sondakika.com
Son Dakika

Erteleme ve çıkmaz sokaklar

Adalet, hukuk ve demokrasi sorunlarına çözüm aranacaksa yeni kanun teklifleriyle, “kanuni” sorunlar yaratılmamalıdır.

Kapak görseli son-dakika.com tarafından üretildi

“nereye Payidar nereye
yokuş bayır demesen de
dere tepe düz gitsen de
çıkmaz bu yol bir yere…”

Çıkmaz sokaklarda yolunu kaybeden bir memlekette, geleceğin ve demokrasinin sürekli ertelendiği adalet kaderimiz değildir.

İpe un sererek demokrasi sorunlarını çözemezsiniz. Zaten adalet ve hukuk ipe serilmez.

Sadece PKK ve KCK’yi kapsayan 12 maddelik Çerçeve Yasa teklifi siyasi partilere iletildiği 5 Ağustos 2026 Çarşamba günü Meclis Başkanlığı’na 360 imzalı olarak sunuldu.

Bu teklif; milletvekilleri tarafından madde “içerikleri” bilinmeden imzalanan, kimin tarafından hazırlandığı bilinmeyen, son anda “basın toplantısı” yoluyla açıklanan ve özenle saklanan ama büyük bir hızla Meclis Başkanlığı’na verilen “kanun teklifi” özelliğine sahiptir.

Adalet Komisyonu, 7 Ağustos 2026 Cuma günü yapılan toplantısında (2/3793) esas numaralı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi görüşmelerini 18 saatte tamamladı. 10 Ağustos 2026 günü TBMM Genel Kurulu’nda olacak.

Kanun teklifinin amacı “PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip” yürürlüğe girecek. Kanunun kapsamı, yalnızca “PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle” ilgilidir. “PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları” kapsamaktadır. Soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesidir.

Her devletin suç ve ceza politikası olmalıdır. Kanunların gerekçeleri bunun için vardır. Bu kanun teklifi suç ve ceza politikası olmayan zihniyetin sonucudur. Meclisten “kabul edenler, kabul etmeyenler, kabul edilmiştir” oylamalarıyla “tartışılmadan” geçecek ve kanunlaşacaktır.

Teklifin kabul edilmesi ve kanunlaşması yeni sorunlar yaratacaktır.

Suç ve ceza vardır ama politikasızlık adalet yoksunluğudur. Cezalarda yapılan ertemeler sonuçları bakımından erteleme midir yoksa af mıdır? Cezaların ertelenmesi “af” tartışmalarını her zaman gündeme getirmiştir. Erteleme yasaları “affetmenin” örtülü “af” yoludur.

14.08.1997 kabul tarihli 4304 Sayılı Sorumlu Müdür Sıfatı ile İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun, 28.08.1999 kabul tarihli 4454 Sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun ve 20.12.2000 kabul tarihli 4616 Sayılı Kanunlar nitelikleri itibariyle geçici ve kısmi afve infazın ertelenmesi hakkındaki kanunlardır. Siyasi ortamın sonuçları olarak görülebilecek olan bu kanunlar, belli bir ihtiyacın ve/veya siyasal tercihlerin ürünü olabilirler!

Örneğin yıllar önce çok tartışılan 28.08.1999 kabul tarihli 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun 03.09.1999 günlü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

57. Hükümet’in bu kanun ile ilgili gerekçesinde; çağdaş toplumların anayasalarında güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, demokratik toplumu oluşturan en temel unsurlardan birisi olduğunu, basın ve yayın özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılacağı ve güvenceler sağlanacağı yazılıydı. Haber ve düşünceyi özgür kılmanın hedeflendiği gerekçesiyle bu kanunla; gazete ve dergilerde sorumlu müdür sıfatı ile çalışan gazetecilere veya basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen diğer kişilerin suçlarına ilişkin davalar ve cezaların infazı için erteleme hükümleri getirilmesi amaçlanmıştı.

23 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatı ile veya basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlardan dolayı; verilen cezaların infazının veya bu suçlar nedeniyle açılması gerekli davaların açılmasının yahut açılmış olan davaların kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi ve bunun sonucunda şarta bağlı olarak ceza mahkûmiyetinden kurtulması sağlanmış oluyordu. Bu Kanun hakkında yapılan tartışmalar sırasında; kanunun sorumlu müdürler için af kanunu niteliğinde olmadığı ama cezaların ertelendiği ve daha önce de benzeri bir uygulamanın 4304 sayılı kanunla yapıldığı dile getirilmiştir.

O yıllarda ana muhalefet partisi olan Fazilet Partisi, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen “Kanun Önünde Eşitlik” ilkesine aykırı bulmuş ve iptalini istemişti. Çünkü 4454 sayılı Kanun’un birinci maddesinin ilk fıkrasında yer alan “...basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenmiş olup...” ifadesi eşitlik ilkesineaçıkça aykırı olduğunu, böylece bu etkin araçlarla suç işleyen kimseler “imtiyazlı” hale getirildiğini, buna karşılık basit yollarla suç işlemiş olan kimselerin para cezalarının dahi ertelenmediğini, bu durumun eşitsizlik yarattığını ileri sürmüştür.

Anayasa Mahkemesi 4454 sayılı Kanun’un birinci maddesinin bir bölümünü “…düşünceyi açıklama özgürlüğü bağlamında basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlar yönünden erteleme adı altında bir olanak getirilmiş, ancak aynı tür suçların daha az cezayı gerektiren basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenmemiş olanları kapsam dışı bırakılmıştır. Aynı tür suçu işleyenler için farklı uygulama öngören bu düzenlemenin haklı bir nedeni bulunmadığı açıktır. Öte yandan, adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu sürdürmekle yükümlü olan hukuk devletinde, yalnız suç ve cezaların saptanmasında adil ölçülerin gözetilmesiyle yetinilemez; bunların kaldırılması, değiştirilmesi ya da kimi olanaklar tanınması söz konusu olduğunda da aynı ölçülerin esas alınması zorunludur. Dava konusu düzenlemeyle aynı tür suçun daha ağırını erteleme kapsamına alıp, hafif olanını bu olanaktan yararlandırmamanın adil olduğu ileri sürülemez.” gerekçesiyle eşitlik ilkesine aykırı görerek iptal etmiştir. (AYM 19.09.2000 tarihli ve E. 1999/39, K. 2000/23 sayılı kararı)

Önceki kanunla (4454) 23 Nisan 1999 tarihine kadar sadece sorumlu müdür sıfatı ile işlenmiş suçlar dahil olmak üzere ve sadece basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenmiş suçların ertelenmesi kabul edilmişti. Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra yeniden düzenleme yapıldı. Ortaya 21.12.2000 kabul tarihli 4616 sayılı yasa çıktı.

4616 sayılı Kanun’la maddeye yapılan ekleme ile “miting, kongre, konferans, seminer, sempozyum, açık oturum veya panel gibi her türlü toplantılarda yapılan konuşmalarla” işlenmiş suçlar da eklenerek bu tür suçlarda “erteleme” kapsamına alındı.

Böylece, 4454 sayılı Kanun’un kapsamı, o tarihte yürürlükte olan (mülga) Türk Ceza Yasası’nın 312. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçları da içine alacak biçimde genişletilmiş oldu. Bu eklemeyle cezanın üst sınırı 12 yılı geçmeyen suçlardan dolayı; 12 yıl veya daha az şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan kimselerin cezalarının infazının da ertelenmesi kabul edilmiş oldu.

Kapsamı bu biçimde genişletilen 4616 sayılı Kanun’un ikinci maddesinde ayrıntılı olarak yapılan düzenlemeye göre erteleme gününden başlayarak üç yıl içinde 4454 sayılı Kanun kapsamına giren kasıtlı bir cürümden dolayı yeniden mahkûm edilmeyenlerin, ertelenen mahkumiyetleri vaki olmamış sayılacak ya da bu suçtan dolayı haklarında kamu davası açılmayacak, açılmışsa davanın ertelenmesine karar verilecektir. Ayrıca, mahkumiyeti vaki olmamış sayılanların hakları üzerindeki yasaklamalar da kendiliğinden kalkacaktır.

Sonra gelen üçüncü erteleme 4779 sayılı yasa diğer erteleme yasalarından farklıdır.

Abdullah Gül 58’inci hükümeti kurdu ve Başbakan oldu. Hemen 02.01.2003 kabul tarihli 4779 sayılı üçüncü erteleme yasası çıkarıldı. Amaç o tarihlerde “siyasi yasaklı olan” Recep Tayyip Erdoğan’a “başbakanlık” yolunu açmaktı. Bu kanunun, yani 4779 sayılı erteleme kanunun yayım tarihine kadar geçen süreyi kasıtlı bir cürümden dolayı yeniden mahkûm edilmeksizin geçirdikleri takdirde mahkumiyetleri vaki olmamış sayılacaktır. Hatta ve hatta cezası ertelenenlerin hakları üzerindeki yasaklamalar da kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Böylece cezası infaz edilmiş olan Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı mahkûmiyet ortadan kalkacak, adli sicilden kayıt silinecek ve tüm hakları üzerindeki kısıtlamalar ve siyaset yasağı bu yolla ortadan kaldırılarak milletvekili seçilmesinin yolu açılmış olacaktı.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yürürlüğe girmesini uygun bulmadığı 4779 sayılı bu yasayı 17 Ocak 2003 tarihinde Meclis’e geri göndermişti. Bu yasayla getirilen sistem mahkumiyetleri infaz edilmiş kişilerin mahkumiyetlerinin “adli sicilden kaydın çıkartılması” ve “yasaklı hakların geri verilmesi”kurumlarını beraber düzenlediğine değinerek, yeni düzenleme ile cezası infaz edilmiş olanlar, mahkûm olmamış sayılacak ve hakları üzerindeki yasaklamalar kendiliğinden kalkacaktır. Bu durumda bu yasa aslında amacına ve doğuracağı sonuçlara göre, mahkûm olan ve cezası infaz edilmiş bulunan kişiler yönünden af niteliğindedir. Böyle bir af yasasının kabulü Anayasa’ya aykırı görülmüştür.

İçeriğine, amacına ve doğuracağı sonuçlara göre, 4779 sayılı Yasa’yla yapılan düzenlemenin, af niteliğinde olduğu sonucuna varan Sayın Cumhurbaşkanı, Meclis’in nasıl af çıkarabileceğini geri gönderme yazısında açıklamıştır. Sayın Sezer; Anayasa’ya aykırı olan kanunu geri göndermesine rağmen bu kanunun af yasası olmadığına karar veren 58’inci Hükümet aynı kanunu aynen ve yeniden Meclis’ten geçirerek kabul etmiştir. Sonuçta 06.02.2003 kabul tarihli 4809 sayılı Kanun, 10 Şubat 2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan’a Başbakanlık yolunu açmış oldu.

Aslında başa gelenler bu ülkenin ceza hukukunu siyasallaştıran geçmişidir.

Erteleme, cezanın infazında hukuki çözüm yolu olabilir ama siyasal çıkarlara hizmet etmez.

TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nda “idari ve hukuki düzenlemelerin nasıl bir çerçeveye oturtulması gerektiği” sorusunu sormuştur. Komisyon Raporu’na göre; “Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma niteliğini perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının önemi de ortadadır”.

Aslında devam eden hukuksuzluklar durduğu yerde duruyor… Adalet, hukuk ve demokrasi sorunlarına çözüm aranacaksa yeni kanun teklifleriyle, “kanuni” sorunlar yaratılmamalıdır.

AYM ve AİHM kararlarını uygulamayan yargının kendisidir. Uygulanmalıdır.

Suç ve cezada politikasızlık ne suçta ne cezada ne infazda insanlar arasında eşitlik sağlıyor.

TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu geleceği ve demokrasiyi ertelemek için yazılmadı.

Cezanın ertelenmesi zihniyetini tekrarlayan ve yeniden erteleme yoluyla “infaz sisteminde değişiklik” demek yeniden insan hakları ihlallerini, temel hak ve özgürlükleri bir kere daha askıya alan gelecekten ibarettir.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü