sondakika.com
Son Dakika

Çerçeve yasa: 62 günde ne değişti?

Çerçeve yasa ile çözüm sürecini konuştuğumuz günlere geldik.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Çerçeve yasa ile çözüm sürecini konuştuğumuz günlere geldik. Terör sorununu yasal bir düzenlemeyle çözebileceğimizi sanıyoruz. Fakat bu, hukuki bir sorun değil.

Bunun bir ekonomi-politik sorun olduğunu görmezden geliyoruz. İktidar, MHP ve DEM Parti istiyor ki önce hukuku düzenleyelim, arkasından toplumsal çözüm gelsin. Hâlbuki tam tersi…

Refahı ve demokratik anlayışı yükseltmeden istediğiniz kadar hukuki düzenleme yapın; Kürt sorunu biter, başka bir vatandaşımızın sorunu başlar. Bu kadar seçilmiş insan hapse atılmışken, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere muhalefetin belediye başkanlarına yapılanlar ortadayken demokratik bir çözüm beklemek anlamsız. Ana akım siyasi partiler, CHP ve Yeni Parti de dâhil, olmayacak duaya âmin diyor.

Hele Yeni Parti, Atatürkçü ideolojiyi de bir kenara bırakıp “stratejik” davranayım derken statükoya teslim oluyor. Bakın, bir ülkenin hafızası yoksa aynı hataları tekrar tekrar yaşar. Tarih: 22 Nisan 2024…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti hakkında kapatma davası açılmasını ve bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istedi. Aradan dört ay geçti. Tarih: 21 Ağustos 2024…

Bahçeli bu defa DEM Parti’ye yapılan Hazine yardımının kesilmesini istiyordu. Açıklamasında, “Devlete ve millete ihanet eden kenelerin ayıklanması” gerektiğini söylüyordu. Tarih: 22 Ekim 2024…

Bu kez aynı Devlet Bahçeli, kürsüden terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için: “Gelsin, TBMM DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşsun” dedi. Üstelik bununla da kalmadı. PKK’nin sona erdiğini ve örgütün lağvedildiğini açıklaması hâlinde, Öcalan açısından “umut hakkı” konusunda yasal düzenleme yapılmasının önünün açılabileceğini söyledi.

21 Ağustos ile 22 Ekim arasında tam 62 gün var. 62 günde ne oldu? 22 Nisan’da kapatılması istenen parti…

21 Ağustos’ta Hazine yardımının kesilmesi istenen siyasi hareket… 22 Ekim’de Türkiye’nin yaklaşık kırk yıllık terör sorununu bitirecek siyasal mekanizmanın muhataplarından biri hâline nasıl geldi? Ve daha önemlisi: Bu, yalnızca Devlet Bahçeli’nin siyasi düşüncesindeki bir değişiklik miydi?

Diyarbakır Cezaevi’nden bu yana devam eden bir terörizm sorunu, ne oldu da böyle alelacele bir sürecin içine sokulmaya çalışıldı? Hazırlanan yasa taslağına göre… PKK/KCK’nin ve onunla bağlantılı oluşumların fiilî varlığının sona erdiğinin, kontrolündeki bütün silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor.

Daha sonra bunun MGK kararıyla teyit edilmesi ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanması gerekiyor. Ardından ne oluyor? Örgüt kurmak veya yönetmek, örgüte üye olmak, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, propaganda yapmak ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlar kapsam içine giriyor.

Belirli istisnalar dışında soruşturma ve kovuşturmalar, suçun ağırlığına göre beş veya on yıl erteleniyor. Bu süre içerisinde yeni bir terör suçu işlenmezse soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturmada ise davanın düşmesine karar veriliyor. Kesinleşmiş mahkûmiyetlerde de benzer bir mekanizma var.

Cezanın infazı beş veya on yıl erteleniyor. Süre, yeni bir terör suçu işlenmeden tamamlanırsa ceza infaz edilmiş sayılıyor. Dahası var.

Belirli sürelerin geçmesinin ardından, mahkûmiyetlerden veya soruşturmalardan doğan hak yoksunluklarının bütün sonuçlarıyla kaldırılması için oluşturulacak kurul tarafından yargı mercilerine başvurulabilecek. Yani tartıştığımız metin, yalnızca dağdan inen insanın sınır kapısından nasıl geçeceğini düzenlemiyor. Ceza hukukunu düzenliyor.

İnfaz hukukunu düzenliyor. Devam eden soruşturmaları düzenliyor. Kesinleşmiş mahkûmiyetleri düzenliyor.

Siyasi ve medeni hakların geleceğini düzenliyor. Bu yüzden mesele, “Barış istiyor musunuz, istemiyor musunuz?” sorusuna indirgenemeyecek kadar ciddi. Bir cezanın infazını yıllarca erteleyip ardından “infaz edilmiş saymak”, bir soruşturma veya kovuşturmayı erteleyip daha sonra dosyayı düşürmek, hukuki adı ne olursa olsun sonuç itibarıyla af benzeri bir sonuç doğurmaz mı?

Dolayısıyla burada sloganla geçiştirilemeyecek gerçek bir hukuk tartışması var. Burada bilerek kurulan çok tehlikeli bir siyasal denklem var: Yasayı destekliyorsan barışçısın. Eleştiriyorsan savaş yanlısısın.

İtiraz ediyorsan faşistsin. Bu denklem demokratik değildir. Nasıl ki bu süreci destekleyen herkese “hain”, “terör destekçisi” demek yanlışsa yasaya itiraz eden herkesi “barış düşmanı” ilan etmek de aynı ölçüde yanlıştır.

Bu, Türkiye’de ilk defa olmuyor. 2010 anayasa değişikliği sürecinde de tartışmanın bir bölümü, değişikliklerin somut kurumsal sonuçlarından çıkarılıp “demokratikleşmeden yana olanlar” ile “statükocular” arasındaki ahlaki ayrıma dönüştürülmüştü. Bugün de hiçbir şeyi çözmeden “çözüm” denilen ortam, statükonun kendisi hâline geldi.

“Yetmez ama evet” kavramının siyasi hafızadaki önemi de burada. Döndük dolaştık, “Yetmez ama evet” kafasına geri döndük. Keza Ankara’daki sürecin değişimi yalnızca iç dinamiklerle açıklanamaz.

Irak, Suriye, İran, Doğu Akdeniz ve ABD’nin bölgedeki varlığı gibi jeopolitik unsurlar ile bölgesel istikrarsızlık faktörleri bu hamlede kritik rol oynamaktadır. Türkiye, kendi topraklarındaki PKK’yi tasfiye ederken Suriye ve Irak’taki silahlı Kürt yapılanmalarıyla olan bağları da çözmeyi hedeflemekte; ancak kanundaki “bağlantılı her türlü oluşum” ifadesinin hukuki sınırlarının belirsizliği, tasfiyenin nasıl denetleneceği sorusunu doğurmaktadır. Sonuç olarak Türkiye’nin asıl ihtiyacı, silahların susmasından öte, hukukun güçlendirildiği “pozitif barış”tır.

Zira siyasi talepleri için silah kullanan hiçbir yapıya ayrıcalık tanınmaması, demokrasinin korunması açısından hayati bir kuraldır. Ancak asıl mesele bundan sonrası. Kürt Sorunu nedir?

Türkiye Cumhuriyetindeki hangi yurttaş Kürt vatandaşımızdan ayrıcalıklı daha fazla mı vergi veriyorlar? Daha fazla mı ceza öngörülmüş yasalarda milletvekili mi olamıyorlar seçme seçilme hakları mı yok şirket mi kuramıyorlar nedir kürt sorunu? İşte bunları tartışmaya başlayacağız.

Çünkü DEM Parti yöneticileri çerçeve yasayı nihai düzenleme olarak tarif etmiyor. Tuncer Bakırhan bunu açık biçimde “bir bitiş değil, esaslı bir başlangıç” olarak nitelendiriyor. Başka açıklamalarında ise çerçeve yasanın “yerel demokrasi, eşit yurttaşlık, anadil ve özgür yaşamın kapısını açması” gerektiğini söylüyor.

Peki, bunlar ne anlama geliyor? DEM Parti’nin kendi kongre kararlarına ve açıklamalarına baktığımızda, “eşit yurttaşlık” talebinin yalnızca herkesin kanun önünde eşit olması anlamında kullanılmadığını görüyoruz. Anadilde eğitim ve kamu hizmeti, farklı kimliklerin anayasal güvenceye alınması, kolektif hakların ve siyasal temsil imkânlarının genişletilmesi gibi talepler bu kavramla birlikte ele alınıyor.

“Yerel demokrasi” başlığında ise daha güçlü bir yerinden yönetim modeli savunuluyor. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekincelerin kaldırılması, merkezi idareden yerel yönetimlere yetki devredilmesi ve daha ademimerkeziyetçi bir kamu yönetimi talep ediliyor. Hatta DEM Parti’nin 10 Haziran 2026 tarihli Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı bildirgesinde, 1921 Anayasası’nın “yerel demokrasi” anlayışının güncellenmesinden ve Türkiye kamu yönetiminin daha ademimerkeziyetçi bir yapıya dönüştürülmesinden açıkça söz ediliyor.

Talepler bir bütün hâlinde okunduğunda, mevcut merkezi idarenin yetki dağılımının değiştirilmesinin hedeflendiği de açık. “Demokratik Cumhuriyet” kavramı bu nedenle önemlidir. Bakırhan’ın kullandığı ifadelerde Demokratik Türkiye Cumhuriyeti vurgusu demokrasi ile yoğurulmuş bir Cumhuriyet mi yoksa Cumhuriyet’in siyasal ve idari yapısının yeniden tarif edilmesinden mi söz ediliyor göreceğiz.

DEM Parti’nin kendi kongre kararlarında bunun temel ayakları arasında eşit yurttaşlık, kimlik ve anadilin anayasal güvenceye alınması, katılımcı yerel demokrasi, yerinden yönetim ve yeni bir anayasa bulunuyor. Dahası, belgede Türkiye’nin “yeni ve demokratik bir idari yapıya” ve “yeni bir toplumsal sözleşmeye” kavuşması hedefi açık biçimde yer alıyor. İşte tartışılması gereken yer tam da burasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşmesi elbette tartışılabilir.Ancak Cumhuriyet’in devrimlerini tartışmaya açmak fazlasıyla cüretkar olur. Vatandaşların etnik kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğramaması zaten hukuk devletinin görevidir. İnsanların anadillerini öğrenmeleri ve kültürlerini yaşatmaları da başka bir tartışmadır.

Ancak “eşit yurttaşlık” adı altında vatandaşlık bağı etnik ve kolektif kimlikler üzerinden yeniden tanımlanacaksa; “yerel demokrasi” adı altında merkezi devletin anayasal yetkileri bölgesel yapılara devredilecekse; eğitimden kamu hizmetlerine kadar ortak hukuk düzeninin yapısı değiştirilecekse mesele artık yalnızca demokratikleşme değildir. Devletin kurucu yapısının değiştirilmesi tartışmasıdır. Ülkenin bölünmesidir.

Cumhuriyet açısından dikkat edilmesi gereken tehlike de burada ortaya çıkar: Demokratik hakların genişletilmesinde değil; hak ve özgürlük tartışmasının egemenlik, vatandaşlık ve devletin üniter yapısının yeniden paylaşılması tartışmasına dönüşmesinde… Bu nedenle Meclis, yalnızca bugün çıkarılacak çerçeve yasayı değil, o yasanın açacağı kapıyı da tartışmak zorunda. Çünkü Bakırhan’ın benzetmesi oldukça açık: Bu yasa temel.

Katları daha sonra çıkılacak. En sonunda çatı kurulacak. O hâlde vatandaşın sormaya hakkı var: O evin projesi nedir?

Katlarında ne vardır? “Eşit yurttaşlık” ile Anayasa’daki vatandaşlık tanımının değiştirilmesi mi amaçlanmaktadır? “Yerel demokrasi” ile belediyelerin güçlendirilmesi mi, yoksa merkezi idarenin egemenlik yetkilerinin bölgesel yapılara devri mi hedeflenmektedir?

Ve en önemlisi: “Demokratik Cumhuriyet” denilen çatının altında Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısı, ortak vatandaşlık bağı ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri aynen kalacak mıdır? Bunların cevabını sormak barışa karşı olmak değildir. Tam tersine, topluma neyin vaat edildiğini ve devletin hangi yönde değiştirilmek istendiğini bilmek her yurtsever vatandaşın hakkıdır.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

5 kaynak

Gündem haberleri

Tümü