sondakika.com
Son Dakika

Doğu Almanya yalnızca Stasi’den ibaret değildi

Saksonya-Anhalt seçimlerinde AfD’nin başarısı sonrasında, Doğu Almanların siyasal geleceği üzerine tartışmalar yoğunlaşarak sürüyor.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Saksonya-Anhalt seçimlerinde AfD’nin başarısı sonrasında, Doğu Almanların siyasal geleceği üzerine tartışmalar yoğunlaşarak sürüyor. Bir taraftan AfD liderliğinin faşist özellikleri, açıkça ifade etmekten “şimdilik” çekindikleri projeleri, ortaya dökülüyor. Diğer taraftan, bu tartışmaların önemli bir bölümünde, seçim sonuçlarını bilimsel biçimde irdelemek yerine, Doğu Almanya (Deutsche Demokratische Republik-DDR, 1949–1990) mirası halkı açıklama nesnesine indirgeyen, onları adeta şeytanlaştıran eski bir Batı Alman (Soğuk Savaş) bakışı yeniden üretiliyor.

AfD’nin zaferi adeta, “yanlış” oy veren geri kalmış bir topluluğun psikolojisinin ürünü. Bu bakışın altında daha derin bir önyargı var: Doğu Almanya kötü bir yerdi; orada yaşayanların mirası da kaçınılmaz olarak kötü, eksik ya da demokratik olgunluktan yoksun. DDR doğumlu (1984) tarihçi, yazar Katja Hoyer’ in, büyük ilgi çeken, Almanya’da tartışma yaratan ve 14 dile çevrilen Beyond the Wall adlı çalışması, tam da bu basitleştirici yaklaşımı düzeltmeyi amaçlıyor.

Tarihsel araştırmanın yanı sıra, çok zengin gözleme, anekdotlara, söyleşilere de dayanan kitap, Doğu Almanya’daki baskıyı, sansürü, siyasi tutuklamaları, Berlin Duvarı’nı ve Stasi’nin gündelik hayat üzerindeki etkisini inkâr etmiyor. Ancak Doğu Alman toplumunu yalnızca bunlardan ibaret görmeyi de reddediyor. Duvar yıkılmadan önce orada gerçekten Stasi vardı.

Fakat yalnızca Stasi yoktu. İnsanlar çalışıyor, eğitim görüyor, aile kuruyor, çocuk yetiştiriyor, kariyer planlıyor, kültürel etkinliklere katılıyor, tatile gidiyor, kendi hayatlarına anlam vermeye çalışıyordu. Herkes Batı’ya kaçmaya çalışmıyordu.

Doğu Almanya, baskıcı ve otoriter bir devlet olmanın yanı sıra, istihdam, ucuz konut, yaygın kreş hizmetleri, eğitim, kadınların çalışma hayatına katılımı bakımından kapsamlı bir sosyal güvenlik düzeni de yaratmıştı. Bu düzenin varlığı diktatörlüğü aklamaz ama diktatörlüğün yönettiği toplumun gerçekliğini de ortadan kaldırmaz. Hoyer, Doğu Almanların geçmişlerine dair hatıralarının bu nedenle çelişkili olduğunu anlatıyor: Hiç kimsenin Stasi’nin baskısını, hapisleri ya da Duvar’ı savunması gerekmez.

Ancak insanlar aynı zamanda düşük yaşam maliyetlerini, iş güvencesini, toplumsal dayanışmayı, daha az metalaşmış bir hayatı özleyebilir. Bu özlem -Ostalgie- Doğu Alman rejimine yönelik eleştiriyle aynı anda var olabilir. Hoyer’in, Doğu Almanya’yı “Rusların yönettiği bir hapishane” klişesinin dışına çıkarması da önemli.

Doğu Alman devleti, Sovyet egemenliği ve savaş sonrası yıkımın ağır koşulları altında şekillendi. Batı Almanya Marshall Planı’nın desteğiyle hızla zenginleşirken Doğu Almanya Sovyetler Birliği’ne tazminat ödemek, hammadde kıtlığıyla mücadele etmek zorundaydı. Bu eşitsiz başlangıç, sosyalist rejim açısından bir meşruiyet krizi yarattı.

Rejim, bir yandan yurttaşlarına sosyal güvence sunmaya çalışırken diğer yandan onları ülkede tutabilmek için Duvar inşa etti, Stasi makinesine dayandı. Katja Hoyer’e göre “Ortaya çıkan şey, sosyal koruma ile siyasi kontrolün iç içe geçtiği bir yaldızlı kafesti”. Gerçekten de Doğu Almanya’nın tarihini basitleştirmeyi reddederek karmaşıklığını kabul etmek, onu aklamak değildir.

Fakat Batı’nın Doğu Almanları küçümseme alışkanlığını aşmak, bugün AfD’ye verilen desteği anlamak açısından da gereklidir. Birleşmeden sonra Doğu Almanların deneyimleri değersizleştirildi; yıkılan, talan edilen sanayileri, hayatları, kurumları ve toplumsal kazanımları sanki tarihin yanlış tarafında yaşanmış önemsiz bir sapmaymış gibi görüldü. Duvar yıkıldığında insanların dünyası bir gecede yalnızca siyasal olarak değil, toplumsal ve kültürel olarak da yıkıldı.

Bu kaybı anlamadan, bugünkü öfkeyi yalnızca cehaletle, ırkçılıkla veya demokrasi eksikliğiyle açıklamak kolaycılıktır. Doğu Almanya ne masum bir refah toplumu ne de yalnızca gri bir hapishaneydi. Onu anlamak için hem baskıyı hem hayatı; hem Stasi’yi hem de toplumu birlikte görmek gerekir.

Katja Hoyer’in kitabı Doğu Alman deneyimini, deneyin iflasının nedenlerini, “Soğuk Savaş” klişelerinden kurtularak anlamaya başlamak açısından çok değerli bir çalışma. Alman ve Amerikan muhafazakâr çevrelerinden aldığı olumsuz tepkiler de bunu kanıtlıyor.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü