sondakika.com
Son Dakika

Göçün, yoksulluğun ve kardeşliğin hafızası: Kardeşim Boro

Boro yalnızca Ercüment Akdeniz’in kardeşi olarak kalmaz; kanatlarını göç yollarında, fabrikalarda, yoksul mahallelerde ve sürgün ülkelerinde bırakan herkesin kardeşine dönüşür.

Fotoğraf: Bianet

Ercüment Akdeniz’in tam adıyla Kanatlarını Göçte Bırakanlar: Kardeşim Boro adlı eseri, kişisel bir kayıptan ve kardeş özleminden yola çıkarak Türkiye’nin yakın dönem toplumsal tarihine uzanan güçlü bir tanıklık sunar. Anı, anlatı, gazetecilik ve toplumsal inceleme türlerini bir araya getiren kitap, kardeşi Boro’nun yaşamını merkeze alır. Ancak Akdeniz yalnızca bir insanın hikâyesini anlatmakla yetinmez; Anadolu’dan büyük şehirlere, oradan Avrupa’ya uzanan göç yollarını, yoksulluğu, emek mücadelesini ve siyasal sürgünlüğü de görünür kılar.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, son derece kişisel bir hikâyeyi geniş bir toplumsal çerçeve içinde işlemesidir. Boro, eserde yalnızca yazarın özlem duyduğu kardeşi olarak yer almaz. Aynı zamanda yerinden edilen, yoksullukla mücadele eden, emeğiyle yaşamaya çalışan ve siyasal koşullar nedeniyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalan insanları temsil eder. Bu nedenle kitapta anlatılan kardeşlik, kan bağıyla sınırlı kalmaz. Kardeşlik; aynı acıyı, aynı yoksulluğu ve aynı adalet arayışını paylaşan insanlar arasında kurulan toplumsal bir bağa dönüşür.

Akdeniz’in anlattığı göç, yalnızca bir yerden başka bir yere yapılan fiziksel yolculuk anlamına gelmez. Göç aynı zamanda insanın geçmişinden, çocukluğundan, ailesinden ve alıştığı çevreden kopmasını beraberinde getirir. Kitabın alt başlığında yer alan “kanatlarını göçte bırakmak” sözü de bu durumu güçlü bir biçimde simgeler. Göç eden insan, yeni bir hayata ulaşmayı umarken kimliğinin, aidiyetlerinin ve hatıralarının bir bölümünü geride bırakır. Böylece göç, hem bir kurtuluş arayışına hem de uzun süre kapanmayan bir yaraya dönüşür.

Eserdeki coğrafi hareketlilik de göç temasını güçlendirir. Boro’nun ve ailesinin hikâyesi Varto, Malatya, İskenderun ve İstanbul gibi farklı şehirlerden geçerek şekillenir. Bu yolculuk, Türkiye’nin son altmış yılına damga vuran iç göç hareketlerinin küçük bir örneğini oluşturur. Köylerden ve Anadolu şehirlerinden ekonomik merkezlere yönelen insanlar, daha iyi bir yaşam umuduyla yola çıkar. Ancak büyük şehirlerde çoğu zaman sağlıksız konutlarda yaşar, güvencesiz işlerde çalışır ve ağır yoksulluk koşullarıyla mücadele eder. Akdeniz’in çocukluk yıllarına ilişkin aktardığı, su baskınlarına açık bodrum katlarında her zaman en yoksulların yaşadığı yönündeki gözlem, sınıfsal eşitsizliği son derece somut bir görüntüyle ortaya koyar.

Bu yönüyle Kardeşim Boro, bireysel hayatlarla toplumsal koşullar arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çeker. İnsanların yaşadığı yoksulluk, göç ve sürgünlük, kişisel başarısızlıkların sonucu olarak ele alınmaz. Aksine bu sorunlar, ekonomik eşitsizliklerin, siyasal baskıların ve tarihsel çatışmaların bir sonucu olarak gösterilir. Yazar, Boro’nun hayatını anlatırken arka planda sınıfsal yapıyı, emekçilerin yaşam koşullarını ve göçmen işçilerin karşılaştığı güçlükleri sürekli hissettirir. Böylece Boro’nun hikâyesi, göçmen işçilerin sınıf mücadelesindeki yerini de görünür hâle getirir.

Kitabın önemli temalarından birini toplumsal hafıza oluşturur. Resmî tarih çoğu zaman büyük siyasal olayları, yöneticileri ve kurumları merkeze alır. Akdeniz ise tarihi sıradan insanların hayatları üzerinden kurar. Yoksul mahalleler, fabrikalar, göç yolları, cezaevleri ve sürgün hayatları bu alternatif tarihin temel mekânlarını oluşturur. Bu bakımdan Kardeşim Boro, unutulmaya bırakılan insanların hafızasını kayıt altına alır. Yazar, bir kardeşin hatırasını korurken emekçilerin, göçmenlerin ve siyasal nedenlerle ülkesinden ayrılmak zorunda kalan insanların yaşadıklarını da görünür kılar.

