Arsızlık, adaletsizlik, edepsizlik, süper çekirgelik, süper zamlar, zamlar, yoksulluk, kazalar, “Bir şey olmaz abicim” nedenli pisi pisine karada, denizde ve havada kazalar ve ölümler... Çok yemişlik ve dört bölümlü midenin ikrarı olan geviş getirerek adalete alenen meydan okumalar... Bunlar yenilir yutulur gerçekler değildir.
Sonu da pek iyi değildir. Peki çözüm? Çözüm, Külliye çatısı altında ve mizahtadır!
Mizah “şaka ve latife yapmak” anlamında Arapça, “müzâh”ın dilimize uydurulmuş halidir. Ve epeydir mayın tarlasında yürümekten risklidir Bir “iddianağme ”ye yan basmamak için tırnak açıp devam edelim: “Mizahın özü şaka sayesinde duygu patlamasının önüne geçmektir. Gerçeklerin sebep olduğu acılara boyun eğmeyen mizah, cemaat (toplum) kimliğini dile getirme biçimlerinden biridir.
Zulme dayanan yönetimlere karşı aşağı tabakalardan gelen bir direniş biçimidir. Mizah, düşünceleri şaka ve nüktelerle süsleyerek anlatan söz ve yazı çeşidi. Zaman içinde daha ağır türleri de içeren bir terim haline geldi.
Mizahta temel hedef güldürme ise de çok defa güldürmenin altında fert ve toplumdaki aksaklıkları, çirkinlikleri eleştirme ve iğneleme, düzeltme amaçları da gizlidir. Kin ve intikam duygusundan kaynaklanmayan mizahta küçük düşürme amacı yoktur; daha ağır şekilleri olan istihzada ise hedef, üstü örtülü ve iğneleyici alaydır. Mizah halk zekâsının ürettiği bir savunma aracı olup gülünç hikâye ve fıkraların en az saldırgan olan biçimine dayanır.
Mizahın kaynağı, ifadenin katı sınırlarının kelime oyunu ve sözlü şaka türleriyle aşılmasından doğan komikliktir. (…) Kuran’ın tefekkürü emredip alayı ve hicvi yasakladığı, İslâm ahlakının ağır başlılık ve vakarı temel ilkeler kabul ettiği bilinmektedir. Bazılarına göre ideal Müslüman tipi fazla gülmeyen, daima ölümü hatırlayarak hüzünlü duran kimsedir. Bununla birlikte Hz.
Peygamber ’in şaka yapmayı tasvip ettiğini, kendisinin de şaka yaptığını gösteren rivayetler vardır. Ayrıca Hz. Ali’ nin, ‘ Kalpler de bedenler gibi yorulur, onları hikmetli sözlerle dinlendirin, şaka yapan yaşlanmaz’ dediği bilinmektedir.” * Bu satırlar Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin “MİZAH” maddesinden aynendir!
Devamı da vardır: “Şakalarında doğruluğu ve zarafeti ilke edinen Hz. Peygamber’in mizah üsluplarından biri ‘tahsîlü’l-hâsıl’ (malum-u ilam-boş yineleme) adı verilen, herkesçe bilinen gerçeklerin kinaye yoluyla ilginç bir biçimde ifade edilmesi şeklindedir. Mizahının birçoğu kinaye veya tevriye (çift anlamlı sözcük) sanatına dayanır.
Bir yolculukta birkaç kişinin, eşyalarını taşıması için üzerine yüklediği Sefîne adlı bir hizmetçiye, ‘İşte şimdi gerçekten sefine (gemi) oldun’ demesi gibi.” Nükte ve Hz. Muhammed Külliye’ye bağlı Türkiye Diyanet Vakfı belli ki “nüktedan meşrep” bir vakıf. İlahiyatçı Esra Düzce Baş’a “Peygamberimizin Hayatında Mizah” konulu bir kitap yazdırmış. (Ankara 2021) Kitabın ana fikri aslında oldukça berrak: Hz.
Muhammed’in yaşamında mizah vardır fakat mizah başıboş değildir.Gülümsetir, yakınlaştırır, teselli eder, bazen eğitir ama yalanı, korkutmayı, aşağılamayı ve kırmayı mizah adına meşrulaştırmaz. Yazar da rivayetleri bu “meşru mizahın sınırları” çerçevesinde ele alıyor. Bir sahabe Hz.
Peygamber’in kendisiyle şakalaştığını ve bir defasında ona “İki kulaklı!” diye seslendiğini anlatır. Bu söz, hakaret değildir; herkesin zaten iki kulağı vardır. Espri, bilinen gerçeği beklenmedik biçimde söylemekten doğar.
TDV İslâm Ansiklopedisi de Peygamber’in mizahında bu tür kinaye ve tevriyenin (çift anlamlı sözcük) önemli yer tuttuğunu belirtir. Bu nokta önemli: Muhatabın zaafı aspirinin hammaddesi yapılmıyor. Bugünkü mizahın bir bölümünde ise tam tersine, en kolay malzeme fiziki özellik, aksan, yoksulluk, cehalet yahut kişisel kusur oluyor.
Şaka var fakat yalan yok. Sosyal medyada sahte haberle insanları kandırmak, gizli kamerayla korkutmak, birini topluluk önünde rezil edip ardından “Prank yaptık” demek; mizah değil, mizah kılığında eziyettir. Mizah yalnız eğlenmek için değildir; bazen söylenmesi güç bir hakikat, latifeyle daha kolay anlatılabilir; bazen muhatabın yanlışı yüzüne vurulmadan kendisine fark ettirilebilir.
Bu da mizahın “eğitici misyonu”dur Bu yaklaşım, bizim kadim “taşlama” geleneğimizle de ilginç biçimde buluşuyor. İyi mizahın taşı vardır ama hedefi insanın kafası değil, yanlışın kendisidir. Hz.
Peygamber'in “iki kulaklı” latifesi ile yine de devet ve siyaset büyüklerinin mizah eşiğini test etme zamanı değil!