“Atado y bien atado...” İspanya’ya 40 yıl damgasını vuran Francisco Franco ’nun asla unutulmayan, darbımesel kıvamındaki sözleridir. “El Caudillo” -Türkçe okunuşuyla “Kaudilyo” ya da “Reis”-bu sözleri, hayatının son döneminde geride bırakmaya hazırlandığı kişisel düzenini bizzat “teminat altına aldığını” ifade etmek için sarf etmişti. “Tüm kurumlar sıkı sıkıya bağlandı, sağlama alındı.
Hiç merak etmeyin, benden sonra artık yaprak oynayamaz!” anlamındaki sözler, yandaşlara “Kaudilyosuz günler için de kesin güvence vermek için” söylenmişti: “Endişeye mahal yok. Tüm sürprizlere kapıyı kapattım. Benden sonrası doğrultusunda da rejimin devamı için her önlemi aldım” denmekteydi.
Gelin görün ki, evdeki hesap çarşıya uymadı. Kaudilyo plan yaparken ulusal yazgının da başka planları varmış. Franco’nun sıkı sıkıya bağladığı ipler, ölümünün ardından bir tılsımlı el değmişçesine çözülüverdi.
“Tılsımlı el”, İspanyol toplumunun kendisiydi. Francisco Franco, 40 yıl öncesinde dizginlerini kavradığı bir toplumun kodlarıyla konuşuyordu. Kodlar, zaman içinde değişmiş, başkalaşmıştı.
Öyle ki, “generalissimo” nun en yakın çevresindeki siyasiler bile, yaşlı başkanın ölümü ardından “reformculuğa” yatay geçiş yaptılar. Aralarında en tanınmışı ve bilineni “demokrasiye geçiş” in ilk başbakanlardan Adolfo Suarez ’dir. Franco dönemi bakanlarından olan Suarez; yeni dönemde başbakanlığa oturur oturmaz derhal siyasi tutuklulara af çıkartmış ve yasadışı olan komünist partiyi de yasallaştırmıştı.
DEĞİŞİM=ANAYASACILIK Asıl büyük “değişim” i, demokratikleşmenin tarihi lideri sosyal demokrat Felipe Gonzalez gerçekleştirdi. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim üzere, “ değişim” için gerçek itişin toplumdan gelmesi ve toplumun buna hazır olması gerektiğini söyleyen Gonzalez, yaptığımız özel sohbetlerde “bunun ne anlama geldiğini” sorduğumda şunu söylemişti: “İspanya’da değişim, anayasada tanınan fakat kâğıt üzerinde kalan özgürlüklerin inşasıdır. İlerici bir mesaj olmanın ötesinde, yeni bir devlet anlayışı ve demokratik bir devlet mekanizmasının geliştirilmesi anlamını taşır.” “Demokratik devlet mekanizması” derken, Montesquieu ’nün (yürütme, yargı ve yasamadan oluşan) güçler ayırımına yani “hukukun üstünlüğüne” gönderme yapan İspanya’nın 40 yaşındaki çiçeği burnunda genç başbakanı; “devlette modernleşme” ve “demokratikleşmeyi” eş tutmaktaydı.
Montesquieu ismine, o tarihe değin üniversite kitapları dışında pek rastlamamış olan ben; bir siyasi liderin ağzında, siyasi parti programı kapsamında zikredilmesine çok şaşırmıştım. MESAJ: ‘GELECEK BİZİM!’ 83 yaşında emrihak vaki olana dek, İspanya’nın tepesinde kalan “Başkan Baba’nın sonbaharından” sonra genç başbakanın, hepsi de 40’lı yaşlarda olan ekibi, başlı başına bir değişimdi. Gençleşmek ve de geleceğe odaklanan siyaset, geçmişe hızla sünger çekti.
Enerjisini ve vaktini, geçmiş tartışmalar ve hesaplaşmalardan daima uzak tuttu. Meydanlarda dillendirilen tema, geçmişin karabasanları değil, “Gelecek bizim! Geleceği özgürlükçülükle, barışçı biçimde kazanalım.
Gelecek değişim isteyen büyük çoğunluğundur” çağrılarıydı. Felipe’nin bu tarih yazan liderliğinde, İspanyol Sosyalist İşçi Partisi-PSOE-seçim sloganları olan “por el cambio/değişim için” sözleriyle hatırlanan parti programını “100 değişim hedefi” ile ayrıntılandırılmıştı. Ülkenin temel eksiklikleri ve ihtiyaçlarından kaynaklanan hedeflerden ilki Franco yıllarında “değerli yalnızlığa” düşen Madrid’e tekrar uluslararası önem kazandırmaktı.
Bu itibarla kararlılıkla AB hedefine kilitlendiler. Yüksek enflasyon, işsizlikle mücadeleyi öncelediler. Refah devletini kurumsallaştırmak, emeklilerin satın alma gücünü korumak, maliyede vergi adaleti, eğitimde fırsat eşitliği ilkelerini hayata geçirmeyi amaç edindiler.
Ülke bütünlüğünden hiç ödün vermeksizin, Katalan ayrılıkçılığı ve Bask terörüne karşı yerel özerkliklerin inşasına giriştiler. PRAGMATİZM VE KONSENSÜS PSOE’nin bu büyük değişim programı ve modelini, Mayıs 2023 seçimleri sonrasında CHP içinde değişimci kanadın ortaya çıkmasıyla ayrıntılı biçimde anlatmıştım. (Bknz Sağnak: Değişim için 9/7/2023 ve Değişim için iktidar 23/7/2023) YENİ Parti’nin oluşumu ve programı tartışılırken konuyu yeniden gündeme taşımak ihtiyacı hissettim. Çünkü İspanya gibi ülkelerde hiçbir zaman kaybolmayan kutuplaşmayı kaşımak yerine “konsensüs” ve de “pragmatizm” le, “sorunların çözümüne” -ilkelerinden vazgeçmeksizin- yoğunlaşan PSOE modeli, aradan geçen yarım yüzyıla yakın bir zaman dilimine rağmen hâlâ bir başarı öyküsü olarak hatırlanıyor ve demokratikleşme yolunda çok ülkeye ilham veren yaklaşım önerileri sunuyor.