sondakika.com
Son Dakika

Gökçeada’da Meryem Ana Yortusu buluşması: Taş evlerde geçmişin izleri aralanıyor

Her yıl 15 Ağustos’ta düzenlenen Meryem Ana Yortusu için memleketlerine dönen Gökçeada’nın Rumları, doğdukları adada geçmişin izlerini arıyorlar.

Fotoğraf: Euronews

Gökçeada, her yıl 15 Ağustos’ta adadan ayrılan Rumların ve ailelerinin buluşma noktası olmaya devam ediyor. Meryem Ana Yortusu kapsamında düzenlenen ayin ve etkinlikler, adanın köklü kültürünü yeniden görünür kılarken kültürel mirasın geleceğine dair değerlendirmeler de sürüyor.77 yaşındaki Dino Haimandos için Gökçeada yalnızca yaz aylarında ziyaret edilen bir ada değil, çocukluğunun geçtiği memleketi. 1960’lı yıllarda Kıbrıs krizine bağlı olarak Türkiye ve Yunanistan arasında tırmanan bölgesel gerilimin ardından adadan ayrılan Haimandos, yıllar sonra hâlâ kendisini burada evinde hissettiğini belirtiyor.Fransız haber ajansı AFP'ye konuşan Haimandos, “Burada doğdum ve hâlâ kendimi evimde hissediyorum.

Sokakları, insanları seviyorum. Onlarla birlikte okula gittim, iyi geçindik,” diyor.Her yıl 15 Ağustos’ta çok sayıda kişi, adanın tarihi ismiyle İmroz olarak da bilinen Gökçeada’ya Meryem Ana Yortusu vesilesiyle dönüyor. Adanın tanınmış simalarından Fener Rum Patriği Bartholomeos da bu geleneksel buluşmaya öncülük ediyor.

86 yaşındaki Patrik Bartholomeos, her yıl doğduğu adaya gelerek geleneksel ibadet merasimini yönetiyor.Gökçeada ve komşusu Bozcaada, 1923 Lozan Barış Antlaşması kapsamında Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesinden muaf tutulan alanlar arasındaydı. İstanbul’daki Rum nüfusun yanı sıra bu iki adada yaşayan Rumlar da yerinde kalmış, benzer şekilde Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlık da mübadele kapsamı dışında bırakılmıştı.Bununla birlikte, Kıbrıs sorunu nedeniyle 1960’lı ve 1970’li yıllarda tırmanan uluslararası gerilimler, Gökçeada’daki toplumsal hayatı da dolaylı olarak etkiledi. Dönemin konjonktüründe alınan idari kararlar ve adaya bir açık cezaevi kurulması gibi adımlar yerel halk arasında tedirginliğe yol açtı.

Yaşanan siyasi ve sosyal iklim doğrultusunda adadaki birçok Rum aile zaman içinde farklı bölge ve ülkelere göç etmeyi tercih etti.60'lı yaşlarındaki çoban Yorgi Baki, o dönemin yerel halk açısından zorlu geçtiğini belirterek çocukluğuna dair asayiş kaygılarını hatırladığını dile getiriyor. Atina'dan gelen 59 yaşındaki iş insanı Kristo Vogiatzis ise adadaki Türk ve Rum komşular arasındaki gündelik ilişkilerin yapıcı olduğunu, temel huzursuzlukların bölgesel siyasetteki gerilimlerden kaynaklandığını vurguluyor.1974 yılında Kıbrıs’ta yaşanan askerî ve siyasi gelişmeler, Doğu Akdeniz’deki dengeleri değiştirirken, Gökçeada’daki nüfus yapısının kademeli olarak dönüşmesine ve Rum nüfusun azalma sürecinin hızlanmasına neden oldu.Kültürel mirası yaşatma çabaları15 Ağustos, dünyanın farklı bölgelerine dağılmış Gökçeada kökenli ailelerin yeniden bir araya geldiği özel bir tarih. Kilise çanları ve sokaklardaki Yunanca selamlaşmalarla birlikte adanın geçmişteki çok kültürlü sosyal yaşamından kesitler kısa süreliğine de olsa yeniden görünürlük kazanıyor.Adada doğan 52 yaşındaki müzisyen Stelyo Berber de bu kültürel mirası canlı tutmaya çalışan isimlerden biri.

Eşi Pelin ile birlikte Zeytinliköy'de işlettiği taş mekânda geleneksel rebetiko şarkılarını seslendiriyor. Göç, gurbet ve hasret temalarını barındıran bu müzik türü, adanın toplumsal hafızasıyla da güçlü bir bağ kuruyor.İstanbul ve Ankara'da büyüyen ve 5 yıl önce adaya yerleşen Berber, 2013 yılında Gökçeada'da bir Rum okulunun yeniden faaliyete geçmesiyle birlikte yüzlerce kişinin adaya dönerek dönemsel veya sürekli yaşam kurduğunu ifade ediyor. Ancak 7 bin civarında yerleşik nüfusu bulunan ve yazın 30 bine ulaşan ada ölçeğinde bu sayının oldukça mütevazı kaldığına ve kültürel birikimin korunması için sürekli çaba gerektiğini ekliyor.Köylere kalan miras: Taş evler ve anılarAtina'da yaşayan Vogiatzis, yeni nesillerin farklı ülkelerde yetiştiğini ve adayla olan bağlarının zamanla değiştiğini ifade ederken, ada genelinde tarihi taş evlerin restorasyonuna ve gayrimenkul değerine olan ilginin arttığına dikkat çekiyor.Bir zamanlar Gökçeada'nın en canlı yerleşimlerinden biri olan Dereköy (Doyran) ise günümüzde sakinliğiyle öne çıkıyor.

Zamana yenik düşen taş evlerin arasında adanın geçmişine dair izler sessizce varlığını sürdürüyor. Köyün harabeye dönen evleri arasında artık yalnızca çoban Yorgi'nin keçileri dolaşıyor.Benzer bir dönüşüm Bozcaada'da da gözlemleniyor. Adada kalan az sayıdaki yaşlı Rum nüfusa karşın, adanın tarihsel hafızası yerel çabalarla muhafaza edilmeye çalışılıyor.

İstanbul'dan 1980'lerde Bozcaada'ya yerleşen Hakan Gürün, kurduğu özel müze aracılığıyla bu mirası yaşatmayı amaçlıyor.Müzede şeker ambalajlarından dantel işlerine, dua kitaplarından 1915 Çanakkale Savaşı sırasında adada görev yapan Fransız askerlerinin kartpostallarına kadar gündelik hayattan pek çok hatıra sergileniyor.Bir kafeden efsanevi Yunan oyuncu ve şarkıcı Melina Mercouri'nin sesi yükselirken Gürün, adanın değişen kimliğine ilişkin olarak Rumlar adadan ayrılsa bile restoranlarda onların şarkılarının çalındığını söyleyerek, adanın zengin hafızasına dikkat çekiyor.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Euronews sayfasına gidin.

tr.euronews.com · Haberi kaynağında oku

Dünya haberleri

Tümü