Eserin yazılma koşulları, içeriği kadar anlam taşır. Akdeniz kitabı, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) soruşturması kapsamında tutuklu bulunduğu Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde kaleme alır. Böylece kendi kapatılmışlık deneyimi içinden kardeşinin sürgünlüğüne ve yerinden edilen insanların hayatlarına bakar. Cezaevi yalnızca kitabın yazıldığı bir mekân olarak kalmaz; anlatının duygusal atmosferini de belirler. Dış dünyadan kopmak, özgürlüğü özlemek ve zamanın ağır ilerlediğini hissetmek, geçmişin daha yoğun biçimde hatırlanmasına yol açar. Yazarın kitabı hapishane defterlerine defalarca yazması da anlatının kolay biçimde ortaya çıkmadığını gösterir. Metin, acı, özlem ve yüzleşmeyle şekillenen zahmetli bir süreçten geçer.

Kitabın anlatımında gazetecilik ile edebiyat iç içe geçer. Akdeniz’in gazetecilik deneyimi, olayları tarihsel bağlamına yerleştirmesine, toplumsal nedenleri araştırmasına ve bireysel hikâyenin arkasındaki yapısal sorunları göstermesine katkı sağlar. Edebî anlatım ise bu bilgilerin kuru bir tarih veya sosyoloji metnine dönüşmesini engeller. Hatıralar, mekânlar ve kişisel yüzleşmeler anlatıya güçlü bir duygu boyutu kazandırır. Böylece okur, bir yandan Türkiye’nin göç ve emek tarihine ilişkin bilgiler edinirken diğer yandan iki kardeş arasındaki özleme tanıklık eder.

Boro’nun anlatıdaki varlığı, ölüm ve yokluk üzerinden kurulsa da edilgen kalmaz. O; mücadele eden, haksızlıklara karşı duyarlılık gösteren ve çevresindeki insanların acılarını önemseyen bir karakter olarak öne çıkar. Boro’nun şahsında devrimci mücadele, fedakârlık ve dayanışma gibi kavramlar tartışmaya açılır. Ancak kitap, kahramanını kusursuz ve ulaşılmaz bir simgeye dönüştürmez. Onu, yaşadığı dönemin çelişkileri içinde anlamaya çalışır. Bu yaklaşım eserin samimiyetini artırır. Boro’nun hikâyesi, yalnızca geçmişte kalan bir kaybın ağıdı olarak okunmaz; bugün de devam eden toplumsal sorunlarla yüzleşme çağrısı taşır.

Eserin duygusal ağırlığı, bazı bölümlerde toplumsal çözümlemelerin önüne geçer. Ancak bu durum kitabın temel amacıyla uyum gösterir. Akdeniz, soğukkanlı bir akademik çalışma ortaya koymak yerine kişisel acıyı toplumsal hafızanın bir parçasına dönüştürür. Anlatıdaki yoğun özlem ve hüzün, okurun göç ve sürgün gibi kavramları yalnızca istatistikler üzerinden değerlendirmesini engeller. Okur, bu kavramların insan hayatlarında açtığı yaraları daha yakından görür.

Sonuç olarak Kardeşim Boro, bir kardeşe duyulan özlemden yola çıkarak göç, yoksulluk, sınıfsal eşitsizlik, siyasal baskı ve sürgünlük üzerine düşündüren çok katmanlı bir eser sunar. Kitap, kişisel hafızayla toplumsal hafızanın birbirinden ayrılamayacağını gösterir. Boro’nun yaşamı boyunca geçtiği yollar, Türkiye’de milyonlarca insanın yaşadığı göç deneyiminin izlerini taşır. Bu nedenle Boro yalnızca Ercüment Akdeniz’in kardeşi olarak kalmaz; kanatlarını göç yollarında, fabrikalarda, yoksul mahallelerde ve sürgün ülkelerinde bırakan herkesin kardeşine dönüşür.

Akdeniz’in kitabı, okura temel bir gerçeği hatırlatır: Büyük toplumsal olayların gerçek sonuçları insanların gündelik hayatlarında ortaya çıkar. Göç haritalarındaki çizgilerin, ekonomik verilerin ve siyasal kararların arkasında ayrılıklar, yarım kalan hayatlar ve dinmeyen özlemler bulunur. Kardeşim Boro, görünmeyen bu hayatları edebiyatın ve tanıklığın diliyle görünür kılar. Bu yönüyle hem etkileyici bir kardeşlik anlatısı hem de güçlü bir toplumsal hafıza çalışması niteliği taşır.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü