sondakika.com
Son Dakika

İsrail'in 'Ebu Zuhur' saldırısı ne anlama geliyor?

İsrail bu hamlesiyle, Türkiye’nin Suriye’de askerî nüfuz alanını genişletme ve stratejik tesisler üzerindeki etkinliğini artırma girişimlerine doğrudan bir mesaj vermiş oldu.

Fotoğraf: Bianet

İsrail savaş uçakları, 18 Ağustos sabahı Suriye’nin kuzeybatısında, İdlip’in doğu kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’nı hedef aldı.

Suriye devlet televizyonunun askerî bir kaynağa dayandırdığı bilgilere göre üssün pisti ve depoları sekiz hava saldırısıyla vuruldu. Yerel ve askerî kaynaklar can kaybı bildirmezken tesiste maddi hasar meydana geldi.

Türkiye sınırının yaklaşık 70 kilometre doğusunda bulunan Ebu Zuhur, uzun süredir faal bir askerî havaalanı olarak kullanılmıyordu. Ancak Hama ve Halep vilayetleri arasındaki geçiş güzergâhında yer alması ve Suriye çölüne yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyor.

Saldırıyı İsrail-Suriye geriliminin ötesine taşıyan ise hedefin konumundan çok, İsrail’in daha sonra açıkladığı gerekçe oldu. İsrail Başbakanlık Ofisi, Şam yönetimiyle güvenlik alanında “statükonun korunması” konusunda daha önce bir mutabakata varıldığını ileri sürdü. Ancak Suriye yönetimini, Türkiye’nin Halep çevresindeki bir hava üssüne konuşlanmasına izin vererek bu düzenlemeyi bozmanın eşiğine gelmekle suçladı.

İsrail, böyle bir konuşlanmanın kendi güvenliği açısından tehdit oluşturacağı konusunda Suriye’yi defalarca uyardı. Suriye ise bu uyarıları dikkate almamayı tercih etti. İsrail, güvenliğine yönelik tehditlere müsamaha göstermeyecek ve statükoya geri dönülmesini memnuniyetle karşılayacaktır. –İsrail Başbakanlığı

İsrail’in açıklaması, Ebu Zuhur saldırısının yalnızca Şam’a değil, Ankara’ya da yönelik bir caydırıcılık mesajı taşıdığını gösteriyor.

Londra merkezli Arapça yayın yapan El-Arabi el-Cedid, sahadaki kaynaklarına dayanarak saldırıdan önceki gün Türkiyeli bir askerî heyetin Ebu Zuhur’u ziyaret ettiğini aktardı. Habere göre heyet, pistin yeniden faaliyete geçirilmesine yönelik ilk çalışmaları inceledi. Kaynaklar, çalışmaların henüz başlangıç aşamasında olduğunu, üs içinde bazı haberleşme araçlarının bulunduğunu ve bölgede Bayraktar tipi bir keşif İHA’sının uçtuğunu öne sürdü. Heyetin bölgeden ayrılmasının ardından İsrail’e ait bir keşif uçağının üs çevresinde uçtuğu, saldırının ise birkaç saat sonra gerçekleştiği belirtildi.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de benzer bir iddiayı dile getirdi.

Buna karşılık ABD merkezli Axios’a konuşan bir Türkiyeli yetkili, Ebu Zuhur’da Türkiye’ye ait askerî varlık bulunduğu iddiasını reddetti.

Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Ebu Zuhur’a yönelik hava saldırılarını “en güçlü şekilde” kınadı. Bakanlık, saldırıları Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik ihlallerin devamı olarak nitelendirdi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da İsrail Başbakanlığı’nın Türkiye’ye ilişkin iddialarını reddetti ve bu söylemin saldırılara meşruiyet kazandırmayı amaçladığını savundu. Ankara, Şam yönetimiyle yürüttüğü işbirliğinin Suriye’nin devlet kapasitesinin yeniden inşasına yönelik olduğunu vurguladı.

Şam’dan gelen açıklamalar da İsrail’in “statüko” anlatısıyla çelişiyor. Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan diplomatik bir kaynak, Katar merkezli El Cezire’ya İsrail ile Suriye’nin sivil veya askerî kurumlarını geliştirme kapasitesini sınırlayan bir güvenlik anlaşması bulunmadığını söyledi. Aynı kaynak, İsrail tarafına Ebu Zuhur’da yabancı güç bulunmadığının bildirildiğini de ileri sürdü.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Reuters’a yaptığı değerlendirme, bu belirsizliği özellikle görünür kılıyor.

Barrack, İsrail saldırısının Türkiye’nin “yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceği” yönündeki “doğru veya yanlış bir algıyı” yansıttığını söyledi. Başka bir ifadeyle Barrack, Türkiye’nin Ebu Zuhur’a konuşlanmak üzere olduğunu doğrulamazken, İsrail’in böyle bir ihtimali tehdit olarak algılayıp harekete geçtiğini söylemiş oldu.

Barrack’ın açıklamasındaki bir diğer önemli nokta, Ankara’nın operasyondan önceden haberdar edilmemiş olmasıydı. Barrack’a göre Türkiye, kendi sınırına doğru hareket eden İsrail uçaklarını gözlemledi ve askerî bir karşılığa hazırlanması “makul” olabilirdi.

ABD’li büyükelçi daha ciddi bir tırmanmanın önlendiğini belirtirken Washington’ın Türkiye, İsrail ve Suriye arasında daha güçlü bir çatışmasızlık mekanizması kurmaya çalıştığını açıkladı.

Neden şimdi?

İsrail’in ‘Ebu Zuhur’ saldırısının zamanlamasında üç dinamik öne çıkıyor.

Birincisi, Şam yönetiminin askerî kurumları ve altyapıyı yeniden inşa etme çabalarının giderek somutlaşması.

İkincisi, Türkiye’nin bu sürece verdiği desteğin İsrail tarafından artık yalnızca diplomatik nüfuz olarak değil, ileride askerî dengeyi değiştirebilecek bir unsur olarak görülmesi.

Üçüncüsü ise İsrail ile Suriye arasında ABD arabuluculuğunda yürütülen güvenlik görüşmelerinin henüz bağlayıcı ve tarafların üzerinde ortaklaştığı bir düzene dönüşmemiş olması.

Ebu Zuhur, T4 krizinin devamı mı?

‘Ebu Zuhur’ saldırısını daha önemli hale getiren nokta, bunun ilk örnek olmaması.

Nisan 2025’te benzer bir kriz Suriye’nin orta kesimindeki Tiyas/T4 Hava Üssü çevresinde yaşanmıştı. Türkiye’nin T4 dahil bazı Suriye hava üslerine güç konuşlandırmaya hazırlandığı yönündeki haberlerin ardından İsrail savaş uçakları üssü hedef almıştı.

Türkiye, Suriye'nin Tiyas (T4) Hava Üssünü devralmaya hazırlanıyor

İki olay arasında dikkat çekici bir benzerlik var. Her ikisinde de Türkiyeli askerî heyetlerin ilgilendiği ve yeniden faaliyete geçirilmesi gündemde olan bir Suriye hava üssü, kısa süre sonra İsrail saldırısının hedefi oldu.

Tel Aviv yönetiminin, Türkiye’nin Suriye’de hava savunma sistemleri konuşlandırmasının İsrail savaş uçaklarının yıllardır sahip olduğu hareket serbestisini sınırlayabileceğini düşündüğü açık.

El-Cezire, 1 Nisan 2025’te İsrailli bir güvenlik kaynağının T4 saldırısını bu çerçevede değerlendirdiğini aktarmıştı. Kaynağa göre İsrail, Türkiye’nin kurabileceği bir hava üssünün kendi operasyon serbestisini kısıtlamasına izin vermeyeceği mesajını veriyordu.

Bu açıdan Ebu Zuhur, T4’te ortaya çıkan kırmızı çizginin yeni bir örneği olarak okunabilir.

İsrail yalnızca Türkiye’nin kendi sınırlarına yakın bölgelerde askerî varlık göstermesine karşı çıkmıyor. Ankara’nın Suriye’nin askerî altyapısını yeniden şekillendirebilecek kalıcı bir kapasite oluşturmasını da kendi güvenlik hesapları açısından tehdit olarak görüyor.

Öte yandan mesele tek bir hava üssünün de ötesine geçiyor. İsrail, Suriye’nin yeniden silahlanma ve düzenli bir hava savunma ağı kurma sürecini mümkün olduğunca kendi güvenlik koşullarına bağlamak istiyor. Türkiye’nin Suriye ordusuna askerî desteği arttıkça, iki ülkenin çıkarları özellikle Suriye hava sahasının kim tarafından ve hangi koşullarda kullanılacağı konusunda daha açık biçimde çakışabilir.

Diplomatik cephede ise Ebu Zuhur saldırısı, İsrail ile Suriye arasında yürütülen güvenlik görüşmelerini sona erdirmekten çok daha karmaşık hale getirebilir.

Şam yönetimi, ordusunu ve askerî altyapısını yeniden kurma hakkının dışarıdan sınırlandırılmasını kabul etmek istemiyor. İsrail ise yapılacak herhangi bir güvenlik düzenlemesinin, kendi tehdit olarak gördüğü askerî kapasiteleri baştan sınırlamasını istiyor. Dolayısıyla ortada, tarafların “statüko”dan ne anladığı konusunda dahi uzlaşamadığı bir tablo var.

Ebu Zuhur’un gösterdiği asıl risk de burada yatıyor: Suriye, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin yalnızca diplomatik düzlemde yürütüldüğü bir alan olmaktan çıkıp doğrudan askerî temas ve yanlış hesaplama riskinin bulunduğu bir sahaya dönüşüyor.

Hakan Fidan: "Suriye'de İsrail'le karşı karşıya gelmek istemiyoruz"

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

4 kaynak

Gündem haberleri

Tümü