sondakika.com
Son Dakika

Hafızanın kusuru

İnsan belleği geçmişi eksiksiz biçimde saklayan bir arşiv değil seçen, değiştiren, bazı ayrıntıları güçlendirirken bazılarını zamanla geride bırakan canlı bir sistem. Unutmak bireyin düşünmesini, ilişkilerini sürdürmesini ve geçmişin ağırlığından uzaklaşmasını sağlayabilir ancak aynı işlev toplum…

Fotoğraf: Cumhuriyet

Rus nöropsikolog Aleksandr Luria, 1920'lerde olağanüstü bir insanla karşılaştı. Adı Solomon Shereshevsky'ydi. Luria ona uzun sayı dizileri, anlamsız heceler veya kelimeler veriyor, Shereshevsky bunları yıllar sonra bile hatırlayabiliyordu.

Belleği yalnızca güçlü değildi, dünyayı algılama biçimi de sıra dışıydı. Sesler onda renkleri, kelimeler tatları ve görüntüleri çağrıştırıyordu. Bugün “sinestezi” olarak adlandırdığımız bu özellik olağanüstü belleğiyle de iç içe geçmiş görünüyordu.

UNUTAMAMAK! Luria onu yaklaşık 30 yıl inceledi ve sonunda bu sıra dışı vakayı, “The Mind of a Mnemonist” kitabında anlattı. İlk bakışta insanın sahip olmak isteyeceği bir süper güç gibi görünüyor.

Kim hiçbir şeyi unutmamak istemez ki? Oysa Shereshevsky'nin sorunu zamanla tam da bu oldu. Unutamıyordu.

Eski anılar yenilerinin arasına giriyor, sıradan bir sözcük zihninde onlarca görüntü ve duyumu harekete geçiriyordu. Olağanüstü belleği günlük yaşamı kolaylaştırmak yerine zaman zaman zorlaştırıyordu. Belki de belleğin en büyük başarısı her şeyi saklamak değil, neyin unutulacağını bilmektir.

Günümüzde insanların yaşamlarının büyük bölümünü kaydettiği bir dünya olsa nasıl olurdu? Eşinizle 10 yıl önce yaptığınız bir tartışmayı farklı mı hatırlıyorsunuz? Kayıtlardan açıp bakabilirsiniz.

Arkadaşınız size böyle bir şey söylemediğini mi iddia ediyor? Kayıt oradadır. Hafızanın yerini kanıt almıştır.

İlk bakışta kusursuz bir dünya gibi değil mi? Oysa insan belleği sandığımız kadar güvenilir değildir. Psikolog Elizabeth Loftus'un öncülük ettiği ve onlarca yıldır sürdürülen çalışmalar, olaydan sonra verilen yanlış bilgilerin insanların daha sonra ne hatırladığını değiştirebildiğini gösteriyor.

Bir olayı hatırlarken geçmişi kusursuz bir video kaydı gibi oynatmıyoruz. Bellek, dış etkilerle değişebilen bir sistem. Ancak belleğimizin bu özelliği avantaj da sağlıyor olabilir.

İnsan ilişkilerinin bir kısmı, geçmişin ayrıntılarının zamanla silikleşebilmesiyle sürüyor olabilir, söylenen bazı kötü sözlerin tonu unutulur, yaşadığımız utançların keskinliği azalır, yıllar önceki yenilgiler bugünkü benliğimiz üzerindeki ağırlığını kaybeder. Unutmak geçmişi değiştirmez ama geçmişin üzerimizdeki gücünü değiştirebilir. Bilimsel araştırmalar unutmanın yalnızca bir arıza olmadığını gösteriyor.

Yeni bir anı oluşurken beynin temporal loblarının derininde yer alan hipokampus önemli bir rol üstleniyor. Ancak anılar tek bir bölgede, bir bilgisayar dosyası gibi saklanmıyor. Zaman içinde farklı kortikal ağlarla kurulan bağlantılar değişiyor.

Bazı anılar güçlenirken bazılarına ulaşmak zorlaşıyor. Prefrontal korteks ise neyi hatırlayacağımızı, hangi bilginin o anda önemli olduğunu belirleyen kontrol süreçlerine katılıyor. Bir de amigdala var.

Badem biçimindeki bu küçük yapı, özellikle duygusal açıdan önemli yaşantıların bellekte iz bırakmasını etkiliyor. Bu nedenle ilk aşkımızı, büyük bir korkuyu ya da yıllar önce aldığımız kötü bir haberi aynı gün kahvaltıda ne yediğimizden çok daha kolay hatırlıyoruz. SÜRECİ BEYİN YÖNETİYOR Beyin, yaşantımınızın eksiksiz tutanağını tutmuyor.

Seçiyor, güçlendiriyor, yeniden düzenliyor ve bazen erişimi azaltıyor. Belki de sağlıklı bir hafızayı değerli kılan şey, yalnızca hatırlayabilmesi değil, gerektiğinde unutabilmesidir. Jorge Luis Borges bunu bilim insanlarından farklı bir yoldan anlatmıştı.

1942'de yayımlanan “Funes el memorioso” isimli öyküsünün kahramanı Ireneo Funes hiçbir şeyi unutamaz. Gördüğü her yüzü, bulutu ve ayrıntıyı hatırlar. Ancak bu olağanüstü yeteneğin beklenmedik bir bedeli vardır.

Funes genellemekte zorlanır. Çünkü düşünmek yalnızca hatırlamak değildir. Benzerlikleri bulmak, ayrıntıların bir kısmını göz ardı etmek ve dünyayı kavramlara dönüştürmek gerekir.

Her ağacı eksiksiz hatırlarsanız, bazen ormanı göremezsiniz. Bugün ise Shereshevsky'nin ve Funes'in tuhaf dünyasına giderek yaklaşıyoruz. Telefonlarımız yıllar önce çektiğimiz fotoğrafları saklıyor.

İletilerimiz, epostalarımız ve sosyal medya paylaşımlarımız geçmişimizin dev bir dijital arşivini oluşturuyor. Arama motorları ve yapay zekâ sistemleri bu arşivlerin içinde unutulmuş bir cümleyi bile yeniden bulmayı giderek kolaylaştırıyor. İnsanlık tarihinde belki de ilk kez sorun, geçmişi nasıl hatırlayacağımızdan çok, ondan nasıl kurtulacağımız.

Fakat burada küçük bir ayrım yapmak gerekiyor. İnsan için unutmak bazen iyileştirici olabilir. Toplumlar içinse aynı şey her zaman geçerli değildir.

Çünkü bireyin unutması yarasını kapatabilir. Toplumun unutması ise bazen yaranın hiç açılmadığına inanmasına yol açar. Dün söylenen bir söz, alınan bir karar ya da yaşanan bir olay hafızadan silindiğinde geçmiş değişmez.

Yalnızca geçmiş hakkında anlatılan hikâye değişir. İnsan bazen unutabilmeli. Toplumun hafızası ise biraz daha inatçı olmalı.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü