Geçen hafta 95 yaşında yitirdiğimiz Prof. Dr. Coşkun Özdemir ’i ilk kez Prof.
Dr. Bülent Tarcan ’ın (1914- 1981) “Bir Hekimin Senfonik Öyküsü” başlıklı kitabımı yazarken 2004 yılında tanımıştım. Ona göre Tarcan, müzik alanındaki derin çalışmalarıyla bu alanın en zor yönüne, yani besteciliğe soyunmuş olmasına karşın, hiçbir zaman hekimliğini ikinci planda bırakmamıştı.
Tarcan’ın öfkeli mizacına karşın esprili yönüne de şöyle değinirdi: “Amfiye muayene edecek bir öğrenci çağırmaya kalktığında ‘Sınıfın en esmer kızı gelsin’ diye ortaya seslenebilirdi.” Coşkun Bey ile aynı gazetede, Cumhuriyet’te yazıyorduk. Gerek tıp dünyasından gerekse hasta sahiplerinin davranışından, bazen da Urfa’da geçen çocukluğundan söz ederdi. Ruh ve sinir hastalıkları (nöropsikiyatri) uzmanı Prof.
Dr. Özdemir, 1952’de İ.Ü. Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş.
12 Eylül 1980 darbesinin ardından, demokratik hakların ve meslek örgütlerinin ağır baskı altında olduğu bir dönemde, İstanbul Tabip Odası’nda başkanlık görevini üstlenmiş. Burada hekimlik değerlerini ve meslek örgütlenmesini savunarak önemli bir sorumluluk almış. 1978 yılında Türkiye Kas Hastalıkları Derneği’nin kurucu başkanı olmuş, kas hastalıkları alanında Türkiye’deki bilimsel çalışmaların gelişmesine öncülük etmiş, nöroloji alanına önemli katkılarda bulunmuş.
1989-1996 yılları arasında İTF nöroloji anabilim dalı başkanıymış. Coşkun Bey’in ardından yapılan tanım şöyleydi: “Prof. Dr.
Coşkun Özdemir bilim insanı, öğretim üyesi ve meslek örgütündeki mücadeleci kimliğiyle güçlü bir bilimsel ve mesleki miras bıraktı.” MÜZİK MERAKI Ona pek çok konserde rastlardım. Neredeyse başından beri Boğaziçi ALH konserlerimize eşi ile geliyordu. Emine Hanım’ın 2024’teki vefatından sonra da her hafta, konser öncesi bir grup öğretim üyemiz ile yemek yerdi.
Konserlerimizin başında ve arasında öğrencilerimizle sohbet ederdi. Bu çok üstün nitelikli kişiyi tanımış olmak ve ölümünden çok kısa bir zaman öncesine kadar onunla telefonlaşmakla ben de birçok anı biriktirdim. Bu satırları yazarken fark ettim, ne yazık ki Bülent Tarcan için yazdığım kitap “Dünya Yayınları” ndan basılmış ve kısa zamanda tükenmişti.
Dünya Yayınları da hemen kapanmıştı. Çok emek harcamıştım bu kitap için. Fotoğraflarıyla, arkasına eklediğim CD’de hem Bülent Bey’in sesi hem de yapıtlarından örnekler vardı.
Bülent Bey’in asistanlarıyla (sonradan hepsi profesör oldu), aile fertleriyle -ki hemen hepsi vefat etti- yaptığım söyleşiler çok değerli bilgiler taşır. Kızı değerli piyanist ve öğretim üyesi Prof. Hülya Tarcan i le bu konuyu sık sık konuşuyoruz.
Umarım yeni bir yayınevinden bu çok özenli kitabı yeniden basma şansımız olur.