30 Ağustos Zafer Bayramı’nın coşkusunu kursağımızda bırakan acı bir olay yaşadık. Girne-Taşucu seferini yapan gemi limandan ayrıldıktan kısa bir süre sonra dakikalar içinde battı. 8 ölü 20 kayıp var!
Kazadan hemen sonra kamuoyuna ulaşan bilgiler her şeyden önce buna kaza denemeyeceğini gösteriyor. Önce inanamadık; bir geminin batması için ancak bu kadar çaba harcanabilir! Gemi defalarca, “Beni bırakın, bittim” demiş ama ölüsünü bile yüzdürmeye çalışmışlar.
Bütün bunlardan acı olanı, onca haber dalga dalga yayılırken olayla ilgili derli toplu tek resmi açıklama yok. Sorumluluk üstlenen tek bir kurum yok. Sanki geminin batacağı vardı, battı!
Belki de gemi batma suçu işledi! *** Faciada yakınlarını kaybedenlere başsağlığı diliyoruz. Bir de “kayıp” olanlar var! Onların da bir an önce bulunmasını diliyoruz.
Böylesi göz göre göre gelen bir faciadan sonra gerçekleri konuşmak genellikle zordur. “Önce acımızı yaşayalım, nedenlerine sonra bakarız” denir. İşte bu nedenle de ders alınmaz.
Üç gündür pek çok denizciyle konuştuk. Kaptanlık yapanlar, Akdeniz’i, Karadeniz’i bilenler, gemi inşasıyla ilgili olanlar faciaya ilişkin öyle bilgiler aktardılar ki... Bir bölümünü özetleyerek paylaşalım: - Her denizin kendine göre özellikleri olur.
Akdeniz’de uzun süren fırtınanın ardından hava sakinleşse bile etkileri devam eder. Sonrasında oluşan ölü dalgalar çok sert vurur. Buna dikkat edilmemiş görünüyor. - Dünyada deniz taşımacılığında ciddi kurallar vardır.
Örneğin Avrupa ülkelerinde 10-15 yaşını geçmiş bir gemiyi değil yolcu taşımak, limana dahi yaklaştırmazlar. Bunun her gemi tipine göre yılları vardır. Girne’deki gemi 26 yaşında ama o kadar hoyrat kullanılmış ki İskenderun’da rıhtıma çarpması tek başına her şeyi gözden geçirmeye yeter.
Kullanım olarak üç kuşak görmüş kadar olmuş. - Fiberglas gemilerin bir süre hiç kullanılmaması, yani su görmeyip kuruması da başka tehlikeler oluşturur. Kaptanın ifadesine göre geminin burnu kopmuş. Bu ve benzeri olaylar bakım-onarımdaki affedilmez ihmallerin çok olduğunu gösteriyor. - Denetimle ilgili haberler tatmin edici değil. - Kaptanın belgeyi Hondras’tan aldığı haberleri var.
Hondras, denizcilerde çok kabul gören bir adres değil. Oradan alınsa bile belgenin Türk makamlarınca onanması gerekir. Bunu göremedik. - Kaptan her hal ve şartta gemiyi en son terk eden kişidir.
Biz böyle öğrendik. Girne’de ilk terk eden kaptan ve mürettebatı olmuş. Kaptanlığın inceliklerini merak edenler Bozcaada’da Yakar Kaptan diye ünlenmiş, Halil Yakar ’ın yaşamını inceleyebilirler.
Yakar Kaptan kaza anında en son terk etmesi gerektiğini çok iyi bilir. Bunun yanında çevresine, “Olur ya, teknenin yükünü azaltmanın gerekeceği an gelir. İşte o an ilk beni denize atın” derdi! *** Facia ile ilgili sorunluluk gördüğümüz kadarıyla Kıbrıs’la Türkiye arasında gidip geliyor.
Uzak olmayan bir gelecekte, bunun da netleşeceğini düşünüyoruz. Gemiyi işletenlerin perde gerisinde ortakları var mı yok mu, onlar hayli etkili mi yetkili mi onu da bilmiyoruz! Ancak feryat ediyoruz: Allah aşkına Kıbrıs’ı, bu güzelim adayı olmadık işlerin yuvası haline getirmeyin!
“Burada kuralları ben koyarım” densizliğine kapılan olursa bunlara yüz vermeyin! Şimdilik burada keselim.