- Yazan,Becca WarnerUnvan,BBC Future
- Yazan,Becca Warner
- Unvan,BBC Future
- Yayın tarihi8 dakika önce
- Okuma süresi 5 dk
Ellerimizi toprağa sokmak ve çimlere, ağaçlara ya da yosunlara dokunmak, cildimiz ve bağışıklık sistemimiz için çok çeşitli faydalar sağlıyor.
Neredeyse bir ritüel gibi, her gün evime en yakın parkta uzun bir yürüyüş yapıyorum.
Bakılacak pek çok farklı ağaç türü var, özellikle baharda kokulu çiçekler açıyor ve coşkulu kuş sesleri havayı dolduruyor.
Ancak duyusal deneyim genellikle bununla sınırlı kalıyor.
Ayakkabılarım ne kadar çamurlanırsa çamurlansın, genellikle eve temiz ellerle dönüyorum.
Ancak araştırmalar, normalde yanından geçip gittiğim ağaçlara, çalılara ve toprağa uzanıp dokunmanın faydalı olabileceğini gösteriyor.
Finlandiya Çevre Enstitüsü'nde ekolojist ve doğa-sağlık araştırmacısı olan Mira Grönroos, bir deney kapsamında insanlardan ellerini 20 saniye boyunca toprak, turba ve yosunla ovmalarını istedi.
- Babülmendep Boğazı: Husiler Suudi Arabistan'ın stratejik zayıf noktasına nasıl ulaştı?
- Bakan Fidan: 'Suudi Arabistan'a yönelik ciddi saldırılar var, askeri ihtiyaçları karşılamada sıkıntı olmaz'
- Borsa soruşturmasında şirket yöneticisi beş kişi daha gözaltına alındı
- Hindistan'da kızının eğitimi için yalınayak koşan anneye ödül
Musluk suyuyla ellerini duruladıktan sonra bile ciltlerindeki mikropların bolluğu ve çeşitliliğinin arttığını tespit etti.
"Gözle bakıldığında [elleri] temiz görünüyordu" diyor. "Ama değişim çok büyüktü."
Cildimizde daha fazla bakteri bulunması kulağa çekici gelmeyebilir.
Ancak çok sayıda farklı mikrop birlikte yaşadığında birbirlerini dengede tutuyor ve bizi daha zararlı, hastalık yapıcı bakterilere karşı koruyorlar.
Giderek büyüyen araştırma birikimi, toprak ve bitkiler gibi doğal materyallerle temasın cildimizin mikrobiyal çeşitliliğini artırmanın kolay bir yolu olduğunu ve bunun yalnızca cildimize değil, bağışıklık sistemimize de fayda sağladığını gösteriyor.
Yürüyüşüm sırasında durup ağaç kabuğuna dokunmaktan ya da çimlere oturmaktan memnuniyet duyarım.
Ancak Grönroos'a göre daha uzun süreli temas çok daha iyi olur; çünkü deneyinde "cilt mikrobiyotası çok hızlı bir şekilde önceki durumuna benzer bir hâle geri döndü".
Sonuçlar, doğayla uzun süreli veya sık cilt temasının cildimizde ve vücudumuzda olup bitenleri önemli ölçüde değiştirebileceğini gösteriyor.
Finlandiya'nın merkezindeki Aurinkolinna kreşinde kirli eller çocuklar için olağan bir durum.
Çocuklar her gün en az birkaç saatlerini ağaçlık bir oyun alanında oynayarak geçiriyor; çalılar ve ağaçlar arasında koşuyor, iplere tırmanıyor, kumdan kaleler yapıyor, su birikintilerinde sıçrıyor ve avuç dolusu toprak ile odun parçaları topluyorlar.
Her günün sonunda baştan ayağa çamura bulanmış oluyorlar.
Bilim insanları şimdi bunun sağlıkları için neden yararlı olabileceğini araştırıyor.
Araştırmacılar, çocukların ciltleri, tükürükleri ve dışkılarındaki mikropları; kan ve saç örnekleriyle birlikte analiz ederek, doğa her gün oynadıkları alanlara taşındığında bağışıklık sistemlerinde üç yıllık süreç boyunca neler olduğunu öğreniyor.
Aurinkolinna, Finlandiya'da Vahvistu araştırma projesine katılan 43 kreşten biri.
Proje, çevre bilimci Marja Roslund liderliğinde yürütülen yakın tarihli iki yıllık bir araştırmanın üzerine inşa ediliyor.
Roslund, 2016-17 yıllarında bir kreş bahçesine turba ve ekim kutuları da dahil orman toprağını getirdi ve çocuklar burada düzenli olarak 28 gün oynadıktan sonra cilt, tükürük ve bağırsak bakterileri üzerindeki etkilerini ölçtü. Bir yıl sonra aynı ölçümleri tekrar yaptı.
Asfalt kaplı bir bahçede oynayan çocuklarla karşılaştırıldığında, orman toprağı üzerinde oynayanların ciltlerinde bir yıl sonra daha fazla mikrobiyal çeşitlilik görüldü.
Bu çeşitlilik cildimizin sağlığı açısından önemli.
Roslund'a göre, ciltteki bakteri çeşitliliğinin artırılması hastalık yapıcı bakterilerin baskın hâle gelmesini önleyerek mikrobiyal topluluğun dengede kalmasını sağlayabilir:
"Hastalık bir diktatör gibidir, sağlıklı cilt ise bir demokrasi gibi."
Roslund'un araştırması, çocuklar orman zemini üzerinde oynadığında ciltlerinde potansiyel patojenlerin daha az bulunduğunu ortaya koydu.
Bunun nedeni muhtemelen diğer mikropların sayı ve çeşitlilik bakımından fazla olması ve bu "kötü" bakterileri geride bırakması.
"O kadar çok başka şey var ki, patojenlere fazla yer kalmıyor" diyor.
Cildimize iyi bakmanın çok daha derin faydaları da var.
Cilt sağlığı hormonal faaliyetleri, kalp damar hastalıklarını ve hatta bilişsel işlevleri etkileyebilir.
Özellikle araştırmalar, cildimizi çeşitli bakterilere maruz bırakmanın bağışıklık sistemimizi etkileyebileceğini göstermeye başlıyor.
Roslund, bir grup küçük çocuğun mikrobiyal çeşitliliği yüksek toprakla zenginleştirilmiş bir kum havuzunda, başka bir grubun ise aynı görünen fakat mikrobiyal çeşitliliği daha düşük bir kum havuzunda oynamasını sağladı.
Beklenebileceği gibi, mikrop açısından zengin kum havuzunda oynayan çocukların ciltlerinde belirli bakterilerin çeşitliliği arttı.
Ancak bu çocukların kan örneklerinde, bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermeden tehditlere karşı mücadele edebilme yeteneği olan immün düzenlemeyi destekleyen sitokin adı verilen bağışıklık belirteçlerinde de değişiklikler görüldü.
Vahvistu projesine ilham veren de bu ve benzer bulgular oldu.
Aurinkolinna'da devlet desteğiyle bahçe dönüştürüldü; artık çakıl yerine odun parçaları, daha büyük bir kum alanı ve ahşap yürüyüş yolları bulunuyor.
Bunlara, zaten mevcut olan huş ve çam ağaçları eşlik ediyor.
Vahvistu projesinin dayandığı araştırmalar, biyolojik çeşitlilik hipotezini destekliyor.
Bu hipotez, çeşitli mikroplar açısından zengin hava, bitkiler ve toprağın insan mikrobiyomu üzerinde ve dolayısıyla sağlığımız üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu fikrine dayanıyor.
Çevremizdeki biyolojik çeşitlilik kaybının bağışıklıkla ilişkili hastalıklardaki mevcut artışın arkasında olabileceği uzun zamandır öne sürülüyor.
Roslund'un araştırması bunun nasıl ve neden gerçekleştiğini açıklamaya yardımcı olabilir.
Roslund, özellikle bir bakteri ailesinin, yani gammaproteobakterilerin, önemli bir rol oynadığını buldu.
Çocuklar orman zemininin bulunduğu bahçede oynadığında ciltlerindeki gammaproteobakteri çeşitliliği arttı ve bu artış, daha fazla düzenleyici T hücresiyle ilişkiliydi.
T hücreleri bağışıklık sistemini kontrol etmeye ve dengelemeye yardımcı olan beyaz kan hücreleridir ve otoimmün hastalıkların önlenmesinde önem taşır.
Şimdilik bunun egzama, astım veya alerji gibi bağışıklık aracılı hastalıklar açısından tam olarak ne anlama geldiği net değil.
Grönroos, "Henüz doğayla temas ettiğinizde örneğin astıma yakalanmayacağınızı söyleyemeyiz. Ancak bu tür bağışıklık sistemi bozukluklarına yakalanma olasılığını azaltıyor gibi görünüyor" diyor.
Bu sağlık faydaları yalnızca çocuklarda görülmüyor.
Bir çalışmada yetişkinlerden kış boyunca kapalı ortamda sebze yetiştirmeleri istendi.
Bir grup mikrobiyal çeşitliliği yüksek toprak kullanırken diğer grup benzer görünen fakat mikrop bakımından fakir toprak kullandı.
Katılımcılar bir ay boyunca her gün bitkilerle ilgilendi ve yetiştirdikleri ürünleri yedi.
Mikrobiyal çeşitliliği yüksek toprağı kullananlarda, ciltlerindeki bakteri çeşitliliğinde ve kanlarındaki iltihap önleyici sitokinlerin sayısında artış görüldü.
Diğer grupta ise böyle bir değişim olmadı.
Grönroos'a göre bu tür bahçecilik "doğayla temasın kolay erişilebilir bir örneği ve bu tür bir maruziyetin bağışıklık sistemi işleyişinde gerçekten değişiklikler göstermesi oldukça şaşırtıcıydı."
Başka bir çalışmada araştırmacılar Finlandiya'daki ofislere canlı bitkilerden oluşan "yeşil duvarlar" yerleştirdi ve iki hafta sonra çalışanlar üzerindeki etkilerini ölçtü.
Çalışanların ciltlerindeki mikrop çeşitliliğinin arttığı ve kanlarındaki iltihabı teşvik eden sitokin seviyelerinin düştüğü bulundu.
Ayrıca ciltlerinde, cilt sağlığı açısından önemli olan Lactobacillus mikroplarında artış görüldü.
Grönroos "Çocuklarımla dışarı çıktığımda, kozalak ya da dal toplamak isterlerse onlara 'Hayır' demiyorum. Eve getirmelerine ve orada oynamalarına izin veriyorum" diyor ve ona göre bu düşünceyi şehirlerimize de uygulamaya başlamalıyız:
"Şehirler, vatandaşların doğayla temas kurabileceği şekilde inşa edilmeli. Bu temasın bir kısmının ek çaba gerektirmemesi iyi olurdu; böylece insanlar özellikle karar vermek zorunda kalmadan işe ya da okula giderken doğayla temas ederdi."
Bilimin, doğayla temasın bağışıklık sistemini tam olarak nasıl etkilediğine dair keşfedeceği daha çok şey var.
Ancak Grönroos için bugüne kadarki bulgular, kirli elleri ve çamurlu halıları buna değecek kadar anlamlı kılıyor.
"Düşük riskli. Belirgin büyük zararlar olmaksızın çok sayıda potansiyel fayda var."
Bu bulgular, belki de hepimize yosun tutmuş o ağaca uzanıp dokunmayı, çimlere oturmayı ve biraz çamurdan korkmamayı hatırlatıyor.
Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlandık. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. Yapay zekayı nasıl kullandığımız hakkında daha fazla bilgi burada.