Bu haberde mikrofon gençlerin elinde. Gençler Birleşmiş Milletler 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi doğayla ilk temaslarından bugün yürüttükleri iklim mücadelesine kadar birçok konuda düşüncelerini paylaşıyorlar.
Kınalıada’da bir çocuk yüzerken vücuduna plastik çarpıyor. Bir diğeri Mersin’de hayatındaki ilk caretta carettayı görüyor. Nasıl debelendiğini izliyor. Dersim'deki bir çocuk, nehrin yanında ailesine kulak veriyor: Munzur'un suyu her yıl daha da azalıyor. Ormanın içerisinde yürüyen bir çocuk, bugün iklim diplomasisi içerisinde buluyor kendini. Bir diğeri yaptığı sunum için izlediği mercan resifleri belgeselinde gözyaşlarını tutamıyor ve bilimsel araştırmalarına başlıyor. Aradan geçen onca yılın ardından yine Kınalıada’da bu kez başka bir çocuk ebeveynine vapurdan çıkan siyah dumanı görüp soruyor: “Ama bak bu duman etrafı kirletmiyor mu, dünya için sağlıksız değil mi?”
İklim ve ekoloji alanında çalışmalar yürüten, aktivistlik yapan, diplomasinin içerisinde yer alan, kendi girişimini kuran, farklı geçmişe sahip yedi genç var karşınızda: Ela Naz Birdal, Helin Talan, Beste Zorlu, Baran Örnek, Arya Yurdacan, Batuhan Aysan ve Sude Harput.
Yaşları 20 ile 24 arasında, yaşamları İstanbul'dan Antalya'ya, Mersin'den Dersim'e uzanıyor. Biri teknoloji okuyor, biri ebelik, biri su bilimleri, biri iktisat. Ancak hepsinin çok büyük bir ortak noktası var: İklim krizine karşı mücadele.
Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler’in 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde gençler, iklim krizine karşı mücadeleye hayatlarının çok farklı noktalarında başlamış.
Yedisi de kriz kelimesini duymadan önce krizi hissetmiş. Gezegenin göz göre göre ateşe atıldığını düşünürken öfkelenen Ela bunu 13 yaşında deneyimliyor. Baran 2019'da Avustralya yangınlarını izlerken yanan ormanların ve içerisindeki canlıların, kendisini ne kadar derinden etkilediğini anlatıyor. Şimdi 20 yaşında olan Sude’nin atlarla beraber deneyimlediği çocukluk yılları ve gözlemleri üzerinden adını koyamadığı aslında iklim krizinin kendisiymiş.
Çocukluğundan beri yazlarını Mersin’de geçiren Batuhan, tatil köyünde geçirdiği yazların, verdiği iklim mücadelesiyle nasıl kesiştiğini şöyle anlatıyor:
“Geçtiğimiz yıllarda bir akşamüstü sahilde yürürken, nesli tehlike altında olan nadir bir kıyı bitkisi olan kum zambaklarını koklayıp fotoğraf çekerken kumda hareket eden minik bir şey gördüm. Bir caretta caretta yavrusuydu; temmuz-ağustos aylarında yumurtadan çıkıp denizle buluşması gereken yavrulardan biri yolunu şaşırmıştı. Yanına gittim, güneşten korumak için bir kova buldum. Bir yandan gündüz vakti sahilde olması beni üzüyor ve endişelendiriyordu, bir yandan da hayvanlara, ekolojiye, dünyaya değer vermeye çalışan birine rastladığı için mutluydum. Sahilde caretta carettalarla ilgilenen bir arkadaşımdan akıl aldık, yavruyu güvene alıp akşam tekrar sahile bırakarak denizle kavuşmasını izledik. Benim için eşsiz bir andı. Mesele, yıllardır yazlarını geçirdiğim o denizin, kıyının, canlıların ve birlikte yaşadığımız ekosistemin geleceği. ”
Ne kadar farklı deneyimler olsa da çözümlerde ortaklaşıyor bu yedi genç:
"Kapitalizm, emperyalizm, ataerki, insan hakları krizleri; her biri birbiriyle ve iklim kriziyle ilişkiliydi. Bir şeyler yapmalıydım ama gençler karar alma mekanizmalarına dahil edilmeyen, talepleri önemsenmeyen ve sadece dinleyici konumunda bulunan ögelerdi."
20 yaşındaki iklim aktivisti Ela, iklim kriziyle ilgili hissettiği ilk duygunun basit bir endişe olmadığını söylüyor ve bunu bir “ihanet” olarak adlandırıyor:
“Yetişkinlerin ve karar vericilerin; bizim geleceğimizi, insan haklarını ve cinsiyet eşitliğini oy hesaplarına ve ticari kâr hırslarına kurban ettiğini görmek beni dehşete düşürdü ve öfkelendirdi."
Ayrıca Ela “Geleneksel eğitim sistemi bu konuda tam anlamıyla çuvalladı” diyerek müfredattaki eksilere de değiniyor. Konuştuğumuz tüm gençler müfredattaki yetersizlik konusunda hemfikir.
Beste, okuduğu her iki bölümde de (İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji ve Su Bilimleri Fakültesi, Su Bilimleri ve Mühendisliği) iklim krizine ilişkin çok çeşitli dersler olduğunu söylüyor. Ancak Beste, bunların seçmeli ya da teorik dersler olmasının canını sıktığını anlatıyor. Çoğu arkadaşı ve meslektaşı konuya sosyal medyadan hakimmiş.
Baran küçüklüğünden beri kuraklık, su kıtlığı, ekokırımlar, orman yangınları, seller gibi afetlere ve doğa koruma çalışmalarına dair hassasiyeti bulunduğunu söylüyor. Şimdi 23 yaşında olan genç, lisede iklim krizine dair farkındalığa ulaşmasıyla birlikte yetkililerin bu konuda anlamlı adımlar atmakta gecikmesinin içinde büyük endişeler yarattığını belirtiyor.
Batuhan, ilk başlarda insanların iklim krizine sebep olacak bir yaşamı benimsediklerine inanmanın kendisi için çok kolay olmadığını belirtiyor. Şaşkınlık ve biraz da hayal kırıklığı hissettiğini söylüyor. Ela gibi o da yeryüzüne karşı yapılmış bir “ihanet” kelimesini kullanıyor.
Konuştuğumuz tüm gençler eko-anksiyeteyi bir şekilde deneyimlemiş. Helin, bunu şöyle anlatıyor:
"Evet, sanırım iklim kaygısını yaşıyorum, 5 yaşında bir yeğenim var ve benimle aynı dünyayı asla deneyimleyemeyecekmiş gibi geliyor. Bana keyif veren güneş onu yakacakmış gibi, ben çocukken ağaca kurulan salıncakta hiç sallanamayacak, gölgesinde dinlenemeyecekmiş gibi."
Her biri farklı şekilde deneyimlese de zamanla birlikte bu duygular yerini umuda ve mücadeleye bırakmış. Örneğin birçok kişi gibi kendisinin de iklim kaygısı yaşadığını söyleyen Arya, çalışmalarıyla kaygısını umuda dönüştürdüğünü anlatıyor:
"Kötü haberlerin yanında iyiyi de görmek lazım, evet iklim krizi kötüye gidiyor ama umut da var. Umudu hiçbir zaman kaybetmemek gerekiyor."
İklim mücadelesinin kendisine azim, sabır ve kendi motivasyonunu kendin yaratma becerisi kazandırdığını anlatan Arya, kendi çalışmaları üzerinden buna örnek de veriyor:
"Bu yolda öğrendiğim en değerli şeylerden biri, herkesin aynı bilinç seviyesinde olmadığı. İklim öncülüğü atölyelerimde bunu dört aşamaya ayırıyorum: konfor alanı, korku alanı, öğrenme alanı ve gelişim alanı. Kimi sadece sosyal medyada bir gönderi paylaşıyor, kimi gündelik hayatında plastik kullanımını azaltıyor, kimi de tam anlamıyla liderlik yapıyor ve bunların hepsi değerli. Herkesin aşaması farklı olabilir ve bunu anlayışla karşılamak da en az aksiyon almak kadar önemli.”
Her biri, çözümün gençleri kapsaması gerektiği konusunda hemfikir. Tam da bu noktada ne bir süper gücün olduğunu ne de kurtarılmak için zaman olduğunu belirten Ela, “Birbirimizi desteklemezsek eksik kalırız; sonuçta ortak bir mücadeleyi paylaşıyoruz” diyor.
Bunun da ötesinde her biri meseleye kendi penceresinden bakıyor;
Ela, öfkesini teknik bir donanıma çevirmiş bir genç. Tomorrow University'de Yapay Zekâ ve Sürdürülebilir Teknolojiler okuyan genç, bunun son derece bilinçli ve stratejik bir karar olduğunu belirtiyor:
“Bu eğitim bana teknoloji devlerinin ‘yeşil’ söylemlerinin arkasındaki devasa veri merkezlerini, elektrik ve su tüketimlerini, kısacası yeşile boyama (greenwashing) faaliyetlerini teknik olarak deşifre etme gücü veriyor. Hem sokaktaki eylemliliğin dilini konuşabiliyorum hem de kararların alındığı masalarda verilerle durabiliyorum."
için ise mücadelenin kendisi bir miras. Dersim'de ailesiyle katıldığı maden ve baraj karşıtı protestolardan, bugün yaşadığı Antalya'da COP31'i gözlemlemeye kadar uzanan bir deneyim. Gündemin sıfır atıktan daha fazlası olması gerektiğine inanıyor ve soruyor:
"Avrupa'nın çöp kutusu olup denizlerimiz mikroplastikle kaplanırken bunu nasıl başarabileceğimizi bilmiyorum ya da ‘fosil yakıtlardan çıkılmalı’ denip aynı zamanlarda Akbelen ve Türkiye'nin diğer bölgelerinde maden ocağı açılmasına neden izin veriliyor? Avrupa’da kömürlü santraller birer birer kapanırken biz neden ormanlarımızı mahvetmeye devam ediyoruz?"
meseleye bir bilim insanı adayı gözüyle bakıyor. 23 yaşındaki Beste'yi COP31’in Türkiye’de yapılacak olması heyecanlandırıyor:
“2030’a kadar pek çok Avrupa Birliği ülkesi sıfır karbon fikri için imza vermişti. Ancak bunun ne kadarı gerçekleşti? Ülkemizin endemizm oranı ve ekosistem zenginliği çok yüksek. Sadece bu zenginliği korumak için ya da gündeme getirmek için bile muazzam bir fırsat.”
Arya, meseleye denizden bakıyor. Kadıköy'de pil ve pervane aramakla başlamış girişiminin tohumlarını atmaya. Deniz temizleme girişimi bugün Sustainable Ocean Alliance Türkiye koordinatörlüğüne uzanıyor. Arya ayrıca “umut”tan bahsediyor:
Talebi ise nokta atışı: okyanusların ve denizlerin COP31'de hak ettiği yeri bulması, kıyı ekosistemlerinin iklim adaptasyon planlarına girmesi.
Baran’ın kurucularından olduğu İklim Öncüleri, bugün 50 şehirden 1500 gönüllüyle çalışıyor. Baran’ın en büyük beklentisi gençlerin ve sivil toplumun sadece "kenar etkinliklerde" konuşan figürler değil, resmi müzakere masalarının doğrudan muhatapları olması. Antalya’da COP31’in yapılacağı tarihlerdeki uçuşlar ve konaklama ücretlerinin dudak uçuklatacak seviyede olduğunu vurgulayarak bu ücretlerin normalden 4-5 kat daha fazla olduğunu söylüyor. 2030'a kadar net bir biçimde kömürden tamamen çıkış talebini dile getiren genç, şunları söylüyor:
“Her geçen gün yeni madenlerin, yok edilen ormanların ve ülkenin dört bir yanındaki ekokırımların haberlerine uyanıyoruz. Bu durum kabul edilemez seviyede lakin geri dönülemez boyutta değil. Eğer gerçekten istersek gerekli adımları atabiliriz. Lakin hemen, şimdi atmaya başlamalıyız. Yoksa çok geç kalacağız.”
Batuhan ise bağını sanatla ve doğrudan deneyimle kuruyor. Akkuyu Nükleer Santrali'nin ekosisteme yönelik tehdidinden bahsederek "Enerji üretirken bize ait olan bu güzellikleri kaybetmek zorunda mıyız?" diye soruyor. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasına ilişkin düşüncelerini de paylaşıyor Batuhan.
İklim Kanununa, Ulusal Katkı Beyanı’na (NDC), emisyon azaltım hedeflerine işaret eden Batuhan,Türkiye’nin iklim politikalarını yerine getirilmeyen sorumluluklar üzerinden eleştiriyor:
“Bugün verdiğimiz kararlar, yarın Mersin'de yürüyen bir çocuğun ne göreceğini belirleyecek.”
Sude’nin rotası ise diplomasi istikametinde ilerliyor. İktisat eğitimini iklim müzakereleriyle birleştirmiş. COP30'a Türkiye delegesi olarak katılan Sude, bir politikanın bilimsel olarak doğru olmasının onu otomatik olarak uygulanabilir kılmadığını vurguluyor:
"Ekonomik gerçeklikleri, ülkelerin önceliklerini de hesaba katmanız gerekiyor. Bu nedenle artık iklim krizine biraz daha politika üretme ve müzakere perspektifinden bakıyorum. "
Özellikle Türkiye’nin gelişmekte olan bir ekonomi olarak yeşil dönüşümü nasıl gerçekleştireceğini önemsediğini söyleyen Sude, “Çünkü bir taraftan iklim hedeflerine uyum sağlamak gerekirken diğer taraftan kalkınma, enerji güvenliği ve ekonomik rekabet gücü gibi konuları da gözetmek gerekiyor” diyor.
Çocukluğundan bu yana iklim mücadelesi veren Ela, "İklim krizini ve hak ihlallerini sümen altı etmeye çalışan sistemin karşısına dikiliyoruz. Boyun eğmeyi reddediyoruz. Cüret ediyoruz" diyor.
23 yaşındaki Helin ise mücadelenin sanki hep içerisindeymiş gibi hissettiğini söylüyor. Ailesinin hep destekçisi olduğunu belirtiyor.
Baran ilk iklim eylemine 16 yaşında, 2019'da katılmış. 2021'de ise 18 yaşındayken iklim aktivisti çocuk ve genç arkadaşlarıyla beraber İklim Öncüleri'ni kurmuş.
Arya, 24 yaşında bir genç. Ortaokulda plastik kirliliğine dikkat çeken küçük bilinçlendirme kampanyalarıyla başlatıyor mücadelesini, lise son sınıfta deniz yüzeyini temizleyen robotlar geliştirmeye başlamış. Estonya ve İtalya'da okuduktan sonra "kendi ülkemde yapılacak çok iş var" diyerek iki yıl önce ülkeye geri dönüyor:
"Ama itiraf etmeliyim ki bu yolculuğa koca bir amaç ve tutkuyla başladım, ne yapacağımı tam olarak bilmeden. İlk girişimimi kurarken elimizde herhangi bir maddi destek yoktu. Kadıköy'de bir pil ve pervane alıp sokak sokak nalburlara sorarak, deneyerek, yanılarak başladım. Yani hiç de 'hazır' olduğum bir noktadan başlamadım. Asıl önemli olan başlamaktı."
Batuhan için iklim mücadelesinin başı veya sonu yok, sürekli akan bir ırmağa benzediğini söylüyor:
"Biz sadece ne zaman ırmakta yüzeceğimize, ne zaman kıyıda soluklanacağımıza karar veriyoruz."
Sude, üniversite döneminde çevresi genişledikçe ve farklı insanlarla tanıştıkça bu konuya daha aktif şekilde dahil olmuş:
“Özellikle üniversitedeki çevre ve iklim çalışmalarında yer almak, bana proje üretmenin ve insanları bir araya getirmenin önemini gösterdi. Fakat zaman içerisinde ilgim biraz daha farklı bir noktaya evrildi... Beni iklim diplomasisine çeken sorular aslında bunlar oldu."
Gençlerin iklim mücadelesi dışarıdan nasıl görünüyor?
Gençlere ailelerinin ve çevrelerinin bu konudaki mücadelelerine nasıl yaklaştığını sorduğumuzda Batuhan’ın yanıtı durumu özetliyor:
“Bugün bu alanlarda eleştiri yapan ve üretim gerçekleştiren herkes gibi, ailem ve çevrem de benim için, gençler ve çocuklar için endişeleniyor... bilerek yaratılan bu korku ve baskıcı havayı da hiç hak etmediğimizi düşünüyor."
Ünivesiteden arkadaşlarının kendisi kadar konuyla ilgili olmadığını söyleyen Helin, “Sanırım bu topraklarda insanlar bir konuda fikir belirtmek ya da mücadelede bulunmanın cezalandırılabileceğini düşünüyorlar ve geri duruyorlar” yorumunda bulunuyor.
Gençlere Taraflar Konferansı’nı (COP) ilk duyduklarında ne düşündüklerini soruyoruz. “Aslında iyi bir fikir gibi gelmişti” diyor Helin, ancak gidişatı için pek olumlu bir değerlendirmede bulunmuyor:
“Gerçekten de dünyanın gidişatı için bütün ülkeler bir araya gelmeli ve doğa için doğru kararlar almalılardı ama son COP'lara bakıldığında alınmış etkili bir karar göremedim.”
Ela da "COP'ları ilk duyunca 'Dünya liderleri toplanıp sorunu çözecek, sanıyorsunuz” diyerek giriyor söze ve şöyle devam ediyor:
“Gerçeği görünce ise o masaların fosil yakıt lobilerinin ve dev şirketlerin arka bahçesi olduğunu anlıyorsunuz. COP zirveleri, liderlerin vicdan aklama ve boş vaatler verme şovuna dönüşmüş durumda. İnsan haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini göz ardı eden bu ikiyüzlülüğü gördüğümde hissettiğim şey derin bir öfke ve hayal kırıklığıydı."
Beste ise "Öncelikle vaad edilenden daha etkili bir oluşum olabileceğini düşünmüştüm” diyor ve ekliyor:
“COP bence hedeflerini tutturmada daha etkili olabilir ya da daha ayakları yere sağlam basan hedefler koyabilir.”
Baran ise COP'ları ilk duyduğunda umutluymuş lakin sonradan COP'ların, küresel kuzey ülkelerinin bir küresel greenwashing kampanyasına dönüştüğünü gördüğünü söylüyor:
“Sadece lafta kalan, bağlayıcılığı olmayan adımların konuşulduğu ve muğlak bir tarihte iklim krizinin çözüldüğü senaryolar tartışılıyor.”
Sude, COP'ların başlangıçta sadece ülkelerin iklim konusunda bir araya geldiği büyük bir konferans olduğunu düşünüyormuş. Sonrasında bunun aslında çok daha kapsamlı bir çok taraflı müzakere süreci olduğunu görmüş:
"Beni özellikle etkileyen tarafı, iklim krizinin herkes için ortak bir problem olmasına rağmen çözüm konusunda herkesin aynı noktada olmaması."
"Büyük bir turizm zirvesine hazırlanıyormuşuz gibi"
COP31'in Türkiye'de yapılacağını öğrenince kaygı duyduğunu söyleyen Ela Naz Birdal, uluslararası zirvenin Türkiye'nin iklim ve insan hakları karnesindeki kara lekeleri makyajlamak için malzeme yapılmaması gerektiğini ifade ediyor:
"Eğer kömürden çıkış tarihi açıklanmayacaksa, kadınların ve gençlerin hakları merkeze alınmayacaksa, doğa talanına son verilmeyecekse bu zirve sadece lüks bir diplomasi tiyatrosundan ibaret kalır."
Helin, COP31'in Türkiye'de yapılacağını duyunca heyecanlandığını söyleyerek "Ancak şimdi baktığımda COP için yapılan hazırlıklar büyük bir turizm zirvesine hazırlanıyormuşuz gibi. Aynı zamanda son yapılan COP'ların seçildiği ülkeler fikir özgürlüğünün güçlü olmadığı ülkeler. Bu ülkelerden sonra bizim de olmamız düşündürdü" diyor.
Baran, COP31'in Türkiye'de yapılmasının, kömüre dayalı enerji politikaları olan ama aynı zamanda iklim krizinden de çokça etkilenen bir ülke olarak içerideki dönüşümü hızlandırmak için eşsiz bir fırsat olduğunu söylüyor. Genç iklim aktivisti, bu zirvenin yeşil boyama aracına dönüştürülme riski olduğunun da altını çiziyor.
COP31'in Türkiye'de yapılmasından mutlu olduğunu söyleyen Arya, bunun hem Türkiye'nin iklim gündemine yakın olması açısından hem de ülkeye de bir sorumluluk yükleyeceğinden bahsediyor:
"Artık sadece izleyici değil, doğrudan sürecin bir parçası olma şansımız var."
Ela, Türkiye'nin resmi makamlarınca COP31'e ilişkin ortaya koyulan söylemleri 'altı boş' diyerek eleştiriyor:
"Net sıfır' hedefleri koyup aynı zamanda yeni fosil yakıt yatırımlarına göz yummak tam anlamıyla bir çelişki."
Ayrıca "şeffaflıktan uzak, gençleri, kadınları ve sivil toplum kuruluşlarını sadece vitrin süsü gibi gören samimiyetsiz bir yaklaşım" olduğu yönünde bir eleştirisi var.
2030'a kadar net bir biçimde kömürden tamamen çıkış talebini dile getiren Baran ise "Lakin Türkiye hala gerçekçi bir kömürden çıkış stratejisi çizebilmiş değil. Üstelik yeni kömürlü termik santrallerin açılması gündemde. Karbon emisyonları içinse net sıfır politikası yerine artıştan azaltım gibi hala senelik karbon emisyonunu artırmayı hedefleyen bir politika var karşımızda" ifadelerini kullanıyor.
Beste, gün geçtikçe sanayileşmenin arttığını, özellikle denize kıyısı olan kentlerde, denizlerin, havanın kirlendiğini, ormanların tahrip edildiğini vurguluyor.
COP31’e katılmayı da düşündüğünü söyleyen Beste, daha efektif ve doğa dostu fikirlerin ortaya atılmasını, hedeflerin daha uygulanabilir ve gerçekçi olmasını talep ediyor:
“Çözüm bizim sorunları ne kadar sorun olarak gördüğümüzde yatıyor. Bir sorunu önce fark etmeliyiz ve özümsemeliyiz ki o noktada bir çözüm sunabilelim. Dolayısıyla önce farkındalık eğitimleri vermeli, insanları iklim krizinin ne olduğuna dair fikir sahibi yapmalı ve onları sürecin içerisine entegre etmeliyiz.”
Çözüm nerede/nasıl sağlanır?
Konuştuğumuz gençlerin her biri COP31’de genç katılımın önemine dikkat çekerken kendilerinin de zirvede yer alacağını veya katılmayı düşündüğünü söylüyor.
Gençler iklim krizine karşı atılması gereken somut çözüm önerilerini ve COP31’den beklentilerini paylaşıyorlar ve ortak listede şu maddeler beliriyor:
- Kömürden çıkış (2030’a kadar)
- Adil geçiş
- Adil bir yeşil dönüşüm
- Teknolojiyi fosil yakıtlardan arındırmak,
- Kontrolsüz AI tüketimini durdurmak
- Kapitalist ekonomiden uzaklaşmak
- Sivil toplumun, gençlerin sokaktaki kesintisiz örgütlü mücadelesini büyütmek
- Masaya gerçek çevre aktivistleri, yerel halk ve gençler oturmalı
- Artık yeni maden ocakları açılmamalı, ekokırıma neden olan madenler kapatılmalı
- Sonsuz tüketimden ve sonsuz büyümedense gerçekçi vizyonlarla hareket edilmeli
- Deniz ve okyanus konularının hak ettiği yeri bulması,
- Gerçekten korunan deniz alanlarının artması,
- Kıyı ekosistemlerinin iklim adaptasyon planlarına dahil edilmesi,
- Deniz kirliliğiyle mücadelede bağlayıcı adımlar atılması.
- Gençlerin karar alma süreçlerinde aktif yer alması
- Kadınların, LGBTQI+ bireylerin, çocukların, azınlıkların, göçmenlerin seslerine kulak verilmesi.
Ayrıca Helin tüm bu listede işaret edilen çözümü şöyle özetliyor:
"Çözüm dünyanın sadece rant ve para sahiplerine değil, herkese ait olduğunu bilince başlar."
Son olarak konuştuğumuz tüm gençler, çocuklara ve gençlere ayrı ayrı mesajlarını verdi. Her biri mesajlarında, öncülük etmekten, katılımcı olmaktan, ses yükseltmekten, birlikte hareket etmekten vazgeçmemeleri yönünde tavsiyeler ve desteklere yer verdi.
“Daha erken zamanlarda, sonbaharın sonbahar olduğu, kışın kış olduğu vakitlerde yaşamak isterdim” diyerek geçmişe işaret ediyor Helin, aynı zamanda bu satırları okuyan aynı dönemde doğduğu insanlara da gelecek için harekete geçme mesajı veriyor:
“Sıcaklık artışları ile ölümler artmaya başlıyor, dışarı baktığımızda daha az yeşil görüyoruz. Yüzmeyi öğrendiğimiz deniz daha kirli, eskiden gezdiğimiz ormanların birçoğu yok, yok olmaya da devam ediyor. Bütün bunlara karşın gözlerimizi, kulaklarımızı sıkıca kapatabiliriz, her şey yolundaymış gibi davranabiliriz. Ama hepimiz o eski günleri özlüyoruz, iklim krizinden korkuyoruz. Daha fazla tepkisiz kalamayız, doğayı katleden şirketlere iklim krizi hakkında hiçbir şey yapmayan hükümetlere sesimizi duyurmamız gerek. Bu böyle gidemez. İklim kaygınızı dönüştürücü bir eyleme çevirin. Biz ses çıkarmadıkça Dünya zarar almaya ve ufalanmaya devam edecek.”
Ela “Size 'siz daha küçüksünüz, anlamazsınız' diyen kimseye kulak asmayın” diyor ve ekliyor:
“Tek başınıza çaresiz hissedebilirsiniz ama bir araya geldiğimizde onların düzenini sarsacak kadar güçlüyüz. Geleceğimizi bize vermeyecekler, gidip kendimiz alacağız.”
Baran, “Bu kriz bizim yaratmadığımız ama bedelini bizim ödeyeceğimiz çirkin bir miras” diyor. Konuştuğumuz hiçbir genç, böyle bir mirası kabul etmiyor. İklim krizine karşı COP31’de somut adımlar atılmasını talep ediyor.
Bu haber, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği (HBSD) desteği ile yayımlanmıştır. Burada dile getirilen görüşler IPS İletişim Vakfı’na aittir. Dolayısıyla hiçbir biçimde HBSD’nin resmi görüşleri olarak değerlendirilemez.