sondakika.com
Son Dakika

Hatıralar ışığında 30 Ağustos

Türk ordusunun 9 Eylül günü İzmir’e girişinden önce “Armutlu” köyünde yaşananlar, Türk milletinin bu zafere ve Mustafa Kemal Paşa’ya olan inancını ve minnettarlığını gözler önüne serer.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Türk ordusunun 9 Eylül günü İzmir’e girişinden önce “Armutlu” köyünde yaşananlar, Türk milletinin bu zafere ve Mustafa Kemal Paşa’ya olan inancını ve minnettarlığını gözler önüne serer. Bu olayı hem Ruşen Eşref’in hem de Salih Bozok’un anılarında görebiliriz. Bozok, olayı anlatırken Armutlu köyünden İzmir’e doğru ilerlediklerini, köylülerin askerleri izlemek için yol kenarında beklediğini, kırık testilerle askerlere su ikram ettiklerini anlatır.

İçinde bulundukları otomobilin yavaşladığı anda ihtiyar bir köyünün yanlarına heyecanla geldiğini söyleyerek gerisini şöyle anlatır: “İhtiyar köylü bir müddet Gazi’nin yüzüne baktıktan sonra elini koynuna soktu ve çıkardığı kartpostalı avucu içinde saklayarak otomobilin basamağına bastı. Olanca dikkatimle ihtiyarı tetkik ediyordum. İhtiyar bir karta bir de paşanın yüzüne baktıktan sonra sağ elinin şahadet parmağını evvela karta sonra paşaya tevcih etti ve ‘Bu sensin!’ diye bağırdı.

Ardından köylülere döndü ve ‘Arkadaşlar, Mustafa Kemal bu!’ dedi. Bunu işiten köylüler, kadın, erkek ellerindeki testileri, bakraçları atarak her taraftan otomobile girdiler.” 30 Ağustos 1924 Meçhul Asker Anıtı temel atma töreni. Bozok, o anda köylülerin ağlayarak ve minnetle Mustafa Kemal Paşa’ya sarıldığını aktarır ve şöyle bitirir sözlerini: “Köylünün elindeki kart kim bilir ne zamandan beri ve ne müşkülatla sakladığı paşanın bir fotoğrafı idi.” O gün paşayı Armutlu köyünde karşılayanlardan Mehmet Baloğlu yıllar sonra o hatırayı anlatırken arabaya yanaşıp ihtiyar köylünün Eskicioğlu Mehmet Kemalettin Bey olduğunu belirtmiştir.

Eskicioğlu Mehmet’in cebinde sakladığı Mustafa Kemal Paşa’nın o fotoğrafı günümüzde nerededir bilinmez, belki kaybolmuştur belki de solmuş bir şekilde hâlâ saklanmaktadır. Fakat şu bir gerçektir ki Türk insanının kalbinde solmadan Atatürk sevgisi böyle sonsuz bir şekilde yaşamaktadır. SALİH BOZOK’UN ANILARINDA 30 AĞUSTOS Kütahya-Eskişehir muharebelerinin ardından alınan yenilgi ile Türk ordusu Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilirken 5 Ağustos 1921 günü Mustafa Kemal Paşa’ya “başkumandanlık” yetkisi verilir.

Ardından Sakarya’da kazanılan şanlı zafer, sonrasında da bir yıllık gergin bir bekleyiş... Bu bekleyiş aslında Büyük Taarruz’un hazırlık sürecidir. 28-29 Temmuz 1922’de yapılan toplantılarda taarruz planı netleşmiş ve 15 Ağustos’a kadar hazırlıkların tamamlanması öngörülmüştür.

Bozok anılarında şöyle anlatmıştır o günleri: “(...) Nihayet bir gece Gazi Paşa Ankara’yı sessizce terk etti. İki gün Konya’da kaldıktan sonra, Garp Cephesi Karargâhı’nın bulunduğu Akşehir’e gittik. Akşehir’de bir kumandanlar içtiması yapıldı. (...) Garp Cephesi Karargâhı Akşehir’den (Şuhut) nahiye merkezine nakledildi.

Burada karargâh düşman tayyarelerinin tarassudatına (gözetleme) açık bir vaziyette olduğu için Kocatepe ile Şuhut arasındaki vadiye çadırlar kuruldu. Fevzi ve İsmet paşaların karargâhları da sık ağaçlarla kaplı ve her iki tarafı yalçın tepelerle çevrilmiş vadinin içinde idi. Bu sırada Anadolu Ajansı, Çankaya’da süfera (elçi) ve rical (yüksek mevkideki kişiler) şerefine tertip edilen bir çay ziyafetinden bahseylemekte idi.

Bu haber Gazi Paşa’nın Ankara’da bulunduğu hissini vermek için ifşa edilmişti.” Taarruz Afyonkarahisar’ın güneyinden yapılacak ve Yunan birliklerinin ikiye bölünerek dağıtılması hedeflenecekti. O günün şahidi Bozok, 26 Ağustos gününü de şöyle aktarmıştır anılarında: “26 Ağustos günü taarruzun icra edileceği zaman sabahleyin erkenden çadırları terk ettik. Henüz hava karanlıktı, yolu görebilmek üzere önümüzden bir iki fenerli asker çıkardık.

Vadi ile tepe arasında muntazam yol olmadığı için hayvanlara binmiştik. Kocatepe’ye muvasalat ettiğimiz zaman şafak yeni sökmeye başlamıştı. Birinci ordu kumandanını orada bulduk.

Saat dörde gelmişti, herkes büyük bir heyecanla dürbününe sarılarak düşman mevzilerini tarassuda (gözlemlemeye) başlıyordu. Mukarrer saat hulul etti, (gelip çattı) bir anda cehennemi bir tarraka afakı (cehennemi bir gümbürtü ufukları) titretti, müteaddit (birden çok) çaptaki toplarımız gürledi: Taarruz başlamıştı.” MUSTAFA KEMAL PAŞA ANLATIYOR Büyük Taarruz’u Mustafa Kemal Paşa iki sene sonra anlatır. Hem de savaşın ardından 30 Ağustos 1924 günü Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin ikinci yıldönümü münasebetiyle, Zafertepe’de Meçhul Asker Anıtı’nın (Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı) temel atma töreninde.

“29/30 Ağustos gecesi sabaha karşı Garp Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik Bey bermutad (alışıldığı üzere) o saate kadar muhtelif karargâhlardan ve her taraftan gelen raporlara göre harita üzerinden tespit ve işaret ettiği vaziyeti umumiyeyi (genel durumu) cephe kumandanı İsmet Paşa’ya göstermiş ve o da derhal ‘Paşaya göster’ emriyle Tevfik Bey’i yanıma göndermişti. Karahisar’da belediye dairesinde bana tahsis olunan odada yatmakta idim. Beni uyandıran Tevfik Bey’in gösterdiği haritaya baktım.

Hemen yataktan fırladım. Ordularımız düşmanı sarmıştı. (...) ‘Derhal Fevzi ve İsmet Paşaları çağırınız!’ dedim. Üçümüz toplandık, vaziyeti bir daha mütalaa ettik ve katiyetle hükmettik ki Türk’ün hakiki halas güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaasıyla tulu (görkemiyle doğacaktır) edecektir.” Mustafa Kemal Paşa bu muharebe için “...30 Ağustos Muharebesi Türk tarihinin en mühim bir dönüm noktasını teşkil eder” derken sözlerini şöyle bitirir: “Tarih-i millimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur.

Fakat Türk milletinin burada ihraz ettiği zafer kadar neticei katiyeli (kesin sonuç) ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, cihan tarihine yeni cereyan vermekte kati tesirli bir meydan muharebesi hatırlamıyorum”. SAVAŞIN ARDINDAN Fevzi (Çakmak) Paşa da kurtuluş mücadelesinde çekilen zorluklara değinirken kendilerini gülümseten bir olayı da aktarır: “Bazen buğday, bazen de üzüm çuvalları üzerinde, ikişer saat kestirerek geçirdiğimiz geceleri hatırlıyorum. Hatta bu saatlerden birisinde, üzerine uzandığı çuvalın deliğinden aldığı bir avuç üzümü ağzına atmadan evvel, koca Mustafa Kemal’in gülerek ‘Paşam, şu hayatın cilvesine bak, (...) çuval deliğinden üzüm çalıyoruz!’ dediğini, o yolculuğumuzun en şirin nüktelerinden biri olarak hatırlarım.

Fakat inanın bana, ömrümde hiçbir başka yatağın rahatı, beni, o üzüm çuvalları üzerinde çekilen muzaffer uyku kadar mesut etmemiştir!” ATATÜRK’ÜN SON SÖZÜ Gazi Paşa, 30 Ağustos 1924 günü o temel atma töreninde Büyük Taarruz’un önemine değindikten sonra yeni hedeflerinin “medeni seviyemizi yükseltmek” olduğunu ifade eder. Akabinde de sözlerini gençlere bir ödev ile tamamlar: “Cesaretimizi takviye ve idame eden sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız.

Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz tesis ettik; onu ila ve idame edecek sizsiniz.” Tıpkı Nutuk’ta yer alan Gençliğe Hitabe gibi...

Armutlu köyünde o ihtiyar köylünün Gazi’nin fotoğrafını saklayıp gördüğü anda ağlayarak sarılması gibi günümüzde de aynı coşku ve aynı sevgi ile Türk milleti Atatürk’e sarılıyor. Unutmayalım ki bugün gençlere ve biz Türk milletine düşen yegâne ödev ve görev Gazi’nin emaneti olan bu Cumhuriyeti korumaktır. Bayramımız daim ve kutlu olsun. --- Yararlanılan kaynak: 30 Ağustos Hatıraları, Sel Yayınları, 1955.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü