sondakika.com
Son Dakika

Ertan Aksoy, toplumun haksızlığa itirazının çok güçlü bir biçimde korunduğunu söyledi

Aksoy Araştırma Başkanı Ertan Aksoy, Yeni Parti kurulumunun seçmeni kendi mahallesinde daha kararlı bir konuma getirdiğini belirterek, Türkiye’de sonucu belirleyen yüzde 20’lik kesimin her geçen gün daha kararlı biçimde muhalefetten yana tutum aldığını söyledi.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Yeni Parti’nin kurulmasının en önemli sonucu seçmenin daha kararlı bir seçmene dönüşmesi. Muhalefet önceki dönemlerde sadece hükümeti değiştirme motivasyonuna sahipken şu an sol sosyal demokrat siyaset içerisinde göreve gelen yeni kuşağı başarılı kılabilme motivasyonu da kazandı. Türkiye’de bir yüzde 40 sadece iktidarı, diğer yüzde 40 sadece muhalefeti dinliyor.

Bu iki yüzde 40 kendi dünyasına kapanmış durumda. Yüzde 20’yi ikna eden kazanıyor. Aradaki asıl sonucu belirleyen yüzde 20, her geçen gün daha kararlı bir şekilde muhalefetten yana tutum alıyor.

Aksoy Araştırma Başkanı Ertan Aksoy Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. - Yeni Parti’nin kuruluşu siyasette dengeleri ne yönde değiştirdi? İki açıdan değişiklik yarattı. Şu ana kadar yapılan ölçümlere göre bir, muhalefetin içerisinde sınırlı bir bölünme oluşturdu.

Çok sınırlı bir kısım CHP’de kaldı, çoğu Yeni Parti’ye geçti. İki, hükümet tarafında büyük bir kopuş şu an için yok. Ama en önemli sonuç, seçmen kendi mahallesinde daha kararlı bir seçmene dönüştü.

Yani muhalefetin 2023 öncesinde tutmayı başardığı ama sona doğru tamamını tutamadığı yüzde 60’lık muhalefet bloğu bugün çok daha kararlı bir biçimde karşımızda. Bu blok, önceki dönemlerde sadece hükümeti değiştirme motivasyonuna sahipken şu an sol sosyal demokrat siyaset içerisinde göreve gelen yeni kuşağı başarılı kılabilme motivasyonu da kazandı. - Yeni Parti’ye yönelik ilginin kalıcı bir seçmen desteğine dönüşme ihtimalini nasıl görüyorsunuz? Açıkçası bunun hiçbir garantisi yok.

Önceki dönemlere göre daha zor ve daha kolay yanlar var. Olumludan başlarsak, muhalif tabanda seçmen daha dinamik ve kararlı. Öte yandan siyasete yargı kararıyla müdahalenin ardından CHP’den ayrılmak, güçlü bir yeni parti kurmak son derece onurlu ve saygın bir tutum.

Ama CHP seçmeninde, başta kurucu lidere olmak üzere, cumhuriyet ve cumhuriyet değerleriyle özdeşleşmesinden kaynaklı çok güçlü bir aidiyet ve bağlılık söz konu. CHP’den ayrıldığınızda büyük bir konfor alanından da çıkmış oluyorsunuz. Örneğin Yeni Parti yakın zamanda kurultaya gidecek, anlaşılır nedenlerle yeni kadrolar ekleme ihtiyacı hissedecek ve gelen her isim ayrı bir tartışmaya dönüşecek.

Örneğin en keskin milliyetçi CHP’ye geldiğinde kimse “Bu parti faşist bir parti mi olacak?” kaygısı taşımazdı. Çünkü CHP büyüklüğüyle gelen isimleri eritirdi. Ama Yeni Parti’de başka bir siyasal sonuçla karşılaşacağız.

Kadroya dahil olan her isimde parti, seçmen tarafında yeniden kantara çıkacak. - CHP’nin büyüklüğünün farklı ideolojileri eritmesinden söz ettiniz, peki “Asla CHP’ye oy vermem” diyenler açısından Yeni Parti CHP’de olmayan bir avantaj sağlayacak mı? CHP’nin zannedildiği gibi güçlü bir bagajı yok. Örneğin kırsala gittiğinizde Bebek Patlaması Kuşağında (Baby Bommer), sınırlı bir grubun hâlâ kahvehanelerde bunu tartıştığını görebilirsiniz.

Ama Türkiye’de seçim sonucunu belirleyecek sayısal çoğunluğa sahip değiller. Hatta yapılan ölçümlerde karşıtlık oranı en düşük parti CHP. ‘DÖNÜŞÜM GERÇEKLEŞİYOR’ Öte yandan muhafazakâr tabanda anlamlı bir sosyolojik dönüşüm gerçekleşiyor. Özellikle 45 yaş altı muhafazakârlarda koşar adım merkeze doğru gelme durumuyla karşı karşıyayız.

Torunları dedeleri gibi CHP karşıtı değil, hatta tam tersi. Arzu ettiği fırsat eşitliği ve düşünce özgürlüğünü büyük oranda CHP ve CHP’li kadrolarda gören yeni bir kuşak var. Dolayısıyla “CHP’nin bagajı” iddiası bir grup liberal tarafından sık dillendirilen eski bir ezberden ibaret. - Bu değişim nasıl oldu?

Hükümet üniversitelileşme üzerinden bir popülizm yarattı. Göreve geldiğinde 1.5 milyon civarı olan üniversite öğrencisi sayısı şimdi 7 milyonun üzerinde. Bu, öncelikle diploma enflasyonu yarattı.

Artık sınıfsal geçiş eskisi gibi eğitim üzerinden olmuyor. Hatta eğitim giderek sınıfsal geçişin önündeki bir engele doğru paradoksal olarak dönüşmeye başladı. Artık Türkiye milyonlarca nitelikli ve ucuz iş gücüne sahip. ‘ÜNİVERSİTE SEKÜLERLEŞTİRDİ’ Doğurduğu başka bir sonuç ise şu: muhafazakâr ailelerin çocukları üniversite eğitimi aldığı için sekülerleşmeye başladı.

Çünkü üniversite eğitimi sekülerleştiriyor ve dünyanın hiçbir yerinde insanlar görmüş olduğu daha demokratik, daha özgürlükçü bir ortamın gerisine gitmek istemez. Bu nedenle muhafazakâr ailelerin çocukları artık yeni bir sosyolojiye sahip. O sosyoloji babalarında, dedelerinde olduğu gibi sağın uçlarında değil, merkezin hemen dibinde.

Benzer bir örneği seküler mahallelerde de görüyoruz. Daha yeni kuşaklarda eskisi gibi bir türban tartışması yok. Ama dini cemaatlere, tarikatlara mesafe korunuyor. - Aynı kuşağın iki farklı görüşü birbirine yaklaşıyor mu, sekülerlerin çocukları ile muhafazakârların çocukları merkezde mi buluşuyor?

Seküler mahallenin yeni nesli merkeze doğru yürürken muhafazakâr mahallenin yeni nesli merkeze doğru koşuyor. Bu nedenle ileri dönemde merkezde buluşma söz konusu olacak. - Nedenlerinden biri olarak diploma enflasyonuna dikkat çektiniz, peki şu anda yaşanan siyasi atmosferin, muhalif belediyele yönelik operasyonların etkisi nedir? Günlük siyasi gelişmelerden öte insandaki değişim daha belirleyici.

Bu kuşaklarda eskisi gibi ideolojilere dair güçlü bir aidiyet yok. Çalıştıkları şirketlere, hatta ailelerine dair de eskisi kadar güçlü bir aidiyete sahip değiller. - 45 yaş altından söze diyoruz değil mi? Evet.

Örneğin boşanma oranlarının artması salt ekonomik krizden kaynaklı değil. Çünkü aileye atfedilen önem de eskisi kadar güçlü değil yeni kuşaklarda. Bunu olumlamak ya da olumsuzlamak için söylemiyorum, bunu bir bulgu olarak paylaşıyorum.

Bu nedenle eskisi gibi bir lidere veya bir ideolojiye katı bağlılıkla karşılaşmıyorsunuz. Ben şöyle tarif ediyorum: Yeni kuşaklarda ait olma dönemi bitti, dahil olma dönemine başlıyor. ‘SİYASET DAHA DİNAMİK OLACAK’ - Bu tablo karşısında siyasi partiler nasıl bir çizgi izlemeli? Bunun yarattığı avantajlar ve dezavantajlar var.

Avantajı eskiye göre taraftarınızı hızlıca artırabiliyorsunuz. Çünkü aidiyet güçlü değil. Kararını sürekli gözden geçirip değiştirebilen yeni bir sosyoloji var.

Dezavantajı da sizden öncekinden vazgeçen sizden de hızlıca vazgeçebilir. Bu nedenle siyaset artık önümüzdeki yıllarda daha dinamik olacak. Oy geçişleriyle daha hızlı karşılaşacağız.

Yeni kuşakta eski ezberlerin önemli bir kısmı geride kaldı. - En çok fezlekesi olan Özgür Özel hakkındaki iddialar seçmen nezdinde nasıl karşılık buluyor, bu süreç siyasi desteğini etkiliyor mu? Seçmeni çok daha kararlı hâle getiriyor, herkes kendi hanesinde bir vicdan mahkemesi kuruyor ve o vicdan mahkemelerinde de genelde bu baskıyı üretenler mahkûm oluyor. Toplum, yaşananların adil olmadığını, yargı süreçlerinin tek taraflı ilerlediğini, iktidarda olanların ise herhangi bir zulme maruz kalmadığını görüyor.

Bu, seçmenin vicdanında bir yüke dönüşüyor ve muhalefetin arkasında daha kararlı bir duruş yaratıyor. ‘TOPLUM SİNMEDİ, GERİ ADIM ATMADI’ - Özel’in tutuklanmasının alıştırıldığı yönünde yorumlar yapılıyor. Siz bunu normalleştirme çabası görüyor musunuz? Türkiye’de artık olağan dışı birçok şey olağana dönüştü.

Duyarsızlık değil, tam tersi duyarlılık ve hassasiyet artıyor, şaşkınlık azalıyor. Seçmenin öfkesi, bağlılığı, haksızlığa itirazı çok güçlü bir biçimde korunuyor. Türkiye’de umudu iki başlıkta toplayabiliriz: Bir, tüm yaşananlara rağmen siyaset mücadeleden vazgeçmedi.

İki ve belki daha kıymetlisi, yaşananlar karşısında toplum da sinmedi, geri adım atmadı. Bunun çok güçlü emareleri var. Örneğin partisine aidiyeti en yüksek olan DEM Parti seçmeni bile partisiyle ayrışıyor.

DEM seçmeninin duruşu Sayın Özel’in öncülük ettiği siyasal ilerleyişe daha yakınken iktidara bir o kadar mesafeli. Çünkü demokratik ve adil bulmuyor. ‘ÖZEL’İN TUTUKLANMASI EN AZ ONU İLGİLENDİRİYOR’ - Özel’in dokunulmazlığı kalkar, yargılanır ve tutuklanırsa toplumsal olarak nasıl bir kırılma olur? Bunun sonucunu hafife almamak gerek.

Umarım ki böyle bir şey yaşanmaz. Fakat yaşanması halinde düşünüldüğünden daha fazla etki yaratabilir. Öfkeyi artıracaktır, seçmen daha büyük bir hınçla iktidar değişikliği için çaba sarfedecektir.

Fakat uzun vadede liderlerin etkisini yok sayan bir okuma bizi yanlışa götürür. Çünkü insanın olduğu her yerde insanı harekete geçirebilmek için duygusunu harekete geçirebilmeniz gerekiyor. Duyguları ise idareciler değil, liderler harekete geçirir.

O nedenle ki Sayın Özel’in tutuklanması geldiğimiz yer itibariyle en az onu ilgilendiren bir konu artık. Özel’in özgür biçimde siyasi mücadeleye devam edebilmesi Türkiye demokrasisinin konusudur. ‘EZBER HATAYA GÖTÜRÜYOR’ - “Kararsızlar parti kursa en çok oyu alır” diye bir ezber vardır. Kararsızlarda durum nedir, kararsızları yanına kim, nasıl çeker?

Bu ezberler siyaseti hataya götürüyor. Türkiye’de seçmen davranışında birkaç tane temel durum var. Biri, genelde seçimlerde katılım yüksek olur.

Diğeri de seçimsiz dönemde kararsız seçmen sayısı fazladır ama sona doğru mutlaka büyük oranda karara dönüşür. O yüzden seçimsiz dönemde yapılan ölçümlerin götürdüğü böyle bir hatalı alan var. Oysa oraya gelene kadar çok daha başka bulgular ve o seçmeni ikna etmek için çok büyük imkanlar söz konusu.

KAZANMANIN FORMÜLÜ Burada biz genelde kutuplaşmaya bakarız. Orada da gördüğümüz şey şu: Türkiye’de bir yüzde 40 sadece iktidarı dinliyor. Başka bir yüzde 40 da sadece muhalefeti dinliyor.

Bu iki yüzde 40 kendi dünyasına kapanmış durumda. Aradaki yüzde 20’yi ikna eden kazanıyor. - Şu an yüzde 20 nereye yakın? Yüzde 20, 30’a çıkmış değil.

Yani iktidar bloğu 40’tan 30’a gerilemedi ama aradaki asıl sonucu belirleyen yüzde 20, her geçen gün daha kararlı bir şekilde muhalefetten yana tutum alıyor. - Medya sürekli siyaset konuşuyor. Sahada gündem nedir? Net ekonomi.

Toplum önceki dönemlerde yakaladığı ekonomik seviyenin gerisine gittiği için buna tahammül edemiyor. Enflasyondan kaynaklı yoksullaşma var olduğu sürece bu durum değişmez. Bu arada ekonomiye dair muhalefetteki okuma hatalarından biri şu: Tarif, “ekonomik kriz” olarak yapılıyor.

Ama Türkiye’de bir büyüme sorunu şu an olmadığı için bu işsizliğe yansımıyor. Hükümet uzun süredir enflasyonla büyüme arasında büyümeyi tercih etti. Çünkü büyümeden feragat edilirse bu işsizliğe dönüşür ve asıl oy koparan da işsizlik olur.

Enflasyon ise belirli yöntemlerle yüzdürülebiliyor. Dönemsel olarak, ucuz kredi dağıtma, ücretlere anlık artış parasal yanılsama yaratabiliyor. O nedenle büyük bir seçmen kopuşuyla karşılaşmıyoruz.

Toplum durumun tam olarak farkında. Sorduğunuzda işsizlik değil, hayat pahalılığı olarak tarif ediyor. - Terörsüz Türkiye olarak adlandırılan süreçte yasa çıkarma aşamasına gelindi. Kamuoyu sürece neden güçlü bir destek vermiyor?

Bu tür konularda kamuoyu desteği oluşturmak kolay değil. Bu dünyada da böyle. Çünkü insanlar “Terör örgütü direkt silahlı müdahaleyle yok edilsin” ister ama gerçek böyle olmaz, genelde finalde bir müzakereye ihtiyaç duyulur.

Türkiye’de de şu an yaşanan bu. Güçlü bir kamuoyu desteğini beklemek gerçekçi değil. Bu nedenle siyasetin birinci önceliği kapsayıcı bir tutumla hareket etmek olmalı.

Ama iktidar muhalefeti sürece dahil etmedi. Bu süreç kamuoyunun da mesafeli kalmasına yol açtı. ‘TOPLUMSAL BARIŞI BÜYÜTME KARŞILIKSIZ KALDI’ - Siyasiler, akademisyenler, komedyenler tutuklu yargılanırken, “barış” söylemleri öne çıkarılarak teröristlerin salınması nasıl destek yaratır? Bunun örneğini çoğaltabiliriz.

Uzun yıllar barışçıl bir tutum tercih eden Selahattin Demirtaş içeride. Öte yandan geçmişte terör örgütünün faaliyetleri içerisinde bulunmuş isimlerin affedilmesi veya serbest bırakılması meseleyi sahicilikten çıkarıyor. Gencecik çocukların paylaşımları nedeniyle, komedyenlerin işi gereği yaptığı espiriler yüzünden tutuklanması, onlarca sivil toplumcunun, düşünce insanının, akademisyenin içeride olması “Toplumsal barışı büyütmeye çalışıyoruz” anlatısını karşılıksız bırakıyor.

Toplumda sahici olmayanın tutma ihtimali yok ve toplum bu anlamda kimin samimi veya sahici duygulara sahip olduğunu iyi okuyor. PORTRE 1984’te Erzincan’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da, lisans eğitimini ise Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü’nde tamamladı.

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Dijital Ekonomi alanında lisansüstü eğitim aldı. 2006’da Aksoy Pazar ve Kamuoyu Araştırma Şirketi’ni kurdu. Yaklaşık 20 yıldır seçmen davranışları, kamuoyu araştırmaları, ekonomi-siyaset ilişkisi, tüketici davranışları ve toplumsal değişim konularında çalışmalar yürüten Aksoy, Ekonomistler Platformu’nda İcra Kurulu Başkanlığı ile Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü