Kürtlerin dili “Kürtçe” midir? Bize öğretilenler ve yaygın söylem açısından bakıldığında bu soru tuhaf gelebilir. Çünkü dil, etnik yapının ve kültürün en önemli unsurlarından biri kabul edilir.
İngilizler İngilizce, Almanlar Almanca, Türkler Türkçe konuştukları için bu kimliklerle anılırlar. O halde Kürtlerin de Kürtçe konuşmaları ve ortak bir Kürtçenin bulunması beklenir. Ancak tarihsel ve dilsel veriler bu kadar basit bir tablo ortaya koymamaktadır.
Kürt toplulukları arasında tarih boyunca tek ve standart bir dil bulunmadığı, çok sayıda farklı konuşma biçiminin bulunduğu görülmektedir. Şeref Han, 16. yüzyılda yazdığı Şerefname’de Kürt topluluklarının Kurmançi, Lori, Kelhuri ve Gorani gibi farklı dil ve lehçeler konuştuğunu belirtmiştir. Evliya Çelebi de 17. yüzyılda Seyahatname’sinde Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede birbirinden farklı çok sayıda konuşma biçiminden söz etmiş; Zaza, Lulu, Cilo-i Hakkâri, Avniki, Mahmudi, Şirvani, Pisani, Sincari, Hariri, Ardalani, Haliti, Çekvani, İmadi ve Rojiki gibi adlar vermiştir.
Bu durum, daha erken dönemlerde dahi Kürt toplulukları arasında ciddi bir dilsel çeşitlilik bulunduğunu göstermektedir. DİLBİLİMSEL YAKLAŞIM 19. ve 20. yüzyıl araştırmalarında da Kurmançi, Sorani, Gorani, Zazaca ve Luri gibi dil ve lehçelerin birbirlerinden önemli ölçüde ayrıldığı ortaya konmuştur. Bu dil çeşitlerinin tamamı İrani diller içerisinde değerlendirilmekle birlikte aralarında ciddi yapısal farklılıklar vardır.
Özellikle Kurmançi ile Sorani arasında kelime hazinesi yanında gramer, fiil çekimi, isimlerin kullanımı ve cümle yapısı bakımından önemli ayrılıklar bulunmaktadır. David McDowell’in ifadesiyle Kurmançi ve Sorani, gramer bakımından İngilizce ile Almanca arasındaki farklılığa benzetilecek ölçüde ayrışmıştır. Martin van Bruinessen de Kürtlerin çok sayıda lehçe kullandığını ve bu lehçeleri konuşanların çoğunun diğer lehçeyi anlamadığını belirtmektedir.
Aynı şekilde Zazaca ve Gorani’nin ayrı İrani diller olduğunu belirten dilbilimsel yaklaşımlar bulunmaktadır. Dolayısıyla “Kürtçe” adı altında bütün bu farklılıkları tek bir dilmiş gibi değerlendirmek ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmektedir. Üstelik sorun yalnızca bu farklılıktan ibaret değildir.
Türkiye’de Kurmançi adı altında konuşulan yerel ağızlar arasında da önemli farklılıklar vardır. Hakkâri’de, Şırnak’ta, Van’da, Diyarbakır’da, Mardin’de, Ağrı’da, Muş’ta, Kars’ta, Erzincan’da veya Malatya’da konuşulan biçimler arasında kelime, telaffuz ve cümle kuruluşu bakımından ciddi ayrılıklar görülebilmektedir. Bu nedenle Türkiye’deki bütün bu konuşma biçimlerinin herkes tarafından anlaşılabilen tek bir “Kürtçe” olduğu iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.
BİR ARAYA GETİRME ÇABASI Kürt toplulukları arasındaki farklılık yalnızca dille sınırlı da değildir. Aynı coğrafyada yaşayan topluluklar arasında mezhep, din, aşiret ve yerel aidiyet bakımından da önemli ayrılıklar bulunmaktadır. Sünni, Şafii, Hanefi, Alevi, Ehl-i Hak, Nasturi, Yahudi, Hıristiyan ve Yezidi topluluklarının yanı sıra Kurmançi, Sorani, Zazaca, Gorani ve diğer farklı dil ve lehçeleri konuşan gruplar da bulunmaktadır.
Buna karşın bu farklı toplulukların tamamının zaman içerisinde “Kürt” üst kimliği altında değerlendirilmesi, aralarındaki dilsel ve kültürel farklılıkları ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim farklı dil ve lehçeleri konuşanların birbirlerini anlamakta güçlük çekmeleri, bazı toplulukların kendilerini Kürt olarak kabul etmemeleri veya farklı bir kimlikle tanımlamaları, “Kürt” adı altında tek ve homojen bir etnikdilsel topluluk bulunduğu tezini tartışmalı hale getirmektedir. Dolayısıyla burada asıl dikkat çekilmesi gereken husus, birbirinden önemli ölçüde farklı dilsel, kültürel ve tarihsel özelliklere sahip farklı toplulukların aynı ad altında bir araya getirilmesi çabasıdır. ‘KÜRTÇE EĞİTİM’ TARTIŞMASININ TEMEL SORUSU Bugün Türkiye’de üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı ile Zaza dili ve edebiyatı alanlarında bölümler ve programlar bulunmaktadır.
