İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi, Kadın Hakları Merkezi ve Avukat Hakları Merkezi, 12 Eylül’de başlayan “Ailem Güvende” operasyonları ve bunlara karşı 15 Eylül’de Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde yapılan protestoya polis müdahalesinde yaşananları bir raporda topladı.
Anka'nın haberine göre, Baronun 21 Eylül’de kamuoyuna açıkladığı raporda LGBTİ+ dernekleri ve kurumlarına yönelik operasyonların kapsamı ile protesto sırasında gözaltına alınan 7’si avukat 107 kişinin gözaltı koşulları ele alındı.
Raporda İstanbul’daki ilk operasyon dalgasında 6 sivil toplum kuruluşuna yönelik işlem yapıldığı, 35 kişinin gözaltına alındığı, 20 kişinin tutuklandığı ve 10 işletmenin soruşturma kapsamına alındığı ifade edildi. Bu kişiler, 15 Eylül’deki protestoda gözaltına alınan 107 kişi arasında değil.
Arama, ceza soruşturması ve erişim engeli
Baro, 12 Eylül’den itibaren LGBTİ+ örgütleri, aktivistler ve gazetecilere yönelik işlemlerin üç başlık altında yürütüldüğünü belirtti: internet siteleri ve sosyal medya hesaplarına erişim engelleri; dernek, işletme ve konutlarda arama ve el koyma; ceza soruşturmaları, gözaltı ve tutuklamalar.
Raporda soruşturmalarda “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “uyuşturucu”, “müstehcenlik”, “fuhuş” ve Dernekler Kanunu’na muhalefet gibi suçlamaların yöneltildiği belirtiliyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bazı derneklerin yurt dışından aldığı fonların Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından incelendiğini açıkladığı da hatırlatılıyor.
İstanbul Barosu’nun raporunda operasyonların dijital cephesinde de 11 LGBTİ+ derneğinin internet sitesi, 32 X hesabı ve toplam 419 sosyal medya hesabının erişime engellendiği, 107 hesap için de erişim engeli talebinde bulunulduğu belirtiliyor. Her bir erişim engeli kararının ayrı ayrı bağımsız doğrulaması henüz yayımlanmış değil.
İstanbul Barosu raporuna göre, operasyonları protesto etmek üzere 15 Eylül’de Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde bir araya gelenlere yönelik polis müdahalesinde 7’si avukat 107 kişi gözaltına alındı. Bunların 58’i Gayrettepe’deki Asayiş Şube Müdürlüğü’ne, 40’ı Küçükçekmece Polis Merkezi’ne, dokuzu İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi’ne götürüldü. Bir kişinin ilk aşamada serbest bırakılmasının ardından 106 kişinin işlemleri sürdü.
Baro, ifadeleri 16 Eylül sabahı tamamlanmasına rağmen bu 106 kişinin gözaltı sürelerinin 24 saat daha uzatıldığını bildirdi. Aynı günün ilerleyen saatlerinde 106 kişinin tamamı sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakıldı.
Raporun belirlediği en ağır ihlallerden biri, gözaltına alınanların tamamına ters kelepçe uygulandığı iddiası.
Baronun gözlemci, müdafi ve tanık aktarımlarına dayanarak hazırladığı raporda, gözaltına alınanların bir bölümünün doğrudan polis çemberine alındığını, darp edildiğini, boğazlarının sıkıldığını ve ters kelepçelendiğini anlattığı belirtiliyor. Küçükçekmece Polis Merkezi’ne götürülen üç kişinin, saat 12.30’dan 19.00’a kadar ters kelepçeli tutulduklarını aktardıkları kaydedildi.
Raporda ayrıca bir kişinin gözaltı otobüsünde polis amiri tarafından tokatlandığı ve başının cama vurulduğu; başka bir kişinin kolunun polis tarafından ısırıldığı; bir kişinin de omzunun çıkmasına yol açacak ölçüde güç kullanımına maruz kaldığı ancak hastaneye götürülmediği ileri sürüldü. Bu anlatımlar Baro’nun görüştüğü gözaltındakiler, avukatlar ve tanıklara dayanıyor. İddialara ilişkin bağımsız adli soruşturma yapılıp yapılmadığı ve bir sonuca ulaşılıp ulaşılmadığı henüz bilinmiyor.
Anayasa Mahkemesi’nin ters kelepçe kararları
Ters kelepçe uygulaması Türkiye’de daha önce de Anayasa Mahkemesi kararlarına konu oldu. AYM, gazeteci Beyza Kural’ın bir gösteriyi izlerken ters kelepçelenmesiyle ilgili kararında, kullanılan gücün zorunlu ve ölçülü olup olmadığını inceledi ve olayda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine hükmetti.
Mahkeme başka kararlarında da kelepçenin kendiliğinden yasak bir tedbir olmadığını, ancak saldırganlık ya da kaçma riski ortadan kalktıktan sonra uzun süre sürdürülmesinin ayrıca gerekçelendirilmesi gerektiğini belirtti. Bir hükümlünün elleri ve ayakları kelepçeli olarak yaklaşık altı saat tutulduğu olayda uygulamayı “eziyet” olarak nitelendirdi.
Bu içtihatlarla, İstanbul Barosu’nun “gözaltına alınanların tamamına ters kelepçe uygulandığı” tespitini hukuken daha büyük önem kazanıyor. İdare, her bir kişi açısından uygulamanın neden gerekli olduğu ve ne kadar sürdüğünü ayrıca açıklamak zorunda.
Baro raporundaki ikinci önemli başlık, savunma hakkına erişim.
Rapora göre İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltındaki müvekkilleriyle görüşmek isteyen avukatların binaya girişi saat 15.00’ten gece 00.24’e kadar, yaklaşık 9,5 saat boyunca engellendi. Daha sonra avukatların teker teker içeri alınarak girişlerinin güçleştirildiği, bir avukatın da soğukta dışarıda bekletildiği belirtildi.
Baro ayrıca soruşturma dosyalarında gizlilik kararı bulunduğu belirtilerek avukatların dosyaya erişiminin sınırlandığını, buna karşılık bazı soruşturma bilgilerinin basına yansıdığını dile getirdi ve “lekelenmeme hakkının” ihlal edildiğini savundu.
İlaç verilmedi, hijyenik ped talepleri karşılanmadı
Rapora göre gözaltı takibi yapılan üç emniyet biriminde dışarıdan yemek alınmasına izin verilmedi veya yemek temini geciktirildi; vegan ve vejetaryenlerin uygun beslenme talepleri karşılanmadı.
Reçeteli ilaç kullanan bazı gözaltındakilerin ilaçlarının kendilerine verilmediği, kadınların hijyenik ped taleplerinin de karşılanmadığı aktarıldı. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi’nde bazı gözaltındakiler, doktor muayenesinde kötü muamele beyanlarının adli muayene formuna geçirilmediğini de söyledi.
Baro: “Kötü muamele ve işkence izleri mevcut”
İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi Başkanı Mustafa Rüzgar, raporun yalnızca son iki haftaya ilişkin olmadığını, avukatların emniyet birimlerine erişiminde benzer sorunlarla son iki yıldaki başka operasyonlarda da karşılaştıklarını söyledi.
Rüzgar, Baro’nun gözaltı süreçlerine ilişkin tespitlerini özetlerken, “yurttaşlarla ilgili Emniyette gözaltına alınma süreçleri, tutulma süreçlerine ilişkin olarak yaptığımız tespitlerin tamamında kötü muamele ve işkence izleri mevcut” dedi ve yasal girişim başlatacaklarını açıkladı.
Anayasa Mahkemesi içtihadı da kötü muameleye ilişkin savunulabilir iddialarda devletin bağımsız, hızlı ve derinlikli bir soruşturma yürütmesi gerektiğini belirtiyor. AYM’ye göre soruşturma makamlarının sorumluları ve olayın nasıl gerçekleştiğini ortaya çıkarabilecek bütün makul delilleri toplaması gerekiyor.
Rüzgar, operasyonların “Ailem Güvende” adıyla yürütülmesine de karşı çıktı. Türkiye’de ailelerin asıl sorunlarının insanların cinsel yönelimi ya da ifade ve örgütlenme özgürlüğü olmadığını söyledi; güvenli konut, beslenme, gıdaya erişim ve ekonomik sorunları sıraladı.
Operasyonu, “kendisi gibi düşünmeyen, yaşamayan ve var olmayan insanlara” yönelik bir müdahale olarak tanımlayan Rüzgar, İstanbul Barosu’nun bu uygulamalara karşı hukuki girişimlerini sürdüreceğini söyledi.