Biyokimya Uzmanı Ayşegül Çoruhlu, sağlıklı uzun yaşamın (longevity) sırlarını vermeye devam ediyor. SÖZCÜ TV’de Simge Fıstıkoğlu’nun sorularını yanıtlayan Dr. Çoruhlu, bu kez cildimizde nemi nasıl tutabileceğimizi, suyu içeriden cildin üst tabakasına nasıl taşıyabileceğimizi ve gelen suyu nasıl tutabileceğimizi anlattı…
Zamanla‘Bu kanalların kendisini değiştirmeden su taşıma kapasitesini artırabilecek bir şey bulabilir miyiz?’ denildi. Omega-3’ler bile o resmin içerisine girdi. Fakat ciltten konuşuyorsak, ciltteki hücrelerin özel bir adı var ya en üsttekilere keratinosit diyoruz. Alttakiler başka isimli hücreler; dermis, epidermis ve onun altı…
En üsttekiler ve oradakiler bir tık daha özel, cilde özel hücreler. Çünkü bunlar iç deriler gibi değil. Daha dayanıklı, bizim zırhımız, kalkanımız olan dış hücreler. Bunların akuaporinleri mühim. Çünkü orada zaten su olmadığı için aşağıdan oraya gelmesi lazım.
Özellikle ciltteki keratinosit hücresinin zarları var, bu zarın yarısı da sadece seramidden yapılıyor. Dolayısıyla biz bunu artırdığımızda bu sağlam zarcıklardan geçecek olan borucukların daha iyi taşıdığı ortaya çıktı. Yani aquaporinlerin su taşıma kapasitesini artırmak için seramidlerin veriliyor olması anlamlı bir çalışma sonucu olarak çıktı.
Yani biz seramid cildi nemlendirmede çok önemlidir derken artık aquaporin kapasitesini, yani su borucukları kapasitesini de artırdığı için önemlidir. Nasıl artırır? Çünkü zaten kendisi de zar yağıdır.
Yarısı ondan oluşur. Zarı sağlamlaştırırsak, zarın üstündeki deliklerin de açılıp kapanması veya düzgün olması mantıken mümkün. O yüzden de bu cildin nemini koruma konusuna şimdiye kadar bakılandan yeni bir konu eklendi: Aquaporinlerin varlığı…
Hücre zarında boru sistemi gibi su kanalları yer alıyor
Vücuduniçinde sıvı var, cilt de en üst kısmı. Üst kısma bu nemin gelmesi lazım. Yani alt tabakadan yukarıya doğru suyun olduğu yerden tırmanması gerekir. İşte bunu hücrelerin membranları üstünde olan su taşıyıcı kanallar yapıyor. Bu bir tür boru sistemi gibi düşünülebilir, oradan su tırmanıyor. 23 sene önce bu konuda bir bilim insanına Nobel verdiler. Çünkü hücre zarında hücrelerin arasında birbirine su aktaran ya da hücresel ortama su geçiren kanallar olduğunu buldu.
“Aqua” su demek “porin”in por’u da delikler anlamına geliyor. Dolayısıyla buna “aquaporin” adını verdi. Vücuttaki hücrelerde aquaporin kanallarının bulunması 2003 Nobel’inin konusu oldu. Sonra bu biraz daha ilerledi ve farklı akuaporin kanalları olduğu görüldü. Ardından cildin en üst tabakasına borularla su getiren aquaporinin numarasını 3 olarak buldular. Yani cildi sulayan su kanalı numarası Aquaporin-3.
CİLTLEaquaporin konusu yan yana gelince birtakım çalışmalarda “Ya biz bu kanalları nasıl açarız? Buradan suyu nasıl yukarı getiririz? sorularına odaklanıldı. Bilim dünyası bu aquaporinlerin keşfinden sonra, özellikle de ciltteki aquaporin üstüne çalışırken şunu yaptı:
Laboratuvar farelerinde genetik olarak o aquaporin-3 denen kanalı oluşturan genini kapadılar. Enteresan bir bilimsellik dönüyor orada, derin dünya. Dolayısıyla bu farelere ne kadar su içirdilerse de ciltleri nemlenmedi. Dışarıdan en yoğun, en iyi uygulamayı yaptıklarında da kozmetik olarak bu cilt nemlenmedi. Yani ortada aquaporin çalışmadı. Bloke olduğunda vanayı kapattılar. Demek ki bu vana bu kadar önemliymiş konusuna gelindi. İşte birtakım sektörde de bu kanalları açmakla ilgili “Ne yapabiliriz?” çalışmaları yapıldı.
Doğal kaynağı: Buğday ruşeymi
“Seramidinen doğal kaynağı ne olur bunu takviye olarak almasam?” derseniz; mesela buğday ruşeymi falan çok bilinir yani, biraz o olabilir. Bundaki gluten kısmı da tamamen ayrıldığı ve sadece seramid
çıkarıldığı için saf bir ürün olarak masada olması o bakımdan iyi.
Normaldeliteratürde genel olarak takviye tavsiyesi olarak ‘’seramid kullanılsın” yokken aslında egzama gibi, rozasea gibi, işte her türlü pullanmalı, kuruluk ve gerginlikle giden cilt hastalıklarında da; mesela yatan hasta ülserleri gibi çok zor dış kısmı iyileşmek zorunda kalan hastalarda da yüz güldürücü etkiler olabilir.
Genelde bizim kitaplarda şöyle anlatıyor: “İki katlı ekmek düşünün, arasına da çekirdeği çıkarılmış bir zeytin koyun” diyor. O zeytinin olduğu yerler var ya diyor, İşte oralar proteinden yapılmış bu tip alışverişin yapıldığı deliklerdir, porlardır. Siz onu öyle hayal edin” diyor. Yani dediğim gibi o şey güzel oldu, ortası delik bir zeytin gibi düşün. O orada böyle bir yuvarlak şeklinde duruyor. Buradan bir şeylerin geçmesine izin veriyor, bir şeyi dışarı gönderiyor. Çünkü zar yağ yapılı ve sabit olduğu için böyle bölmesine açılacak bir kapı yok. Orada küçük küçük protein kapıcıkları olması lazım. Buna niye geldim? Bütün bu görselleştirmeleri biz her ne kadar işte cilt kuruluğu, cilt yaşlanması, egzamaydı, şuydu buydu konuşurken hep böyle konu uçuşuyor ve başka bir yerlerde bir şeyler arıyoruz ya cevaplar... Cevapların odak noktası membran, membran sağlığı, membran lipidleri... Ve lipidler konu olduğunda da cilt için konuşuyorsak seramid listenin başını çekiyor.
Avokado, zeytinyağı yiyerek de eğer ciltte bir şey yapmaya çalışıyorsak bu mantıklı. Şimdi buradan şunu söylemek lazım: İnflamasyon (iltihaplanma) hikayesini…
Mesela bence bu da enteresan bir konu başlık olarak. Hücrenin zarı dedik ya, bu zarı kesen enzimler var, Fosfolipaz A2 diye.
Bu zarı kestiğinde, inflamasyon nasıl başlar? Bu makaslayıp bu zarı kestiği zaman araşidonik asit diye bir şey çıkıyor. Kestim, araşidonik asit çıktı. Araşidonik asit kesildiğinde, kesilen parçalarda Omega-3’ler çoksa (zardaki Omega-3’ler) inflamasyon olmaz, 6’lar çoksa olur. 6’lar zaten işlenmiş yağlardan gider, Omega-3’ler de sağlıklı yağlardan balıktan gelir. O yüzden balık anti-inflamatuardır, işte Omega-3 içeren diğer besinler anti-inflamatuardır cümlesi o yüzden kullanılır. Belki işte vücudun içerisinde damarlarda işte Omega-6 yüksekse inflamasyon olacak ama aynı şey cilt için de geçerli. Mesela seramid % 50’dir dedik ya cilt zarında. Diğerleri ne? 3 ile 6. Ve kolesterol de var. Yani makas ve yani Fosfolipaz A2 ve seramidle ilgili bir konuşma, çalışma ben okumadım. Ama o makas cildi de keserse, 3’ler fazlaysa anti-inflamasyon, 6’lar fazla inflamasyon. Cildin inflamasyonu ne? Sivilceler, işte hastalıklar, aknecikler... Herhangi bir cilt hastalığı, egzama bir cilt inflamasyonu sonuç olarak.
Kaybı önlemenin bir yolu da doğru su içmek
Hyalüronikasit de kolajen de cildin genel yapısı için önemlidir. Ama biz burada olanı koruyalım da kaçırmayalım dışarı mantığına daha çok, hani mevcudu korumak anlamında bariyer konusuyla başlamak belki daha doğru olabilir. İşte bariyerde dış hücrelerin zarları zaten seramid olduğu için aklımıza gelecek bir şey. Yani biz dışarıyı koruduğumuzda o zaman belki diğer doğru su içmelerimiz, işte ona dediğimiz gibi biraz tuz eklemelerimiz, yediğimiz diğer bitkisel iyi şeyler falan alttan bizim için destek oluyor demektir diye düşünüyorum. Yani bence önce, önce kaybı önleyelim. Yani benim sorunumun ne kadarı kayıptan? Yani vücudum yapamıyor mu, bir hastalığım mı var, beslenmem mi eğri büğrü yoksa kaybım mı çok? Bence ne kadar alttan versen yukarıdan kayıp varsa mantığı olduğu için önce orayı seramid ile sıvamak, yani kaybı, kaçağı önlemek ilk adım olabilir. Böylece aşağıya cilde hapsetmiş oluyorsun mevcut olanı. Kaçak olmuyor yani, bence oradan yaklaşmak ve onun üstüne diğer adımları atmak daha hızlı çözüm olabilir.