Her yörede birbirini anlamayan en az 25 farklı şekilde konuşulan Kurmançi için belirli bir yazı dili ve alfabe standardı kullanılmaktadır. Ancak burada dikkatten kaçırılmaması gereken konu, bu standardın bütün Kürt topluluklarının tarih boyunca ortak ve değişmez biçimde kullandığı ve zamanla kaybolmuş olan bir dilin yeniden su yüzüne çıkarılmasıymış gibi sunulmasıdır. Aslında, belirli bir dil çeşidinin seçilmesi, yazı diline dönüştürülmesi, standartlaştırılması ve eğitim kurumlarında öğretilmesi bir dil oluşturma ve standardizasyon sürecidir.
Bu nedenle “Kürtçe” dendiğinde öncelikle “Hangi Kürtçe” sorusunun sorulması gerekir. Kurmançi mi, Sorani mi, Gorani mi, Zazaca mı, Luri mi? Bunların tamamını tek bir dil kabul etmek, aralarındaki tarihsel ve yapısal farklılıkları görmezden gelmek anlamına gelir.
Kürtler arasında dilsel bir homojenlik yoktur. “Kürtçe” adı altında tek, ortak ve bütün Kürtlerin birbirini anlayabildiği bir dil bulunmamaktadır. Bugün “Kürtçe” olarak adlandırılan alan, birbirinden büyük ölçüde farklı ve en az 50 sayıda dil ve lehçeden oluşmaktadır.
Dolayısıyla mesele, farklı tarihsel kökenlere, farklı gramer yapılarına ve farklı yazı geleneklerine sahip dil ve lehçelerin hangi gerekçeyle tek bir “Kürtçe” başlığı altında toplandığıdır. Bu başlık altında bir standart dil oluşturulması ise doğal ve kendiliğinden oluşmuş bir dil birliğinden ziyade, modern dönemde gerçekleşen bir standardizasyon ve kurumsallaştırma sürecidir. Bu nedenle “Kürtçe eğitim” talebi gündeme getirildiğinde sorulması gereken ilk soru “Hangi Kürtçe?” olmalıdır.
Çünkü Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de “Kürtçe” adı altında kullanılan dil çeşitlerinin aynı olmadığı açıktır. Eğer Türkiye için “Kırmançi” deniyorsa bu kez soruyu “Hangi şehrin veya ilçenin yerel lehçesi“ diye sormalıyız. Sonuç olarak Kürt topluluklarının varlığı ve kendilerini Kürt olarak tanımlamaları ayrı bir konudur; Kürtçe adı verilen tek ve homojen bir ortak dilin bulunup bulunmadığı ise ayrı bir konudur.
Tarihsel ve dilbilimsel çeşitlilik dikkate alındığında, bütün bu farklılıkları yok sayarak tek bir “Kürtçe” dil varmış gibi hareket ederek algı yaratmak yerine, topluma doğruları anlatmak bilimin ve topluma gösterilmesi gereken saygının bir gereğidir. --- Kaynaklar: • Martin van Bruinnessen, Ağa, Şeyh ve Devlet, Kürdistan’ın Sosyal ve Politik Örgütlenmesi, Öz-ge Yay., Çev. Remziye Arslan, 1991, s.41, 42, 43, 152, 197. • Martin van Bruinessen, Kürtlük, Türklük, Alevilik Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadeleleri, Çev. Hakan Yurdakul, İletişim Yay., 5.Baskı, 2004, s.9, 10, 60. • Wadie Jwaideh, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi, Kökenleri ve Gelişimi, Çeviren: İsmail Çeken ve Alper Duman, İletişim Yayınları, 6.
Baskı, 2009, s.19, 35, 569. • Graham E.Fullar ve Henri J.Barkey, Türkiye’nin Kürt Meselesi, Profil Yayıncılık, 1.Baskı, 2011, s.103. • Graham E. Fuller, Yeni Türkiye Cumhuriyeti, Serbest Kitaplar, Çeviren: Prof. Dr.
Mustafa Acar, 17.Baskı, 2025, s.167, 168. • Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Kürt “Kim”liği, İleri Yay., 1.
Basım, 2006, s. 73, 74, 88, 139. • Prof. Dr.
Ahmet Buran, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Dil Atlası, Bayrak Yay., 2009. • Prof. Dr. Ahmet Özer, Beş Büyük Kavşakta Kürtler ve Türkler, Hemen Kitap, 3.Baskı, Ekim 2011, s.31, 212. • Dr.
Ahmet Buran, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Üzerine Araştırmalar II(Ağızlar), Boğaziçi Yay., 1992, s.1, 2, 3, 17. • Kemal Burkay, Neolitik Çağdan 1.Dünya Savaşı’na Kürtler ve Kürdistan, Coğrafya-Tarih-Edebiyat, Deng Yay., 5.Baskı, 2011, s. 112, 274, 275. • Rohat, Kürdoloji Biliminin 200 Yıllık Geçmişi (1787-1987), Deng Yay., 2. Baskı, 1991, s.38, 184, 185. • Ahmet Küçükşahin, TÜRKOMANİA, Kürtler ve Emperyalizmin Dayatması, Galeati Yay., 2026.
DR. AHMET KÜÇÜKŞAHİN