sondakika.com
Son Dakika

Hayır için on neden

Herkes kendi eylemlerinin sorumlusu, başkasınınkinin mahkûmudur.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Herkes kendi eylemlerinin sorumlusu, başkasınınkinin mahkûmudur. İktidarın çerçeve yasayı Meclis’e sevk ettiği gün telefonum çaldı. Arayan, sosyal medya paylaşımları nedeniyle Türkiye’ye gelemeyen gazeteci arkadaşımdı.

Anlayamamıştı, bana “Artık ülkeme gelebilecek miyim” diye soruyordu. Verdiğim cevap kafasını daha da karıştırdı: “Eğer savcılık, paylaşımlarına ‘terör örgütü propagandası’ diyerek soruşturma açtıysa, örgütü de PKK seçtiyse gelebileceksin. Yok, paylaşımını mesela ‘cumhurbaşkanına hakaret’ paketine koyduysa ya da ‘terör propagandası’ deyip başka bir örgüt seçtiyse gelemeyeceksin.” Elbette ben bunu söyledikten sonra “O nasıl yasa” dedi.

Aslında anlaşılamaması da Meclis’in çoğunluğunun desteklemesine rağmen toplumun mesafeli yaklaşması da bizden değil, yasanın kendisinden kaynaklanıyor. Öyle ya, 2024 yılının ağustos ayında “DEM kapatılsın” çağrısı yapan Bahçeli ’nin iki ay sonra ekim ayında “Öcalan gelsin DEM grubunda konuşsun” diyerek başlattığı bir süreç bu. İlk iliklenen düğme bir tuhaf olunca gerisi de kendisini normalleştiremiyor.

Üstelik... Yasayı eleştirenlerin arasında İYİ Parti, Zafer Partisi gibi milliyetçi muhalefet de var TİP, TKP, EMEP gibi sol muhalefet de. Hepsinin birbirinden farklı gerekçeleri olsa da tamamının eleştirilerinin oya dönüşsün ya da dönüşmesin toplumsal karşılığı var.

Haliyle komisyon boyunca bol bol barış, kardeşlik, demokrasi gibi kavramlar kullanılsa da niyetin de varacağı yerin de bunlarla ilgili olmadığının herkes farkında. Haliyle “evet” diyenlerin neye “evet” dediğini, “hayır” diyenlerin neye “hayır” dediğini unutmayalım. MECLİS EL KALDIRMA DEKORU Bir, çerçeve yasanın çıkış gerekçesi ülkenin iç dinamiklerinden çok dış dinamikleriyle ilgili.

İki yıl içinde Suriye’de rejim değişti, İran vuruldu, Filistin’de Hamas tasfiye edildi, Lübnan ve Irak büyük oranda dönüştürüldü. ABD’hin yeni bölgesel planlamaları ile iktidarın yeni Osmanlı heveslerinin kesiştiği yerde süreç tasarlandı. PKK de Suriye, İran ve Türkiye’de ABD garantörlüğünde bir al-ver muhasebesi yaptı.

Sonuç olarak sürecin “yerli ve milli” liği tartışmalı. Nitekim ABD elçisinden süreç boyunca duyduğumuz Osmanlı övgüsü, ulus devlet eleştirisi, monarşi önerisi yasanın az konuşulan büyük fotoğrafı. İki, YENİ Parti ve CHP sürekli olarak “doğru adres” dese de yasanın Meclis ile alakası yok.

Meclis, yasanın sadece şeklen onaylandığı bir vitrinden ibaret. Süreci başından sonuna izleyenler biliyor ki yasaya son şekli İmralı’daki masanın tarafları verdi. Herhangi bir vekilin bilmediği yasayı Öcalan biliyordu.

PKK bile bu süreçte yasanın git-gel yaptığını duyurdu. Basit bir soru soralım: Eğer adres Meclis olsaydı böyle bir yasayı çıkarmak için Meclis ağustosu bekler miydi? Yasanın komisyona geldiği an vekillerin içeriğini öğrendiği, imza atanların bile metnini görmediği yasa; en önemli işlevi “konuşmak” olan Meclis’i basit bir “el kaldır tiyatrosu” na dönüştürdü.

Üç, hukuk devletinde hiçbir yasa anayasaya aykırı olamaz. Hiçbir iyi niyet anayasa ile dövüşemez. Tolga Şirin’den İzzet Özgenç’e farklı eğilimdeki hukukçular yasanın başta eşitlik ilkesi olmak üzere birçok anayasal sorunun kapısını açtığını anlatıyor.

Af gibi ama af değil. Elinde silahla gelen PKK’liyi serbest bırakıyor ama hapiste başka bir örgütten yargılanan kişi pankart taşıdı diye kalmaya devam ediyor. Hüküm giyen ile giymeyene ya da giyenlere kendi içinde kamusal haklar konusunda dahi ayrım yapıyor.

Adeta “makbul terör örgütü” ile “haram terör örgütü” sınıflandırıyor. Tarihimizde örneği olan genel aflar bu yasaya göre daha fazla anayasaya uygun. Kanunsuz kanunların sonunun pek de iyi bitmediğini bize tarih öğretiyor.

ERKEN ANAYASA MUTABAKATI Dört, çerçeve yasa demokrasiye, insan haklarına, hukuk rejimine yeni bir yol açmıyor. Kayyumlardan kurtulmak için, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması için, insanların siyaset yapma ve ifade hürriyeti için bu yasa hiçbir şey söylemiyor. Gezi davasından yakın dönem siyasi operasyonlara kadar kimseye hürriyet imkânı tanımıyor.

Oysa destekleyenlerin bile açıkladığı gerekçeler ülkenin hukuk rejiminden kopmasıyla alakalı. Hazırlayanların defalarca ima ettiği gibi bu yasa ülkenin yaşadığı asıl krizi çözmediği gibi onu yok sayıyor. Beş, bu yasa sürecin başlangıç kapısı.

Anayasa değişikliğine gitmesi ise kaçınılmaz sonucu. İmralı’dan gelen açıklamalar da PKK yayınlarında yapılan değerlendirmeler de “tarihsel” dediği sorunun çözümü için anayasal düzenlemeleri işaret ediyor. Bu hedef iktidarın yeni anayasa niyetiyle de çakışıyor.

Haliyle çerçeve yasanın özü bir tür erken anayasa mutabakatı içeriyor. Altı, yasada yok ama yasanın açıklandığı basın toplantısında var. Evet, yasa Bahçeli’nin istediği gibi Öcalan’a özel bir statü vermiyor.

Ama Abdullah Güler ’in açıklamasında görüldüğü gibi, ülkenin genel cezaevi koşullarından farklı bir disiplini öneriyor. Öyle anlaşılıyor ki Öcalan’a PKK’nin önşart koştuğu gibi bir tür çalışma ortamı sağlanacak. Öcalan Bahçeli’nin istediği gibi Meclis’e gelmese de İmralı’dan siyaset önerecek.

Ve hatta... Öyle görünüyor ki önümüzdeki seçimin sonucunu da yapacağı/yapamadığı mutabakatlarla o belirleyecek. HAKLI CUMHURİYET ENDİŞESİ Yedi, her şeyin hukuka uygun olduğunun iddia edildiği süreçte görev yapanlara, suç işlerlerse hukukun uygulanmayacağı garantisi verilmesi bile çelişkiyi gösteriyor.

Durum, Öcalan’ın ilk çözüm sürecinde dönüp “Burada suç işliyoruz, bizi yargılarlar” dediği anı hatırlatıyor. Sekiz, partiler üstü olduğu söylenen çerçeve yasayı ana muhalefet adeta hukuken ve siyaseten rehin alınmış koşullarda konuşuyor. Elbette ideolojik kafa karışıklığı da eklenince ana muhalefet adına ne dediği anlaşılamayan, destekleyenlerini tatmin etmeyen bir durum ortaya çıkıyor.

Ortada açık bir tablo var ki yasanın olası başarısı iktidara mal edilirken olumsuz sonuçların sorumluluğu ana muhalefetin üzerine bırakılacak. Dokuz, Cumhuriyetin kurucu değerleri ile hep sorunlu iki hareketin mutabakatına dayanması, hazırlanış süreci boyunca Lozan’dan Misakı Milli’ye kadar tüm kurucu değerlerle kavga edilmesi, her çözüm sürecinde ortaya çıkan söylem şımarıklığı yasanın Cumhuriyetin camına atılmış taş olduğu önkabulünü yaratıyor. On, tarih insanın neyi bildiğini ya da bilmediğini anlatmaz.

İnsanı eylemiyle sınar. Bugün barış söylemi kullanan hem örgüt hem iktidardaki partiler, eylemleriyle toplumsal barışa dair halkın önemli bir bölümünde güvensizlik yaratan özneler. Haliyle yasa ne yazarsa yazsın her şeye bu güvensizliğin haklı yargısı eşlik edecek.

İşte “ hayır ” diyenler, kan ya da ölüm istediği için değil, bu görünür tablodan dolayı “ hayır ” diyor. “Yetmez ama evet” diyenlerin eli ise bu tabloya rağmen kalkacak. Bitti sanılan eylemin varoluşa eşlik eden yükü ancak zamanla anlaşılır.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü