592 milletvekilinin 467’i, AKP+MHP+DEM Parti’nin terörist elebaşı Öcalan’la hazırladığı çerçeve yasayı onayladı. Milletvekili olurken hepsi hukukun üstünlüğüne bağlı kalacağı, anayasaya sadakatten ayrılmayacağı konusunda namus ve şerefi üzerine yemin etmişti ama hiçbiri, hukukçuların uyarılarına karşın, yasanın her maddesiyle anayasaya aykırı olmasını umursamadı. Aralarında soldan sağa partilerin hepsi vardı.
Bir tek İYİ Parti başından beri reddetti. Yeniden Refah son anda çark edip “çekimser” kaldı. Mutlak butlan CHP’si “tereddütsüz evet” dedi.
YENİ Parti, tabanının büyük tepkisi nedeniyle kapalı toplantı yapıp tepkileri dizginleme yöntemi buldu: Parti yönetimi “evet” derken, milletvekillerini serbest bıraktıklarını açıkladılar. Cumhuriyetçi kesimin gazını almak için uygulanan bir yoldu bu. BASİRETSİZLİĞİN ZİRVESİ Genel Başkan Özgür Özel, TBMM’de AKP’nin süreci ne kadar kötü yönettiğini, yasa taslağının da eksiklerle dolu olduğunu anlatıp sonunda, “Hayır deme hakkını milletin barış hakkının önüne koymayacağız” dedi.
Özel’e sormak lazım: Hayır diyen milletvekilleri, milletin barış hakkını geriye mi attı? “Anayasaya uymayan iktidarla anayasa yapmayacağımızı söyledik” demişti Özel. Oysa anayasaya açıkça aykırı hayati bir yasayı aynı iktidarla onayladılar!
“Saray’a güvenimiz yok ama yine de evet oyu vereceğiz” diyen yetmez ama evetçilerin arasına TİP de katıldı, hepsi eleştirirken onaylamanın aczine düştü. “Muhalefet” liderleri, tutarsızlık içindeki konuşmalarıyla, “barış” aldatmacasıyla basiretsizliğin zirvesine çıktı. DERİN BİR YARILMA Bundan sonra düzen partilerine ve seçimlere kim inanır bilmiyorum ama bir gazeteci olarak gözlemimi ileteyim: Cumhuriyetçi kesimde daha önce olmayan derin bir yarılma ortaya çıktı.
Çok sarsıcı bir hayal kırıklığı yaşayan cumhuriyetçi/ Atatürkçü seçmenin bir kısmı, bundan sonra hiçbir parti ile ilişki kurmayacağını söylüyor. Onları sonsuza kadar kaybettiler. Bazıları, bu aşamada kararsızlara katılırken bir kısmı sağ kanatta İYİ Parti’ye ve Zafer Partisi’ne yöneliyor.
“Sağ partiye gitmem” diyenler ise bu yıkıcı emperyalist planı başından beri görüp uyaran sol partileri bir seçenek olarak görüyor. Tabii bu aşamada belli odakların manipülatif kamuoyu araştırmaları devreye girecek “Oy kaybımız yok” hikâyeleri anlatılacak. Onun için şimdiden sosyal medyada CHP ve YENİ Parti’ye yakın siyaset bilimci, gazeteci, uzman, danışman ünvanlı birtakım kişiler, yoğun bir çabaya girişti.
PKK terör örgütüne af getiren yasaya evet denmesinin nasıl bir “büyük hamle”, “eşsiz bir strateji”, “çarpıcı bir politik deha” olduğunu anlatmak için kıvranıyorlar. Eminim bugünlerde onları sözde muhalif TV kanallarında sık sık göreceksiniz. YANITSIZ SORULAR Bahçeli ’nin Öcalan’a çağrı yaptığı Ekim 2024’ten beri bu konuda tam 70 yazı yazmışım...
Hepsinde gelişmeleri kayda geçirip Öcalan açılımının ardında nasıl bir plan olduğunu anlattım. Doğuda sömürünün ve eşitsizliğin asıl nedeni olan aşiret/tarikat yapılanmalarının gündeme bile getirilmediğini defalarca yazdım. Yasa TBMM’den geçince Bahçeli’nin önünde kutlama sırasına giren DEM’li vekillerin var mı bir yanıtı?
Nasıl olsun; o vekillerin içinde kendisi aşiret ağası olanlar var! Anayasadaki hukuk önündeki eşitlik ilkesini bozarak PKK için özel af çıkarmak mı demokrasi? “Barış gelecek” diye millete masal okuyan milletvekillerinin var mı bir yanıtı?
BAŞINIZI ÖNE EĞECEKSİNİZ İktidarın yasayı milletvekillerinden önce onaylattığı Öcalan, bakın 1994’te ne demiş; Milliyet ’teki bir haberden okuyalım: “Kemalizm, birçok saygın din âliminin de belirttiği gibi Deccal rejimidir. Onunla işbirliği yapan Müslümanlar münafık, hatta kâfirdir.” Ümmetçiliği övdüğü bu konuşma, kendi sesinden Berlin’deki Kürdistan İslam Hareketi’nin toplantısında dinletilmiş. Öcalan’ın bu görüşleri değişti mi?
Hayır. Ümmet konusunda benzer görüşleri yakın zamanda da yineledi. Haberi yapan kim?
Bugün “Devlet PKK’yi bitiremiyor” diyen Ruşen Çakır. Kendini feshettiği söylenen PKK de yasa konusunda açıklama yaptı bu arada: “Öcalan’ın bizzat yönetmediği ve yönlendirmediği bir sürecin başarıya ulaşması ve yasadaki hususların gerçekleşmesi mümkün değildir” dediler. Barış ve demokrasi ile hiçbir ilgisi olmayan, Lozan ve cumhuriyet hedef alınarak ilerleyen bu karşıdevrimci ve emperyalist süreçte iktidarın arkasında hizalananlar, yurtseverlerin vicdanında yargılanacak; başlarını önlerine eğip susacaklar ve trollerinin paylaşımları da onları aklamaya yetmeyecek.