Bilim insanları türü kurtarmak için kalan bitkilerden tohum topladı, fidanlıklarda yeni bitkiler yetiştirdi ve bunları Galápagos'taki Isabela Adası'nın zorlu volkanik arazilerine taşıdı. Çalışmalar kapsamında toplam 94 bitki yeniden doğaya dikildi.
Türün hikayesi, 1962'de Caleta Tagus yakınlarında toplanan tek bir kurutulmuş bitki örneğine kadar uzanıyor. Bu örnek uzun yıllar boyunca bitkinin bölgedeki varlığının en önemli kanıtlarından biri olarak kaldı. Araştırmacılar 1998'de Isabela Adası'nın kuzeyindeki volkanik arazilerde bitkiyi yeniden aramaya başladı.
Yapılan çalışmalar durumun oldukça kritik olduğunu ortaya koydu. Bölgeye sonradan getirilen keçiler ve diğer otçulların bitki örtüsüne verdiği zarar nedeniyle popülasyon ciddi şekilde azalmıştı. 2007'ye gelindiğinde genç lav akıntılarının arasındaki dar çatlaklarda hayatta kalan yalnızca 6 bitki bulunuyordu.
Tek bir kuraklık veya başka bir doğal olayın kalan bitkileri de yok edebileceğinden endişe eden ekipler, türü çoğaltmak için kapsamlı bir çalışma başlattı. Toplanan tohumlar kontrollü koşullarda çimlendirildi ve genç bitkilerin doğaya bırakılmadan önce güçlü kök sistemleri geliştirmeleri sağlandı.
Galápagos Verde 2050 programı kapsamında fidanlıklarda yetiştirilen 94 genç bitki, 2017 ile 2024 yılları arasında Isabela Adası'nın kuzeyindeki Playa Tortuga Negra ve Caleta Tagus bölgelerine dikildi. Kurak volkanik arazide hayatta kalmalarını sağlamak için su kaybını azaltan farklı yöntemler de denendi.
Çalışmalar sonuç verdi ve doğadaki yetişkin bitki sayısı 6'dan 28'e çıktı. Bunların 20'si Playa Tortuga Negra'da, 8'i ise Caleta Tagus'ta bulunuyor.
Araştırmacılar için en önemli gelişmelerden biri ise 2021'de yaşandı. Yeniden doğaya bırakılan bitkilerin çevresinde kendiliğinden filizlenen dört yeni fide tespit edildi. Böylece bitkilerin insan müdahalesi olmadan tohum üretip doğada yeni nesiller oluşturabildiği ilk kez görüldü.
Bu dört fide daha sonraki kuraklıkta hayatta kalamadı. Bilim insanlarına göre türün önündeki en büyük sorun hâlâ su kıtlığı. Buna rağmen doğada doğal üremenin başlamış olması, türün uzun vadede kendi kendine yetebilen bir popülasyon oluşturabileceğine dair önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.