Onlar hiçbir şey söylemeseler bile protezleriyle Kızılay’da, Taksim’de, Konak’ta, kent meydanlarında yürüseler her şeyi anlatmış olurlar. Onlar bu ülkenin bütünlüğü için, “Gidemediğin yer senin değildir” sözünü en riskli dağlarda bile hayata geçirmek için ölümü göze alanlar. Binlercesi şehit oldu, binlercesi gazi olarak aramızda!
Onlar canlı bayraklar. Onlar özellikle 1990’lı yıllar boyunca terör örgütüyle mücadelede en ön safta olanlar. Elde edilen başarıda en büyük pay, günde 10-15 şehit haberinin geldiği günlerde “asker düğünüyle” halay çekerek kışlanın yolunu tutan 20’li yaşlardaki gençlerin ve onları öpüp koklayıp vatani görevine yollayan ana-babaların. *** İşte o er ve erbaşlardan gazi olanlar bir buçuk aydır, tam 45 gündür Ankara’nın göbeğinde seslerini iktidara duyurmak için çırpınıyorlar.
Türkiye’nin pek çok ilinden toplanıp Ankara’ya geldiler. Önce Güvenpark’ta, yani bağırsan Meclis’ten duyulacak uzaklıkta dertlerini anlatmaya çalıştılar. Söylemesi acı ama şefkat yerine şiddet gördüler.
38. günde sabaha karşı bir gaziye 8-10 polisin düşeceği bir operasyonla Güvenpark’tan alınıp Bilkent Gazi Uyumevi’ne götürüldüler. Pes etmediler! Güvenpark onlara kapatılınca Kurtuluş Parkı’nda bir araya geldiler.
Temsilcileriyle konuştuk. Verdikleri örnekler gözlerimizi yaşarttı. Somut olarak neler istediklerini sorduk.
Özetle şunları vurguladılar: - Biz maaş alarak, mesleki bir faaliyetle değil, sadece vatani görevimizi yaparken gazi olduk. Bunun statüsünü istiyoruz. - Ana muhatap yerimiz Aile Bakanlığı. Orada da bize şu tanım uygun görülmüş; “sosyal grup”.
Yani Aile Bakanlığı’nın yardımına muhtaç bir kesim gibi! Bu bizim ağrımıza gidiyor. - Şimdi Aile Bakanlığı da bizimle muhatap olmak istemiyor. Eylemimiz sürerken Meclis’ten bir iyileştirme yasası geçirdiler.
Maaşlara 11 bin 400 lira zam öngörüldü. Elbette küçümsemiyoruz ama bu, bir seferlik yasayla yapılan bir düzenleme. Statümüz olmadığı için her seferinde eylem yapıp ondan sonra mı iyileşme olacak? - Şimdi sözleşmeli er yasası var.
Onlar belli özlük haklarla görev yapıyor. Biz başımızda bir subay, bir astsubay ve 20 er operasyonlara gittik. Sayıya baktığınızda şehit ya da gazi olma olasılığı en yüksek olan kim?
Erler. Subay gazi olunca aldığı maaşla er gazi olunca aldığı maaş arasında dört kata kadar varan fark var. Kurşun rütbe tanımıyor ki!
Biz gazilikte, şehitlikte bu kadar ayrım olmasın istiyoruz. - Örneğin, gazi subay-astsubaylarla erlerin protez kalitesi bile farklı. Onlar gerektiği durumda yurtdışında da tedavi olurken bize kapalı. - Ölünce bağlanan maaşta gazi erin ailesine yüzde 75, subay-astsubayın ailesine yüzde 100 oranı uygulanıyor. Yani ölüm bile bizi eşitlemiyor! - İşe girme hakkından, yasaların tanıdığı kimi ayrıcalıklara kadar her şey pürüzlü.
Bizden sorumlu bir başkanlık kurulsun, kiminle muhatap olacağımız belli olsun. *** Gazi erler Kıbrıs ve Kore gazilerini anımsatıp şunu vurguladılar: “Kıbrıs ve Kore’de bir devlete karşı savaşıldığı için oradaki gazilere madalya veriliyor ve ‘muharip gazi’ unvanı alıyorlar. Bize, ‘Siz bir devletle savaşmadınız, o nedenle muharip gazilik olmaz’ deniyor ama terörle mücadele yerine göre daha zorlu değil mi?” Konu çok hassas. Doğrusu gaziler ilk eylemi başlattığında iktidarın “terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin hassasiyet nedeniyle konuyu diyalogla ve ikna edici düzenlemeyle çözer diye düşünmüştük!
Kalıcı iç barış istediğimiz şu günlerde bedenlerindeki kalıcı zorluklarla yaşayan gazilerin protezlerini “protez-to” olarak kullanmak zorunda kalmaları... Bu durumda bile iktidara ulaşamamaları... Duyarsızlığın bu kadarına pes!