sondakika.com
Son Dakika

Gerçek çerçeve ve ince işçilik! - Ümit Kocasakal

Terörün bitmesinin, akan kanın durmasının bu topraklarda yaşayan her bir vatansever, namuslu yurttaşın ortak dileği olduğu tartışmasızdır.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Terörün bitmesinin, akan kanın durmasının bu topraklarda yaşayan her bir vatansever, namuslu yurttaşın ortak dileği olduğu tartışmasızdır. Ama bunun bedeli ve maliyeti üniter yapı ve ulus devlet üzerinde yükselen Cumhuriyetin kurucu değerlerinden, milli egemenlikten taviz vermek olamaz. Bu değerler pazarlık konusu yapılamaz.

Türk milleti bunu asla kabul etmez. Sürecin başından itibaren sözde kendini fesheden terör örgütünün ve onun yasal görünümlü uzantılarının, örgüt elebaşısının 1923 Cumhuriyeti’ni, Lozan’ı reddeden, zafer kazanmış edasıyla küstah açıklamaları ortadadır. Bu yaklaşımla toplumsal bütünleşme ve dayanışma olamaz.

Bir cümleyle altını çizelim ki bu kanun ile Şeyh Sait isyanı sonrası çıkarılan 14.05.1928 tarihli 1239 sayılı kanun arasında gerek dönemsel şartlar gerekse amaç ve içerik bakımından bir bağlantı ve benzerlik bulunmamaktadır. O kanunun üçüncü maddesinde yer alan “af/aman dileme, teslim olma” (dehalet) şartı dahi bu hususu göstermeye yeter. Nitekim örgütün 12. kongresindeki sözde fesih açıklamasında örgütün kendisini “kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’ndan alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı özgürlük hareketi” olarak nitelemesi, 1923 Cumhuriyeti ve Lozan’ın açık reddidir.

Daha vahimi aynı açıklamada sözde Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak bölücü başına atıfla “KürtTürk ilişkilerinin sorunsallaştığı Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın öncesini referans alarak ortak vatan ve KürtTürk halklarının kurucu öğe olduğu demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifi ve Demokratik ulus anlayışını” koyması, “terörsüz Türkiye” ifadesi ile gizlenmeye çalışılan gerçek çerçevenin, “ortak vatan”, “eşit vatandaşlık”, “demokratik cumhuriyet” gevelemeleri altında ulus devletin ve üniter yapının ilgasıyla vatandaşlığın ve milli egemenliğin etnik temelde hisselere bölüneceği yeni bir devlet ve rejim inşası olduğu açıkça görülmektedir. Bu, “1921 kardeşliği!” temelinde etnikçilerin, bölücülerin, din istismarcılarının, ikinci cumhuriyetçilerin ortak amacıdır. ETNİK TEMELLİ ZİHİNSEL BÖLÜNME Cumhuriyet ve Atatürk alerjisi olanlar tarafından 1924 Anayasası’nın atlanarak 1921’e gidilmesi, Lozan’ın hedefe konularak reddi de bu yaklaşımın açık göstergesidir.

En son Tom Barrack tarafından da açıkça dile getirildiği üzere, ulus devletin ve üniter yapının emperyalizme verdiği sıkıntı gözetildiğinde; “Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın öncesini referans alarak ortak vatan ve Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu demokratik Türkiye Cumhuriyeti” perspektifinin gerçekte kimlerin projesi olduğu da ortaya çıkmaktadır. Terör örgütü yöneticibi, üye ve yandaşlarının açıklamalarına bakılırsa süreç ne yazık ki etnik temelli bir “zihinsel bölünme” sürecine gittiği gibi, “Terörle bir yere varılamaz” klişesini de ortadan kaldırmaktadır. Görüldüğü üzere sözde “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi”ne dair kanun teklifini yalnızca kendi içinde ele almak ve değerlendirmek hatalı olup bu yalnızca bir girizgâhtır ve amaç öncelikle toplumsal tepkiyi yumuşatmak ve asıl amaca zemin hazırlamaktır.

Nitekim bölücü başının yasayı bir “ilk adım”, “tarihsel bir sorunun çözümü için yola çıkma”, “demokratikleşme sürecinin başlangıcı” olarak nitelemesi de bu yüzdendir. Bu yasa yalnızca bir “başlangıç” olup ara sıcaklar (!) ve sıcak yemekler (!) henüz servisi edilmemiştir! ‘YENİ ANAYASA’NIN GERÇEK AMACI Bölücü başının bu ilk adımı “en az Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli” görmesi de asıl hedef ve amacı göstermektedir. “Ortak vatan”, “eşit vatandaşlık”, “demokratik cumhuriyet” hezeyanları ile gizlenmeye çalışılan hususların ise mevcut anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri karşısında yaşama geçmesi mümkün olmadığından turpun heybedeki asıl büyüğü “yeni anayasa” talep ve hedefidir.

Nitekim herhangi bir yasa ile ulaşılamayacak bu hedeflere ancak yeni bir anayasa ile ulaşılabilir. Sürekli dillendirilen “yeni anayasa”nın gerçek temel amacı ve gerekliliği de budur. Yoksa anayasal hak ve özgürlüklerin lütuf gibi gösterilip adeta karneye bağlandığı, AYM kararlarına bizzat yargının/yüksek yargının uymadığı bir ortamda “sivil!” ve “özgürlükçü!” anayasadan söz etmek ancak bir mizah şaheseri olabilir.

Gerçek “ince işçilik” ise bu hususların gizlenebilmesi için başvurulan ve başvurulacak söylem ve yöntemlerdedir. ‘TERÖRSÜZ AMA…’ Bir başka yazının konusu olmakla birlikte ifade edelim ki anayasanın 6/3 maddesinde yer alan her türlü devlet yetkisinin anayasal temelinin bulunması zorunluluğu karşısında anayasanın, Meclis’in görev ve yetkilerini belirleyen 87.madde dahil hiçbir maddesinde yeni bir anayasa yapma yönünde bir hak ve yetki bulunmamaktadır. Bu girişim anayasa dışıdır. Bu hukuki ve anayasal gerçeklik, birtakım süslü ve ağdalı sözlerle gizlenemez.

Zaten anılan amaç sahipleri hariç, yurttaşın da bu yönde bir talebi yoktur. Sonuç olarak; 1923 Cumhuriyeti’nin, Lozan’ın, üniter yapı ve ulus devletin reddi temelinde bir toplumsal bütünleşme ve milli dayanışma tesis edilemez. Aynı şekilde 1923 Cumhuriyeti’nin bir oldubitti ile ortadan kaldırılıp sözde “Cumhuriyetin demokrasi ile taçlandırılması” amacı altında yeni bir rejim ve devlet inşası da kabul edilemez.

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı”, yani Türk milleti buna asla razı olmaz. Terörsüz Türkiye tüm yurttaşların ortak talebi ve özlemidir. Ancak 1923 Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerinin ve kuruluş mimarisinin, üniter yapının, ulus devletin korunması şartıyla...

“Terörsüz” ama cumhuriyetsiz, “terörsüz” ama parçalanmış, “terörsüz” ama milli egemenliği ve vatanı etnik temelde “hisselere” bölünmüş bir Türkiye’yi Türk milleti asla kabul etmez. AV. PROF.DR.

ÜMİT KOCASAKAL ESKİ İSTANBUL BAROSU BAŞKANI

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü