): “Bütün anneler, annelerin en güzeli,/ Sen, en güzellerin güzeli./ Onüçünde evlendin,/ Onbeşinde beni doğurdun,/ Yirmialtı yaşındaydın,/ Yaşamadan öldün./ Sevgi taşan bu yüreği sana borçluyum./ Bir resmin bile yok bende,/ Fotoğraf çektirmek günahtı./ Ne sinema seyrettin, ne tiyatro./ Elektrik, havagazı, su, soba,/ Ve karyola bile yoktu evinde./ Denize giremedin,/ Okuma yazma bilmedin./ Güzel gözlerin,/ Kara peçenin arkasından baktı dünyaya./ Yirmialtı yaşındayken/ Yaşamadan öldün.../ Anneler artık yaşamadan ölmeyecek.../ Böyle gelmiş,/ Ama böyle gitmeyecek!” ANILARLA GELEN Anılarını Ben de Çocuktum, Bir Sürgünün Anıları, Poliste, Salkım Salkım Asılacak Adamlar, Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru, Türkiye Şarkısı Nâzım, Bir Vicdan Davası, Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim, Unutulmayan Rüyalar’da okuduğumuz Aziz Nesin, Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (4 c., Nesin Yayınevi) adlı özyaşamöyküsünü niçin yazdı?
“Anılarımı yazmamın iki ereği var. Birincisi, anlattığım yaşamımın çevresinde o zamanki Türk toplumunun bir kesitini sunmak istedim. Bu anılar bibakıma yetiştiğim çağda Türk toplumunun toplumsal topografyasından bir parçadır.
Yaşıtlarımın, benden az büyük, az küçük olanların yaşamlarıyla benimkiler arasında ortaklaşa yanlar, benzerlikler çoktur. Çoğumuz, buna benzer dar geçitlerden geçip bugüne geldik... “Biçok anababa, benim anılarımda kendi anılarını bulacaklardır.
Benim yaşıtlarımla anababaları arasında yüzyıl, iki yüzyıl vardır. Sanırım babamla benim aramda enaz üç yüzyıllık bir zaman boşluğu vardı. Biz bir kopuşun çocuklarıyız.
Anılarımda işte bunları anlatmak istedim: Biz nerden gelmiştik? “Anılarımı anlatmaktan ikinci amacım da şu: Böyle gelmiş, böyle gidecek değil, böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek, gidemez. “…‘Böyle gelmiş böyle gider’ demekten çıkarı olan bütün sömürücüler, bütün çıkarcılar, bütün aldatıcılar ve aldatılanlar şunu iyi bilsinler ki: Böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek!
“Çocuklarımız, bütün bu çektiklerimizi çekmeyecekler.” Ne diyelim: Çok yaşasın Aziz Nesin’ler!