Petrol-İş, İzmir’deki Temel Conta fabrikasında 595 gün süren grevin ardından sendikal örgütlenme, toplu iş sözleşmesi yetkisi ve grev sürecinde yaşananları raporlaştırdı. Raporda, işverenin üretimi başka fabrikalara kaydırdığı, grevci işçilerin yaptığı işleri başka işçilere yaptırdığı, yeni işçiler aldığı ve grevcilere yönelik fiziksel ve hukuki baskı uyguladığı tespitlerine yer verildi. Rapora göre Bakanlık müfettişleri iki kez grev kırıcılığı tespit ederek idari para cezası uygularken, yargı sürecinde grev kırıcılığının durdurulmasına yönelik tedbir talepleri reddedildi.
Temel Conta’da yaklaşık 40 yıllık aranın ardından sendikal örgütlenme süreci Eylül 2023’te yeniden başladı. İşçilerin sendikaya yönelmesinde düşük ücretler, yoğun çalışma temposu, sosyal hakların yetersizliği, işçi sağlığı ve güvenliği sorunları ile işyerindeki yönetim anlayışına yönelik tepkiler etkili oldu.
Petro-kimya işkolundaki Kemalpaşa işyerinde Petrol-İş, 21 işçinin 16’sını örgütleyerek yüzde 76,19’luk çoğunluğa ulaştı ve toplu iş sözleşmesi yetkisi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurdu. İşverenin yetki tespitine yaptığı itiraz mahkemelerden döndü ve süreç 10 Haziran 2024’te kesinleşti. Bakanlık 16 Ağustos 2024’te Petrol-İş’e kesin yetki belgesi verdi. Ancak işveren toplu iş sözleşmesi görüşmelerine katılmadı. 28 Ağustos 2024’te yapılan TİS davetinin ardından görüşmeler uyuşmazlıkla sonuçlandı; zorunlu arabuluculuk aşamasında da işverenin toplantılara katılmaması üzerine yasal grev sürecine geçildi.
Petrol-İş 13 Kasım 2024’te grev kararı aldı ve uygulama tarihini 10 Aralık olarak belirledi. Grevin başladığı gün Kemalpaşa işyerindeki 16 Petrol-İş üyesi işçi iş bıraktı. Greve çıkan işçilerin 12’si kadın, 4’ü erkekti.
Fabrikanın önünde grev çadırı kuruldu ve “Bu işyerinde grev vardır” pankartı asıldı.
Ancak rapora göre işveren, grev daha başlamadan grevin etkisini kırmaya yönelik adımlar attı.
GREV BAŞLAMADAN BİR GÜN ÖNCE 11 İŞÇİ NAKLEDİLDİ
İşveren, 13 Kasım’daki grev kararının ardından diğer fabrikasında çalışan 11 işçiyi 14 Kasım’da grevin uygulanacağı Kemalpaşa işyerine nakletti.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin incelemelerinde, grev kararının alındığı ay işçi sayısının bir anda arttığı ve nakledilen işçilerin büyük bölümünün Pınarbaşı fabrikasından geldiği tespit edildi. Raporda, söz konusu nakillerin grevin etkisini azaltmak amacı taşıdığı yönünde değerlendirmeye yer verildi.
İşverenin grev kırıcılığı bununla sınırlı kalmadı.
Grev başladıktan yaklaşık bir ay sonra, 7-8 Ocak 2025’te Kemalpaşa’daki üretim kalıpları, makineler ve hammaddeler işyerinden çıkarılmaya başlandı.
Bakanlık müfettişleri, Kemalpaşa’da greve katılan işçilerin yaptığı bazı işlerin Pınarbaşı fabrikasında başka işçilere yaptırıldığını tespit etti. Çapak temizliği, conta basımı, kumlama, boyama, mantar kesimi ve yemek dağıtımı gibi işlerin yeni alınan işçilere ve diğer fabrikadaki işçilere yaptırıldığı rapora girdi.
Rapora göre grev ilan edildiğinde Kemalpaşa işyerinde 23 işçi çalışıyordu. Bunların 18’i sendika üyesiydi. Grev ilanından bir gün sonra 11 işçi başka işyerinden nakledildi, grev sürecinde ise 29 yeni işçi işe alındı.
Raporda grev sürecinde işçilere yönelik fiziksel ve psikolojik baskı iddiaları da yer aldı.
23 Ocak 2025’te grev kırıcı olarak çalıştırılan işçilerden birinin grevci işçilerin üzerine araç sürdüğü ve işçileri tehdit ettiği belirtildi. 16 Mayıs 2025’te ise grev kırıcı olarak çalıştırılan işçilerin grevcilere yönelik fiziksel saldırıda bulunduğu kaydedildi. Grev çadırının çevresine kameralar yerleştirilerek işçilerin sürekli gözetim altında tutulduğu da raporda yer aldı.
İŞÇİLER ADLİYE VE KARAKOLLAR ARASINDA BIRAKILDI
Raporda işverenin grevcilere yönelik hukuki baskıyı da sistematik biçimde kullandığı savunuldu.
İşçilerin dinlediği müzikten attıkları sloganlara, astıkları pankartlardan basın açıklamalarına kadar çok sayıda eylemin işveren tarafından şikayet konusu yapıldığı belirtildi. İşçilerin bu şikayetler nedeniyle defalarca karakola ve savcılığa giderek ifade verdiği aktarıldı.
Grev çadırında müzik dinlenmesi ve halay çekilmesi de soruşturma konusu oldu. Rapora göre Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması kapsamında bazı işçiler hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve işçiler gözaltına alındı.
BAKANLIK İKİ KEZ “GREV KIRICILIĞI” TESPİT ETTİ
Petrol-İş, grev kırıcılığı iddiaları üzerine ilk olarak 8 Şubat 2025’te Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık müfettişleri yaptığı incelemede işverenin grev kırıcılığı yaptığını tespit ederek idari para cezası uygulanmasını sağladı.
İşverenin faaliyetlerine devam etmesi üzerine sendika 16 Temmuz 2025’te ikinci kez Bakanlığa başvurdu. İkinci incelemede de grev kırıcılığı tespit edildi ve yeniden idari para cezası uygulandı. Ancak rapora göre bu yaptırımlar grev kırıcılığını sona erdirmeye yetmedi.
MAHKEME GREV KIRICILIĞINI TESPİT ETTİ, ANCAK DURDURMADI
Petrol-İş, grev kırıcılığının tespit edilmesi ve durdurulması amacıyla 3 Şubat 2025’te İzmir 4. İş Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme, grev kırıcılığının tedbiren durdurulması talebini reddetti. İstinaf başvurusu da reddedilince sendika Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Daha sonra Bakanlık müfettiş raporlarının da dosyaya girmesine rağmen tedbir talepleri yeniden reddedildi.
Davada 3 Mart 2026’da verilen kararda ise işverenin 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 68. maddesine aykırı biçimde grev kırıcılığı yaptığı tespit edildi. Buna rağmen bu eylemlerin sona erdirilmesine yönelik icrai talepler reddedildi. Karara karşı yapılan istinaf başvuruları da reddedildi ve dosya 8 Temmuz 2026’da temyize taşındı.
İşveren 17 Ocak 2026’da Kemalpaşa’daki üretim araçları ve hammaddeleri Torbalı/Pancar’daki yeni işyerine taşıdı. İşçiler ise ertesi gün grev çadırını yeni işyerinin önüne taşıdı.
İşveren, grev çadırının ve grev pankartının yeni işyeri önünde bulunmasının yasa dışı olduğunun tespiti için dava açtı. Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 23 Mart 2026’da işverene, kanuni bir grevin işyerinin başka bir adrese taşınmasıyla sona ermeyeceğini ve grev hakkının yeni adrese taşınacağını bildirdi.
10 Aralık 2024’te başlayan Temel Conta grevi 595 gün sürdü. Greve çıkan 16 işçi, grevin ilk gününden son gününe kadar grev çadırında nöbet tuttu. Çadır, işçilerin dayanışma ve örgütlenme alanına dönüştü.
İşçiler ayrıca sosyal medya üzerinden mücadelelerini kamuoyuna duyururken çok sayıda sendika, meslek örgütü, siyasi parti, sivil toplum örgütü, öğrenci ve yerel basın kuruluşu grevi ziyaret ederek destek verdi.
9 Temmuz 2026’da yapılan değerlendirme toplantısında işçiler grev nöbetini sonlandırma ve hukuki mücadeleyi sürdürme kararı aldı. Petrol-İş de 27 Temmuz 2026’da grevi sona erdirme kararını kamuoyuna açıkladı.
Petrol-İş’in raporu, Temel Conta deneyimini yalnızca bir işyerindeki sendikal mücadele olarak değil, Türkiye’de grev ve toplu iş sözleşmesi hakkının uygulanmasına ilişkin daha geniş bir sorun alanının örneği olarak değerlendiriyor.
Raporda, anayasal güvence altındaki grev hakkının işverenlerin sistematik müdahaleleri karşısında etkisizleştirilebildiği, idari para cezalarının ve yargısal süreçlerin grev kırıcılığını hızlı biçimde durdurmaya yetmediği savunuluyor. Rapora göre Temel Conta’da yaşananlar, sendikal hakların yalnızca mevzuatta tanınmasının yeterli olmadığını; bu hakları koruyacak hızlı, etkili ve caydırıcı mekanizmaların da işletilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
595 günlük direniş böylece sona ererken, Temel Conta işçilerinin hukuki mücadelesi ise devam ediyor.