Sayın başkan, sayın heyet; kısa süre içerisinde uzun bir anlatı yapmak mümkün değil. Kapsamlı ve uzun bir savunma yapmıştım. Heyetimizin değiştiğini görüyorum. Umarım savunmamı heyet de inceleme şansına sahip olmuştur.
Çünkü onları burada tekrarlama şansı yok. Ancak çok kısa bir özet yapacağım. Daha önce de ifade ettim; 30 yıllık kamu görevlisiyim. Üç büyükşehirde de çalışmış belki Türkiye'deki tek bürokratım. Konya ve Manisa'da da, İzmir koruma kurullarında da kamu adına imza attım. Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi'nde de hocalık yaptım. O kurumlarda ne yaptıysam, hangi saikle çalıştıysam İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde de 17 ay aynı saikle çalıştım. 18 aydır da hapis yatıyorum. 17 ayın karşılığında 18 aydır hapis yatıyorum.
Kamuda ne görev yapılabilecekse şehir plancısı kadrosundan başlayıp genel sekreterliğe, genel müdürlüğe kadar ben o görevleri yaptım. Her görevi yaptım. Kamu görevinde imzalar atarsınız. 30 yıl boyunca önüme binlerce evrak geldi.
Binlerce imza attım mesleğim gereği de. Attığım imzanın yarıdan fazlası planlama mesleğinin gereği olan imar konularıdır. Hep de netameli konulardır. Siz takip ediyorsanız son dönem yapılan birçok operasyonun ana konusudur.
Ben, sorunlu evraklarla sorunsuz evrakları yan yana koymayan, ayırıp imza atan bir gelenekten geliyorum. Uzun süre devletin işi aksamasın diye en problemsiz rutin evrakları hemen imzalar, incelenmesi gereken evrakları da ince eleyip sık dokuyup ondan sonra imzalayan birisiyim. En problemli gördüğüm 30 yıl boyunca imzaladığım hiçbir evraktan bir tek kuruş kamu zararıyla dahi yargılanmadım. Tek bir problem yaşamadım. Ne acıdır ki rutin evrak diye encümene sevk ettiğim gelir getirici kira ihalelerinden 18 aydır hapis yatıyorum.
Bu yaptığım işler bugün suç olarak sizin dosyanıza girmiş, benim de karşıma çıkarılan imzalar, bu rutin imzalardır. Bunlar hiçbirisi gizli bir iş değildir. Olağanüstü işler de değildir. Birilerine menfaat sağlamak için yapılmış işler de değildir; nitekim hepsini belediyenin iştirakleri almıştır.
Eğer bu rutin imzalar belediyenin iştirakinin belediyeden iş almasına yönelik encümenden yapılmış imzalar suç ise ben aynı suçu Çankaya'da 1.000 yıllık, Ankara Büyükşehir'de 3.000 yıllık, İzmir'de de 5.000 yıllık işlemiş olabilirim. Dahasını söyleyeyim: Türkiye'de bu görevleri yapmış, bu suçu işlememiş kimse de yoktur. Bunların bir bölümü daha önce kabinede görev yaptı, bir bölümü bir önceki kabinedeydi, bir bölümü de şu an devlet yönetiminde, devlet ricalinde aktif görevler almaktadır.
Dolayısıyla bu attığım imzalardan dışında ben ne yaptım da suç işledim konusuna ilişkin iddianamede tek bir husus yok. Ne yaptım ben? İmza attım encümene, ihale sevk ettim. Suçlama nedir? İhaleye fesat. Kamuoyu doğru bilsin diye bunu söylemeyi bir borç biliyorum ben. Sizler elbet biliyorsunuz. Ama bu ihaleler büyük yapım ihaleleri, milyon dolarlık inşaat ihaleleri falan değil.
Öyle olsa ilgili daireleri yapar, harcama yetkilisi daire başkanıdır. Bunlar geçiş garantili yollar, hasta garantili hastaneler falan kamunun cebinden para çıkan ihaleler değiller. Kamuya gelir getiren ihaleler. Daha önce nasıl yapılıyor ise aynı şekilde yapılmış, hatta daha rekabetçi bir unsurla yapıldığını o dönemde de görev yapan daire başkanımız kendisi anlattı.
O dönemde yapıldığından daha rekabetçi koşullarla yapıldığını. O dönem kim alıyorsa gene o almış. Bu işlerde iştiraklerin ihaleleri alması, tek girerek alması bir suç ise dedim ya, bu suçu işlememiş belediyede çalışmış hiç kimse yoktur diye.
Bunun dışında mevzuatta da çalışan bir akademisyen olarak söylüyorum: Başka bir unsur gerekir ihaleye fesat için. Ama daha önemlisi savcı beyin sorularından anladığım şu: Bu imzaları örgüt namına attığımız söyleniyor. Yani normal olarak attığınız imzayı bir suç unsuru değil, örgüt adına imza attığımız söyleniyor. Ben kamu görevinin gereği olması dışında bir imza atmadım.
Örgüt bilmiyorum, görmedim. Görsem müsaade etmem. Böyle bir kamucu, devletçi gelenekten geliyorum. İçime sindirmem. Böyle bir şey de görmedim. Bunları kamu görevinin gereği olarak attım. Dolayısıyla örgüt namına imza atmak üstünden bir suç üretilmeye çalışılıyor.
Böyle bir örgüt yoktur, ben hiçbir tarafı değilim. Size de anlattım; bir örgüt olabilmesi için benim bir maddi menfaat sağlamam lazım. Bir kuruş malım mülküm yok. 30 yıl üç büyükşehrin imarından sorumlu çalışmış birisiyim; banka kredisiyle alınmış, bir de oturduğum lojman olmak üzere iki evim, arabam dahi yok. Bunlardan da şeref duyuyorum. Cezaevinde yattığım sürede geçim sıkıntısı yaşadım, bundan da şeref duyuyorum. Dolayısıyla bir maddi gelirim yok, bir menfaatim yok bu yapılan işten.
İddianamenin ruhunda olan bir şey var; sanki Beylikdüzü'nde çalışmak suç, Beylikdüzü'nden İstanbul Belediyesi'ne gelmek suç gibi terfi almış arkadaşlarımıza öyle bir Beylikdüzü'nden bir ekip var, İstanbul'a geldiler, örgüt olarak yönetiyorlar suçlaması var. Bu doğru değil, benim gördüğüm, bu insanları tanıdım. Ama ben Beylikdüzü'nden de gelmedim.
Beylikdüzü'nde de çalışmadım. İstanbul Belediyesi'nde de 17 ay, 2022-2023 arasında 17 ay çalıştım. Sonra da memuriyetten istifa ettim, aday oldum. Örgütte olmadığımın en temel belgesi benim İzmir adaylığımdır. Ben İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday oldum. Örgüt lideri dediğiniz insan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve onun desteklediği kişi dediğiniz o dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı'na adaylık başvurusunda bulundum partiye, resmi. Beni aday yapmadılar.
Ben nasıl örgüte hizmet etmişim? Hangi örgüte hizmet ettim? Maddi para kazanmadım. Makam elde etmedim, genel sekreterlik yapmış birisi olarak geldim genel sekreter yardımcılığı yaptım. Niye?
İstanbul gibi Türkiye'nin, dünyanın en büyük kentlerinden birisinde buranın sorunlarına değinebilmek, bunca yıl akademide de çalışmış bir uzman olarak buranın kentleşme, ulaşım, afet sorunlarına katkıda bulunabilmek mesleki açıdan eşsiz bir deneyim, eşsiz bir fırsat. Onun için makam, mevki dert etmeden göreve talip oldum. İmardan, ulaşımdan, depremden, afetten, kentsel dönüşümden sorumlu genel sekreter yardımcılığı yaptım. Başarıyla da yaptım.
Dolayısıyla buralardan benim örgüt namına imza attığımı söylemeye çalışan işlerin tümünü güçlü bir şekilde reddediyorum. Ben kamu görevinin gereği olan imzayı attım. Burada hep sitem ediyoruz iddia makamına da, yeri geliyor size de ediyoruz. Ama daha büyük sitemi bazı avukatlara da edeceğim, bazı sanıklara da edeceğim. Burada yatan arkadaşlarımızın ruh halini zerre kadar anladığını kimsenin düşünmüyorum.
Buraya gelip, "Müvekkilim sadece imza attı, yurt dışı yasağını kaldırın" diyenler, benim yurt dışı yasağımı da kaldırın o zaman. Ben de sadece imza attım. Ne yaptım yani, bunu söyleyip buradaki insanların ruh halini anlamadan, "Benim müvekkilim sadece..." Biz adam mı öldürdük? Bir kuruş para mı almışım? Bunu iddia eden yok. 325 tane tutuksuz sanık dinliyorsunuz. 180'ini dinlediniz, bir tanesi benim adımı geçirmedi.
Geri kalan 240'ında da benim adım yok. Benim adımı zikreden, adımla ilgili ifadesi olan hiçbir kimse yok. Eylemlere, 143 eyleme yansımış Buğra Gökce adını parayla yan yana koyan, bir başka eylemle yan yana koyan bir şey yok. Adımın geçtiği iki üç yer var; birini siz sorgumda sormaya çalıştınız, sonra kendiniz vazgeçtiniz "Sizin olmadığınız dönemmiş gerçekten" diye.
Benim adımın geçtiği bir yer yok. Eylemlerde benim adımla ilgili isnatta bulunan birisi yok. Ama şeyin mantığına bakarsanız iddianamenin, biz iştiraklere vermişiz, iştiraklerle de anlaşma içerisindeymişiz, onlar alırken ben ihaleyi kimin alacağını biliyormuşum. Bilmiyorum. Alınmış arkadaşlar. Burada, hapiste beraber tanıştığım, nezarette tanıştığım arkadaşlar.
Hiçbirini tanımıyorum. Burada tanıdım. Hepsi de burada dostum oldu. Ama daha önce bir tanesini tanıdığı, bir tanesinin de bana çay ısmarladığını söyleyen bir iddia isnat yok. Yok, olamaz, tanımıyorum ki hiçbirisini. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyla benim belediyedeki görevli arkadaşlarımla yaptığım telefon ve baz kayıtları bana örgüt üyeliğinin ispatı olarak yazılıyor.
Yani İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyla telefonda görüşmeyin, yan yana olmayın, belediyede birlikte çalıştığım arkadaşlarımla yan yana baz vermeyin. Belediyede nasıl görev yapacaksınız? Bundan suç örgütü üretip, attığımız imzaları suç örgütünün namına atılmış imzalar olarak tarif eden bir yaklaşımı kabul etmek mümkün değil. Kısacası, heyetiniz için iddia edilen, çokça olduğu söylenen eylemlerle ilgili söyleyeyim. Bana 14 eylemle ilgili suç isnat ediliyor, 13+1 diyeyim.
Bir tanesi herkesin olduğu 117 nolu torba eylem. Benim olduğum dönem anlattım, ecrimisil ve kira gelirlerinin patladığı dönem. Daha önce olmadığı, daire başkanımız da rakamlarını gösterdi. Bana ilişkin isnat edilmiş bir şey de yok, sen şunu yaptın diye. Yani gelirlerin patladığı dönemde görev yapmış, bundan sonra patlamasına yol açacak tespitleri yaptırmış Genel Sekreter Yardımcısı ne yaptığımı bilmiyorum. Dört tanesinde İstanbul'da çalışmıyorum, size arz ettik.
Hiç ismim de gelmemişim. İkisinde ayrılmışım görevden. Ama ben o eylemlerde bir bir ilişkisi var, benim adım asıl ihalede yok, iştirakin yaptığı ihaleden sorumluların içerisindeyiz. Geri kalan 8 tanelik eylemin de yarısı belediyenin tesislerin, kültür merkezi, kitapçısı, meydanı, yarısı reklam mecrası. Adına bilirkişi raporu denilen, dayanak aldığınız rapor bilirkişi raporunun birisinde diyor ki "Neden bu reklam mecraları taşerona değil de belediye iştirakinde kalsa kamu zararı olmazdı."
Belediye iştirakinde kalmış tesisler için o zaman o zaman devamında onu söylemem lazım. Bu tesisleri de belediye iştiraki işletiyor. Bu dediğin doğruysa 110 ile 115 arasındaki eylemlerdeki suç ne? Yani bir başka dairemiz için o bilirkişi raporu eylemleri böldünüz diye, 4734 sayılı kanun kapsamında yapılmış ihalelerde böldünüz diye suç isnat ediyor, bir başka dairemiz için bölmediniz diye suç isnat ediyor. Bütün bunlar biz size suç, isimlere de bağlı, belirledik.
Suç belirleyip, söyleyeceğiz, mazeret arıyoruz, bahane arıyoruz biçimindeki raporlardır. O bilirkişi, ben de bilirkişilik yaptım efendim, ben doçent doktorum.
Öyle bilirkişi raporu olmaz. Sorumluluk atfedersiniz. Ne olduğunu suçun söylersiniz. Altında herhangi bir yerinde imzası olan, parafı olan herkesin adını yazmazsınız. Eğer yazacaksanız, iddianamede ihaleye fesadın gerekçesi gösterilen şey nedir? Muhammen bedel, şartname. Nerede muhammen bedelle şartname hazırlayanlar? İddianamede adları yok.
E gerekçesi buysa, ben onların hazırladıklarını encümene sevk etmişim. Gerekçenin dayanağı olan kişiler iddianamede sorumlu değil. İhaleye fesatsa, ihaleyi encümen yaptı. Nerede encümen başkanı? Oy birliğiyle karar alınmış, AK Partili encümen üyeleri nerede?
Oy çokluğuyla imzası atmış bürokrat arkadaşlarımızın yarısı burada yatarken, diğer yarısı nerede? Böyle bir eşitlik, böyle bir adalet ilkesi olur mu? Bunların hepsi belediye tesislerinin işletilmesi ve belediye iştirakinin reklam mecralarının işletilmesi ihaleleridir. Daha önce de arz ettiğim gibi, kim daha önce ne yaptıysa bunların aynısı yapılmıştır. Benden önce bu görevi yapan Ulaştırma Bakanı. Bir önceki yapan da İller Bankası Genel Müdürü, daha önce de söyledim. Eğer bunlar suç ise, aynısına bu imzaları o arkadaşlar atmış.
Savcı Bey burada geçen hafta etkin pişman bir arkadaşa soru sordu. Benim adımın olduğu kısmı okuyarak, benim eylemlere yansımış bir tarafı yok, Umut Şenol. Demiş ki Umut Bey: "Ben başkana bir soru sordum. Başkandan talepte bulundum. Başkan Bey olumsuz yanıt verdi. Sonra Buğra Gökçe'ye gittim. O da beni Murat Ongun’a yönlendirdi." Ya yanlış anlamadıysam Savcı Bey de "Böyle bir şey oldu mu, buradan bir örgüt mü var?" sorgulaması yapıyor.
Birincisi, böyle bir görüşme olmadı. İkincisi, sorduğunuz şahıs burada benim adımı zikrederek böyle bir şeyi de söyleyemedi zaten ifadesindeki gibi. Üçüncüsü ve daha önemlisi, çok büyük bir mantık hatası var. Bu bir belediyeyse de bir bürokrat, bu bir örgütse de bu örgütün bir üyesi, bunun bir numarasına gidip bir soru soruyor, talepte bulunuluyor, reddediliyor.
Onu aşacak kim olabilir? Onun reddettiği bir şeyi başka birisi nasıl olumluya çevirebilir? Böyle bir mantık hatası olabilir mi? Bu ifadeyi Savcı Bey "Buradan örgüt var mı? Bu imzalar örgüt namına atıldı mı?" diye sorgulamaya çalışıyor.
Bunun dışında adımın geçtiği iki yer daha var. İddianamede eylemlere yansımamış, tekrar söylüyorum. Birisi Gülaylar Altın, siz sordunuz, o dönemde görevli değilim. Resmi bağışta imzam var, kendi dilekçeleriyle yapılmış resmi bir bağıştır. Üçüncüsü de yine bir etkin pişman olmuş reklam müdürü ve şey, yine eylemlere yansımamış ifadeler doğru değil.
Anlatmadıkları için yanıt vermeyeceğim. Ama söyledikleri şeyin doğru olmadığını resmi belgelerle önünüze koyacağız eğer Savcı Bey sorarsa daha sonra. Bunlar da eylemlere yansımış şeyler değil, zaten hiçbirisi eylemlerde karşılık da bulamamış. Neden söyleme ihtiyacı duyuyorum? Eylemlerde yok ama Savcı Bey yeri gelip soru soruyor ve bunlarla ilgili aklınızda bu sorulardan kaynaklı bir en ufak bir şüphe kalmasın diye.
Tekrar söylüyorum; ben boğazından haram lokma geçmemiş, beytülmala el uzatmamış, şereflidir kamu görevlisi. Hiçbir suç işlemedim. Hayatımın bu zamanına kadar en ufak bir suça bulaşmadım, örnek bir yaşam sürdüm. Hayatımın 18 ayını da kürek mahkumu olarak geçiriyorum, böyle hissediyorum. Sizlere anlattım daha önce savunmamda yaşananları, acıları. Belki dinlediniz, belki dinlemediniz ama ben kayıt düştüm. Ben 15 aydır, 15 ayı geçti cezaevindeyim ben.
Buradan her gün gelmek zorunda olan eşime bakıyorum işini gücünü bırakıp. Ona mı yanayım? Buraya gelemeyen tekerlekli sandalyedeki anama mı yanayım? Sizlerden merhamet falan dilenmiyorum efendim. Hiç öyle bir talebim yok. Hastalıklarımı falan söyleyecek de değilim. Ağzımı açmak niyetinde değilim. Sağlıklıyım, turp gibi. Kronik hastalıklarım 20 senedir var, umurumda da değil. Ailem için istiyorum bunları. Sizden adalet istiyorum. Başka bir talebim yok. Başka bir talebim yok.
İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Gülten tahliye istedi: Kızımla yaşayabileceğim anlar eksilmesin