Modern insan çok çalışan, pek çok şey üreten ve üretmeye devam etmesi hatta hep yeni şeyler üretmesi gerektiğini düşünen bir varlıktır. Modern insan bir ikilem içindedir: Bir taraftan tarihte hiç olmadığı kadar teknolojik güçle donatılmıştır, diğer yandan bu gücün içinde bir güçsüzlük deneyşmlemektedir. Yaşadığı bu ikilem kapasiteler, beceriler ve yeteneklerin baskıcı ve çekilmez bir birikiminden kaynaklanan güçsüzlüğe neden olmaktadır.
ARİSTOTELES VE GÜÇ Güç nasıl oluyor da bir güçsüzlük yaratıyor? Bu soruya anlamlı bir yanıt verebilmek için önce Aristoteles’ten yardım almamız gerekir. Antik Yunan kavramlarıyla söylersek, güç yani “dynamia/dynamis”, güçsüzlük “adynamia” demek.
Aristoteles’te güçsüzlük, herhangi bir gücün yokluğu değildir. “Dynamis” dediğimiz şey yani güç biz fark etmiyor olsak bile her yerde ve daima var olan bir şeydir. Bu anlamıyla güçsüzlük diye bir şey mümkün değildir.
Varlık varsa zorunlu olarak güçte var. Gücün yokluğu varlığın var olmaması anlamına gelir. Güç asla kesintiye uğrayabilen bir şey değildir.
Dynamis, Aristoteles’de potansiyel olandır, potansiyelin gerçekleşmesi ise energia yani edimdir. Peki asla olmaması gereken bu güçsüzlük nerden çıkıyor? Edimselleşemeyen yani olduğu gibi kalan, gerçekliğe taşınamayan gücün doğrudan deneyimlenmesinin yarattığı bir haldir güçsüzlük.
Gücün gerçekleşememesine her birey bizzat kendisi neden olabildiği gibi bundan daha çok gücün edimselleşememesinin asıl kaynağı içinde bulunduğumuz kapitalist sistemde aranmalıdır. SORUN KAPİTALİST SİSTEM Bizzat benim, kendi gücümün gerçek olmasını engellemem daha çok güce bir sınırlama ve yönlendirme getiremememden kaynaklı. Güce yön vermemek, bu önemli ama asıl olan kapitalist sistemin bize yaptığıdır.
Kapitalist sistem sözü edilen güce bizim yerimize yön veren sistemdir. Gücün, sistemin arzuları yönünde kullanılması… Bir gücüm var, bu bana ait bir güç, bu gücün gerçekleşmesi benim kendimi gerçekleştirmem anlamına gelirken kendimi gerçekleştirmek yerine gücümün sistem tarafından kullanılması beni güçsüz kılan şeydir.
Kapitalist sistemde insan, meta değeri olan bir şey üretiyorsa değerli bulunmaktadır. Bu sistemde insanın kendini gerçekleştirmesi çok çalışması, çok mülk edinmesi, çok tanınması ve tanınırlığının paraya dönüştürülmesi gerekmektedir. Kapitalist sistemde insan “çalışan hayvan” olduğu için ve tüm gücü bu çalışmada sömürüldüğü için kendine yabancılaşan varlıktır.
Sistem, insanın kendini gerçekleştirmesine ne zaman ne de mecal bırakmaktadır. Kapitalist sistem, kendi ürettiği kültür endüstrisiyle boş zamanlarda bizlerin neler yapacağına da bizler adına karar verir. Boş zamanlarımızı da bizi teknolojiyle ele geçirip yönlendiren bu sistem insanın aylaklık etmesine izin vermez.
Kanepede boş boş uzatıp aylaklık ederken bize, “Hiçbir iş yapmıyorum, yazık ettim zamana” dedirten, vicdanımıza bile el koyan sistemin bize yaşattığı yabancılaşmayı güçsüzlük olarak tecrübe ettiğimizi ve bunun bizi neşesiz kıldığını söylemeliyiz. Peki ne yapmalı? Her şeyden önce gücümüze bir şekilde kendimizin yön vermesi gerektiği hakikatinden yola çıkarak yaşamalıyız gibi.
En azından çalışmak dışında kalan zamanlarda ne yaptığımız ne yapacağımız moda söylemlerden arındırılmalı ve kapitalist sistem tarafından yönlendirilmemiş şeylere yönelmeliyiz. Boş zamanlarda teknolojiden uzaklaşmak, kanepede boş boş oturmak, bir arkadaşımızla birlikte turşu yapmayı denemek, balkona gelen kuşlarla konuşmak… Bu dünyada yapacak sayısız güzel şey var.