Haber şu: Arjantin’de yakalanarak Türkiye’ye iade edilen suç örgütü lideri Serkan Kurtuluş tutuklandı. İçişleri Bakanlığı, Kurtuluş’un Türkiye’ye getirilmesini “Huzurumuza kasteden hiçbir odak adaletten kaçamayacak” sözüyle duyurdu. Haberi gördüğümde şu mesajı paylaştım sosyal medyadan: “Serkan Kurtuluş, İzmir’deki FETÖ Borsası’na ve AKP yöneticisi Ahmet Kurtuluş ’un öldürülmesine dair gerçekleri anlatsa keşke...
Anlatsa da pisliğe batmış siyasetçilerin, polislerin, savcıların, hâkimlerin isimlerini duysak...” Ne demek istediğimi anlatmak için, gelin yıllar önceye gidelim. 30 Mayıs 2019 akşam saatlerinde bir suikast gerçekleşti. İzmir’de Ahmet Kurtuluş öldürüldü.
Anadolu Ajansı’nın cinayet haberinde “işadamı” diye tanıttığı, eski AKP İzmir il başkan yardımcısı olduğunu gizlediği bir isimdi Ahmet Kurtuluş. Ahmet Kurtuluş, aynı soyada sahip olduğu Serkan Kurtuluş’un liderliğindeki suç örgütüne yardım etmekle suçlanıyordu. İddia o ki gözaltına alınacak FETÖ şüphelilerinin listesini Serkan Kurtuluş’a sızdırmakta aracıydı.
Çete, dönemin İzmir İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen ’den alındığı belirtilen 60 kişilik listedeki Fethullahçılara, cezaevi öncesi bir çıkış kapısı sağlıyordu. Kimi Fethullahçılar da polis süsü verilerek çete tarafından kaçırılıyor, kamera karşısında çıplak tutuluyor, dövülüyor, para vermek zorunda bırakılıyordu. İçinde siyasetçinin, istihbaratçının ve mafyanın olduğu bir organizasyondu.
FETÖ Borsası işletiliyordu. Özetle, Susurluk gibiydi. O dönem 69 sanıklı bir dava açıldı açılmasına ama örgüt lideri Serkan Kurtuluş yurtdışına kaçtı.
Çeteye “para kopartılacak” FETÖ’cülerin ismini sızdırmakla suçlanan istihbaratçı Kudret Dikmen tutuksuzdu, Emniyet’te pasif görevde tutuluyordu. Ahmet Kurtuluş ise ev hapsindeydi. 25 Ekim 2018’de etkin pişmanlıktan yararlanmış, itirafçı olmuş ve FETÖ Borsası’na dair bildiklerinin çok az bir kısmını anlatmıştı.
Gelin görün ki o “çok az” anlattıkları bile taşları yerinden oynatmaya yetti. İtirafçı olduktan bir gün sonra cezaevinden çıkarıldı, çıktıktan dört gün sonra yeni ifşalarda da bulundu. Anlattıklarının sadece firari mafya Serkan Kurtuluş’a ve Emniyet müdürü Kudret Dikmen’e değil, siyasilere ve bazı yargı mensuplarına da uzandığı öne sürülüyordu.
Örnek mi? İddia o ki: O dönem FETÖ soruşturmalarıyla yıldızı parlatılan “ünlü” savcı Okan Bato ’nun mal varlığına dair bildiklerini de... Devletin istihbarat kurumlarından birinin bölge başkanı G.Y ’nin gücünü kullanarak kimlerin yargıdaki sorunlarını çözdüğünü de aktarmıştı Ahmet Kurtuluş.
Tek konuşandı İzmir’deki FETÖ Borsası’nda. Verdiği ifadeler, vereceklerinin teminatıydı. Ve bir gün...
Tesadüf müdür: Tıpkı, hakkındaki iddianamede suçlandığı yöntemle... Kendisine “polis süsü” veren birileri tarafından, evinde, 5 yaşındaki oğlunun gözlerinin önünde öldürüldü. Evet...
Cinayet sırasında devre dışı bırakılan kameralara sahip sözde güvenlikli bir siteye, polis yelekli tetikçiler girmiş, evin kapısını açan Kurtuluş’tan kimlik istenmiş, koridorda yürürken arkasından 8 el ateş edilmişti. Kimdi öldüren? Kurşunu sıkan Yener Toğa hemen “Serkan Kurtuluş” adını verdi.
Neydi bu acele? Zaten firarda olan Serkan Kurtuluş ismi, topu taca atmak değil miydi? Velev ki tetikçi Serkan Kurtuluş’tan emir aldı...
Kurtuluş’a emir verenler de var mıydı? Zira; asıl soru şuydu: Ahmet Kurtuluş’un anlattıkları mı cezalandırıldı, daha anlatacakları mı engellendi? ERDOĞAN’A MEKTUP Cinayetten hemen sonra, Kurtuluş’un yargılandığı mahkeme heyeti hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Zira aile, cinayetin yalnızca adli bir olay değil, örgütlü ve politik bir hadise olduğuna inanıyordu. Cinayetin talimatını verenlerin, mahkeme heyetine müdahale ettiği iddiası da öne sürüldü. Ahmet Kurtuluş’un ailesinin avukatları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e ve İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Erkut Güre’ye seslenen bir mektup da kaleme aldı.
Bakın o mektupta ne yazıyordu: “Vicdanlarımız kanamaktadır; çünkü bu örgüt, halen İzmir Adliyesi’nin içindeki delil ve dosyalara, Emniyet binalarının içindeki delil ve dosyalara müdahale edebilmektedir. Ahmet Kurtuluş’un ve katilinin telefonları, adli emanette veya Emniyet incelemesinde silinerek, eklemeler yapılarak suçun delilleri yok edilmekte, soruşturma farklı ve yanlış mecralara taşınarak suçu işleyen örgütün ömrüne ömür katılmak istenmektedir. O kirli ellerin sahibini şu an için göremiyoruz; ancak ipinin ucundan yakaladık ve adaletin önüne çıkarmak için sizlere bu ipin ucunu teslim ediyoruz.
Bu örgütün ortaya çıkarılmasında en başta sizlere, kamuoyuna ve adli makamlara sonuna kadar güveniyoruz. Bu örgütü deşifre ediniz; bu örgütü teşhir ediniz; bu örgütü yargı önüne çıkartınız.” Yazının başına dönüyorum. Bakın, kimse yazmıyor: Serkan Kurtuluş, örgüt davasında tutuklandı.
Ama sanığı olduğu ve hakkında ayrı yakalama kararı olan cinayet davasında nedense tutuklanmadı. Kurtuluş şimdi 11 Eylül’de örgüt davasının, 17 Kasım’da ise cinayet davasının duruşmasına katılacak. Ve bakalım, neler anlatacak...
Öldürülen Ahmet Kurtuluş’un eşi Gülçin Kurtuluş ’un yıllar önce bana söylediği şu sözlerle bitiriyorum: “Ahmet’in nerelerinin kurşunlandığını biliyor musunuz, bunun gerçekten insanlıkla alakası yok. Kafasına sık git, benim o kadar canım yanmazdı inanın. Bu nasıl bir vahşettir, kovalarla küreklerle kan temizlendi bu evden.
Ben çocuklarımla beraber aynı evde sürüne sürüne ıstırap çeke çeke yaşıyorum. Ben Ahmet’in yere serildiği fayansta bir hafta yattım. Türkiye’de çok faili meçhul cinayetler oldu, hepimiz biliyoruz yıllardır.
Benim belki ateşime biraz olsun su serpilecek, eğer gerçekler ortaya çıkarsa, eğer herkes hak ettiği bedeli yaşarsa...”