sondakika.com
Son Dakika

Esadlar’a ve eski Dera siyasi polis şefine idam: Suriye'de galipler suçlarını temize çekiyor

İnsan hakları ve hukuk kuruluşları, eski güvenlik şefi Atıf Necib’in yüzüne karşı, Beşar Esad ile kardeşi Mahir’in gıyabında idam cezasına çarptırılmasının, iç savaşın diğer tarafında benzer savaş suçlarından sorumlu Ahmed eş-Şara yönetiminin cezasızlığının tescili anlamına geldiğini değerlendiri…

Kapak görseli son-dakika.com tarafından üretildi

Suriye’de Şam Dördüncü Ceza Mahkemesi, devrik Devlet Başkanı Beşar Esad ile kardeşi Mahir Esad’ı gıyaplarında, Esad’ın kuzeni ve eski Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib’i yüzüne karşı idam cezasına çarptırdı.

Mahkeme, Esad’ı birden fazla kişinin ve çocukların kasten öldürülmesi, işkence, keyfi gözaltı ve insanlığa karşı suçlardan mahkûm etti. Mahir Esad ve Atıf Necib hakkında da idam kararı verdi. Reuters’a göre karar, Aralık 2024’te devrilen Esad hakkında Suriye’de bir mahkemenin verdiği ilk mahkûmiyet kararı oldu.

Karar Dera ve Şam’da, Esad yönetiminin şiddetinden etkilenen aileler arasında kutlamalarla karşılandı: Suriye güvenlik güçlerinin Mart 2011’de Dera’daki barışçıl protestoları şiddetle bastırması, daha sonra 14 yıl süren savaşa dönüşecek ayaklanmanın başlangıç noktası olmuştu. Mahkûm edilen Atıf Necib o dönemde Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başındaydı.

Ancak hukuk yorumcuları, Esad rejiminin suçlarının hukuken tanınmasıyla Suriye’de kurulmakta olan yeni hukuk düzeninin meşruiyetini birbirinden ayrı sorunlar olarak değerlendiriyor.

Beşar Esad yönetiminin ağır insan hakları ihlallerinden ve uluslararası suçlardan sorumlu olduğu yalnızca bugün Şam'da iktidarda olan Geçiş Yönetimi'nin iddiasına dayanmıyor.

BM mekanizmaları, uluslararası insan hakları örgütleri ve Avrupa’daki evrensel yargı kurumları, yıllar boyu Esad döneminde Suriye devlet aygıtının sistematik işkence, keyfi gözaltı, zorla kaybetme ve sivillere yönelik saldırılarını belgeledi.

New York merkezli uluslararası insan hakları örgütü İnsan Hakları Gözlem (Human Rights Watch [HRW]), Temmuz 2026’da yaptığı değerlendirmede Esad’ın 24 yıllık iktidarı sırasında devlet görevlilerinin “çok sayıda savaş suçu, insanlığa karşı suç ve ağır insan hakları ihlali” işlediğini belirtti. Ancak aynı değerlendirmede, iç savaşın diğer taraflarının da ağır ihlallerden sorumlu olduğunun altını çizdi.

Suriye'deki hukuk sorunu, Esad yönetiminin hesap vermesi gerekip gerekmediğinden ibaret değil, bunun hangi hukuk, yargı ve adalet anlayışıyla ve mekanizmalarla yapılacağı da birincisi kadar önemli.

Suriye hukukunda “savaş suçu” başlı başına suç değil

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) Başkanı Fadel Abdulghany, Atıf Necib davası başladığında yürürlükteki Suriye Ceza Kanunu’nun yapısal olarak, devletin işlediği kitlesel suçları yargılamak açısından yetersiz olduğunu belirtmişti.

Abdulghany’ye göre Suriye’nin 1949 tarihli Ceza Kanunu’nda savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bağımsız suç kategorileri olarak yer almıyor. Bu nedenle yaygın ve sistematik biçimde sivillere yöneltilen saldırılar bile cinayet, işkence ve benzeri adi ceza hükümleri üzerinden yargılanıyor.

Bu yalnızca bir hukuk tekniği sorunu değil.

Uluslararası ceza hukukunda “insanlığa karşı suç”, tek tek cinayetlerin toplamından farklı bir suç kategorisi. Bu kategori, devlet veya örgütlü bir güç tarafından sivillere karşı yaygın ya da sistematik saldırı yürütülmesini ve bunun örgütsel yapısını kapsıyor.

Aynı şekilde, üst düzey siyasi ve askeri yöneticilerin sorumluluğunu belirlemekte kullanılan emir-komuta zinciri sorumluluğu ilkesi de Suriye hukukunda açık biçimde düzenlenmemiş.

HRW, bu nedenle Atıf Necib davasıyla ilgili olarak mahkemenin Cenevre Sözleşmeleri, ek protokoller ve teamül hukukuna başvurmasının uluslararası standartlara yaklaşma çabası olduğunu saptamakla birlikte, Suriye hukukunda bu suç kategorilerinin tanımlanmamış oluşunun bu standartların nasıl uygulanacağını belirsiz bıraktığını söylüyor.

“Bu geçiş adaleti değil, gösteri adaleti”

İdam kararına en sert hukuki itirazlardan biri, yıllardır Esad rejiminin suçlarının soruşturulması için çaba gösteren Suriyeli hukukçu Enver el-Bunni’den geldi.

Suriye Hukuki Araştırmalar ve Çalışmalar Merkezi Başkanı Bunni, ölüm cezasının yalnızca insan hakları bakımından değil, Esad’ın gerçekten yargılanabilmesi açısından da ters sonuç doğuracağını söyledi.

Bunni, Reuters’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Ölüm cezası veren bir ülkeye hiç kimse bir suçluyu teslim etmez. Bu, Esad’ın ve diğer birçok suçlunun Suriye’ye teslim edilmesinin yolunu kapatacak. “Bu geçiş adaleti değil, gösteri adaletidir.”

İdam kararı bu nedenle bir paradoksa yol açıyor: Beşar Esad’ın Suriye’ye getirilip kanıtların açıkça mahkeme önünde tartışıldığı gerçek bir davada yargılanmasını kolaylaştırmak yerine daha da güçleştiriyor.

Beşar Esad ve kardeşi Mahir, aralık 2024’te yönetimin devrilmesinin ardından Rusya’ya kaçmıştı. Suriye yönetimi Rusya’dan ikisinin de teslimini istiyor.

HRW: Adil yargılama güvence altında değil

HRW'nin Suriye araştırmacısı Hiba Zayadin de kararın açıklandığı gün ölüm cezasına karşı çıktı.

Zayadin, Esad döneminde adalet bekleyenlerin yaşadığı 15 yıllık acının mahkemedeki tabloya yansıdığını belirtmekle birlikte, HRW’nin bu davada ve tüm davalarda ölüm cezasına karşı olduğunu söyledi.

Zayadin’e göre ölüm cezası özellikle de adil yargılanmanın güvence altında olmadığı koşullarda“acımasız ve geri döndürülemez” bir ceza. HRW'li hukukçu asıl hesap verebilirliğin Esad dönemi suçlarını cezalandırmaktan fazlasını gerektirdiğini, Suriye’de kalıcı ve bağımsız bir adalet sistemi kurulmasına bağlı olduğunu vurguladı.

Asıl sorun: Yargılanan yalnızca kaybedenlerin suçları

Yeni Suriye yönetiminin “geçiş adaleti” anlayışının daha derine giden sorunu ise mahkemenin hükmettiği cezadan önce gelen kurumsal yapıda.

Ahmed eş-Şara yönetiminin Mayıs 2025’te kurduğu Ulusal Geçiş Adaleti Komisyonu’nun görevi, yalnızca “devrik rejimin” işlediği ihlalleri araştırmakla sınırlandırıldı.Böylece HTŞ, IŞİD, Suriye Demokratik Güçleri ve Türkiye destekli silahlı gruplar ile savaşın diğer taraflarının işlediği ağır ihlaller komisyonun yetki alanının dışında bırakıldı.

HRW, bunun çok sayıda mağdurun adalet mekanizmalarına erişmesini önlediğini belirtiyor; geçiş adaleti düzenlemesinin, çatışmanın bütün taraflarının işlediği ağır suçları açıkça kapsaması gerektiğini söylüyor.

Human Rights Watch, Şara yönetiminin kökleri El-Kaide’de yatan eski Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) kadroları tarafından kontrol edildiğini ve HTŞ’nin Suriye iç savaşı sırasında insan hakları ihlallerinden ve savaş suçlarından sorumlu olduğunu kaydediyor.

Yeni yönetimin ihlalleri yalnızca geçmiş eylemlerinden ibaret değil. Mart 2025’te Lazkiye, Tartus ve çevresindeki sahil bölgelerinde Alevi sivillere yönelik kitlesel öldürmeler, Şara yönetiminin kendi güçleri ve müttefiklerinin işledikleri ağır suçlardan ötürü hesaba çekilip çekilmeyeceği sorusunu doğrudan gündeme getirdi.

HRW, hükümet güçleri ve hükümet bağlantılı silahlı grupların “güvenlik taraması” operasyonları sırasında sivilleri kimlikleri temelinde hedef alan yaygın ihlaller işlediğini, Alevi toplumunun şiddetin esas yükünü taşıdığını belgeledi. Amnesty International ise hükümet bağlantılı milislerin Alevi sivilleri kasıtlı biçimde öldürdüğüne ilişkin kanıtlar bulunduğunu belirterek bu katliamların savaş suçu olarak soruşturulmasını istedi. BM Suriye Soruşturma Komisyonu da Mart 2025’te sahil ve batı-orta Suriye’yi saran şiddetin yaygın olduğunu tespit etti.

Aynı sorun Temmuz 2025’te Süveyda’da yeniden ortaya çıktı. HRW, hükümet güçleri ile Dürzi ve Bedevi silahlı grupların ağır ihlaller işlediğini ve savaş suçlarından sorumlu komutanlar ile üst düzey yetkililerin de komuta sorumluluğu çerçevesinde soruşturulması gerektiğini bildirdi.

Bütün bu nedenlerle Esad rejiminin mahkûm edilmesi, Ahmed eş-Şara yönetimini onun üzerinde bir hukuk normunun temsilcisi hâline getirmiyor.

Hukukun uyarısı: "Geçiş adaleti yalnızca mağlupların yargılanmasıyla kurulamaz"

HRW, Şam yönetimine sunduğu değerlendirmede Geçiş Adaleti Komisyonu'nun yalnızca eski rejimin suçlarını soruşturmakla sınırlandırılmasını eleştirerek, mekanizmanın çatışmanın bütün taraflarının işlediği ağır ihlalleri kapsayacak şekilde genişletilmesini, Suriye hukukunun Roma Statüsü ve uluslararası ceza hukuku standartlarıyla uyumlu hale getirilmesini ve ölüm cezasının kaldırılmasını öneriyor.

Human Rights Watch'un eski İcra Direktörü Kenneth Roth ve Suriyeli hukukçu Fadel Abdulghany de benzer bir uyarıda bulunuyor: İki hukukçuya göre Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı yetkisi "çatışmanın yalnızca bir tarafındaki aktörlerle sınırlandırılamaz"; aynı zaman dilimi ve coğrafyada suç işlediği iddia edilen tüm tarafları kapsamak zorundadır. Roth ve Abdulghany, Şara yönetiminin yalnızca eski rejim suçlarını kapsayan geçiş adaleti modelinin bu nedenle uluslararası hukukta tartışma yarattığını belirtiyor.

Hukukçular, 11 Ağustos kararını Esad rejiminin suçlarının ilk kez Suriye'de mahkûmiyet hükmüne bağlanması bakımından tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendirirken, bunun tek başına Suriye'de uluslararası hukuk standartlarına uygun bir geçiş adaleti düzeninin kurulduğu anlamına gelmeyeceği uyarısında bulunuyor.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

5 kaynak

Gündem haberleri

Tümü